Geçtiğimiz aylarda anoreksiya nervoza hastalığından vefat eden sosyal medya fenomeni Nihal Candan’dan sonra birçok ebeveyn konuyla ilgili araştırma yapmaya başladı. Psikolojik Danışman Mısra Tilav, özellikle gençler arasında sıkça rastlanan anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

“CİDDİ PSİKOLOJİK SORUNLARDIR”
Seval Öncü: Anoreksiya ve bulimiya nervoza nedir? Bu iki bozukluğu bize kısaca açıklar mısınız?
Mısra Tilav: Anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza, yeme davranışı üzerinde ciddi etkileri olan psikolojik bozukluklardır. Anoreksiya nervozada kişi kilo alma korkusuyla yemek yeme davranışını kısıtlar, vücut ağırlığı normalin altına düşse bile hala kendini kilolu algılayabilir. Bulimiya nervozada ise tekrar eden aşırı yeme atakları ve ardından gelen telafi edici davranışlar (örneğin kusma, aşırı egzersiz) görülür. Bu bozukluklar yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve bilişsel boyutları olan ciddi psikolojik sorunlardır.

“ERGENLİK DÖNEMİNDE BAŞLAR”
Seval Öncü: Bu rahatsızlıklar genellikle hangi yaş grubunda ve hangi nedenlerle ortaya çıkıyor?
Mısra Tilav: Genellikle ergenlik döneminde başlar; bu dönem hem bedenin değiştiği hem de bireyin kimlik gelişimiyle ilgili hassasiyetler yaşadığı bir süreçtir. Düşük benlik saygısı, mükemmeliyetçilik eğilimi, sosyal çevre baskısı, aile içi iletişim problemleri ve travmatik yaşantılar yeme bozukluklarının gelişiminde rol oynayabilir. Özellikle beden algısındaki bozulmalar, bu bozuklukların temelinde önemli bir yer tutar.

“ELEŞTİRİ VE KIYASLAMALARA NEDEN OLUR”
Seval Öncü: Medyada dayatılan güzellik algısının bu rahatsızlıkların artmasında etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Mısra Tilav: Evet, oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. Medyada ideal bedenin genellikle zayıf bir beden olarak sunulması, özellikle genç bireyler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Sosyal medyada karşılaşılan filtrelenmiş görüntüler ve mükemmellik algısı, bireylerin kendi bedenlerini eleştirmelerine ve kıyaslamalar yapmalarına neden olabiliyor. Bu durum zamanla beden memnuniyetsizliğini artırarak yeme davranışlarını olumsuz etkileyebiliyor.

“BELİRGİN DEĞİŞİKLİKLER OLUR”
Seval Öncü: Anoreksiya ya da bulimiyası olan bir kişiyi dışarıdan fark etmek mümkün mü? Hangi belirtiler dikkat çekici olur?
Mısra Tilav: Her zaman kolay fark edilmeyebilir ancak bazı davranışsal ve fiziksel ipuçları dikkat çekici olabilir. Aşırı kilo kaybı, yemek yeme davranışında belirgin değişiklikler, yemeği reddetme, sürekli diyet yapma, yemek sonrası uzun süre ortadan kaybolma gibi durumlar dikkat edilmesi gereken işaretlerdir. Ayrıca bedenle aşırı meşguliyet, sosyal ortamlardan uzak durma ve ruh halinde dalgalanmalar da gözlemlenebilir.

“AİLELER ÇOCUKLARIN YANINDA OLMALI”
Seval Öncü: Aileler, çocuklarında bu rahatsızlığı fark ettiğinde nasıl bir yol izlemeli? İlk adım ne olmalı?
Mısra Tilav: Ailelerin bu süreçte en önemli tutumu yargılamadan, eleştirmeden ve acele etmeden yaklaşmalarıdır. İlk yapılması gereken, bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek almaktır. Erken müdahale, tedavi sürecinin daha sağlıklı ilerlemesi açısından oldukça kritiktir. Aile, çocuğunun yanında olduğunu hissettirmeli ve bu durumu bir “problem” olarak değil, bir “destek süreci” olarak görmelidir.

“SÜRECE AİLE DE DAHİL EDİLMELİ”
Seval Öncü: Bu bozuklukların tedavisinde nasıl bir süreç izleniyor? Psikolojik danışman olarak siz neler yapıyorsunuz?
Mısra Tilav: Yeme bozukluklarının tedavisi multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmelidir. Psikolojik danışman, psikiyatrist, diyetisyen ve gerektiğinde aile terapisti bu sürecin bir parçası olur. Ben bir psikolojik danışman olarak, bireyin yeme davranışını değil, bu davranışın altında yatan duygusal ve bilişsel süreçleri anlamaya çalışırım. Danışanın beden algısı, benlik saygısı, duygularını düzenleme biçimi gibi alanlarda farkındalık kazanmasına destek olurum. Ayrıca sürece aileyi de dahil etmek, sağlıklı bir sistem oluşturmak açısından oldukça önemlidir.

“İYİLEŞME SÜRECİ DEĞİŞEBİLİR”
Seval Öncü: İyileşme süreci genellikle ne kadar sürüyor? Tam anlamıyla “iyileşmek” mümkün mü?
Mısra Tilav: İyileşme süreci kişiden kişiye değişir; bazı bireylerde aylar, bazılarında yıllar sürebilir. Bu süre boyunca sadece fiziksel belirtilerin değil, duygusal ve zihinsel süreçlerin de iyileşmesi hedeflenir. Erken müdahale ve düzenli destekle birlikte tam iyileşme mümkündür. Ancak bu süreç sabır, güven ilişkisi ve sürdürülebilir destekle ilerler. Bazen inişli çıkışlı olabilir ama bu da iyileşmenin doğal bir parçasıdır.

“SOSYAL MEDYA ETKİLİYOR”
Seval Öncü: Son yıllarda yeme bozukluklarında bir artış gözlemliyor musunuz? Özellikle sosyal medya bu artışı nasıl etkiliyor?
Mısra Tilav: Evet, özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte beden algısına yönelik baskılar artmış durumda. Filtreli fotoğraflar, sürekli karşılaştırma hali ve “ideal beden” vurgusu bireylerde yeterli olmama hissini besliyor. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler bu içeriklerden çok daha fazla etkileniyor. Danışma süreçlerinde bu baskının yeme davranışına yansımalarıyla sıkça karşılaşıyoruz.
“BİLİNÇLENDİRME YAPILMALI”
Seval Öncü: Gençlere ve ailelerine bu konuda neler önerirsiniz? Önleyici bir yol haritası mümkün mü?
Mısra Tilav: Kesinlikle mümkün. Öncelikle ailelerin çocuklarına sadece dış görünüşleriyle değil, kişilik özellikleriyle de değerli olduklarını hissettirmeleri çok önemli. Açık iletişim, koşulsuz kabul, empati ve güven duygusu en temel koruyucu faktörler. Okullarda beden algısı, medya okuryazarlığı ve duygusal farkındalık gibi konularda bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı. Sosyal medya kullanımı konusunda da eleştirel bakış açısı kazandırmak gerekiyor.

“HER FARKINDALIK KIYMETLİ”
Seval Öncü: Son olarak, sizi bu konuda en çok etkileyen bir vaka ya da unutamadığınız bir danışan deneyiminiz oldu mu?
Mısra Tilav: Danışan mahremiyetine ve etik kurallara bağlı kaldığım için bireysel örnek vermem doğru olmaz. Ancak genel olarak söyleyebilirim ki, iyileşme yolculuğuna tanıklık etmek bir psikolojik danışman olarak en anlamlı deneyimlerden biri. Her küçük adımın, her farkındalığın ne kadar kıymetli olduğunu bu süreçlerde bir kez daha görüyorum. Bireylerin kendilerini yeniden inşa edişlerine tanıklık etmek mesleki olarak beni en çok besleyen unsurlardan biri.





