Büyük Menderes’in suladığı bereketli topraklara sahip Ege'nin kalbi olan Aydın bugünlerde tarihinin en sessiz ama en derin krizlerinden birini yaşıyor.
Dünyaca ünlü “sarı lop” inciri ve nesillerdir ailelerin geçim kaynağı olan zeytinlikler, bir yandan küresel ısınma diğer yandan ovayı saran jeotermal enerji santralleri (JES) ve endüstriyel tesislerin etkisi altında kıvranıyor.
"Pamuk Ambarı" Söke Ovası’nda da yanlış su politikaları ve artan maliyetler yüzünden “beyaz altın çağı” kapanıyor!
Aydın, Türkiye’nin toplam incir üretiminin büyük bir kısmını tek başına sırtlayan ve bunu dünyaya ihraç eden bir tarım cenneti iken “sanayileşme” ve “enerji” projelerinin “bilindik” sonuçları ile sınanıyor. Bir tarafta ülkenin enerji bağımsızlığı için yürütülen projeler ve endüstriyel kalkınma hamlesi, diğer tarafta ise bin yıllık tarım kültürünü korumaya çalışan Aydınlılar duruyor.
"EKOLOJİK KORUMA PLANI"
Çevre politikalarının sanayi merkezli büyüme lehine esnetilmesi tarımsal sit alanı ilan edilmesi gereken ovaların jeotermal akışkanlar ve endüstriyel atıklarla zehirlenmesine yol açıyor.
Yetkililer her ne kadar tesislerin denetlendiğini ve standartlara uygun olduğunu belirtse de ÇED raporları ve sivil toplum kuruluşlarının verileri tarımın bereketli kadim başkenti Aydın’ın topraklarının bir “ekolojik kriz” yaşadığı gerçeğini ortaya seriyor.
Uzmanlar, Aydın için acil bir "Ekolojik Koruma Planı" devreye sokulmazsa, önümüzdeki on yıl içinde Ege'nin bu en bereketli havzasının geri döndürülemez bir çölleşme tehdidi ile karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Söke ve Kuşadası’nın su ihtiyacını karşılaması beklenen Sarıçay Barajı gibi altyapı projeleri umut vaat etse de nehir yataklarındaki kentsel ve endüstriyel atık riski hayati önem taşıyor.
Küresel elitizmin belirlediği sanayileşme hırsı ile doğayı koruma arzusu arasındaki savaşın ortasında kalan Aydınlı çiftçiler atalarından devraldıkları incir, zeytin ve pamuk mirasını çocuklarına devredememe korkusu içerisinde sessiz çığlıklar atıyor.
Söke Ovası’nda "Beyaz Altın" Çağı Bitti
Söke pamuğu Avrupa Birliği tescilli coğrafi işaretine sahip. Ancak bugün tarihinin en büyük üretim krizini yaşıyor. Bir dönem tarlaları adeta kar gibi kaplayan ve köylünün "beyaz altın" dediği pamuk artık Söke tarımının lokomotifi olmaktan çok uzak. Bu durumun en büyük sebebi de çiftiçisinden çevrecisine uzmanından yetkilisine herkesin bildiği üzere yanlış ‘çevre ve su’ politikaları.
Büyük Menderes Havzası'nda baraj sularının üst bölgelerdeki sanayi ve tarım alanları tarafından tüketilerek Söke Ovası'na ulaştırılmaması bunun bir örneği. Yazın en kavurucu döneminde tarlasına can suyu bulamayan çiftçi kış aylarında da nehir taşkınlarıyla boğuşuyor. Ovadaki sulama birliği fiyatları arasındaki uçurumlar da cabası.
KURUMLAR ARASI TUTARSIZLIK
Tarım politikasındaki koordinasyon eksikliği de ayrı bir yara. Aydın Valiliği'nin kuraklık dönemlerinde aldığı "kuru tarım" veya "yüzde 50 sulama kısıtlaması" gibi sert idari kararlar ziraat odaları tarafından sahaya uygun olmadığı gerekçesiyle "uygulanamaz" bulunuyor.
KÜLTÜR VE TURİZM DE ALARM VERİYOR
Aydın’da doğanın dengesinin bozulması sadece tarımı değil, Aydın’ın turizm ve kültürel kimliğini de baltalıyor. Yerel çevre örgütleri ve diğer kaynakların aktardığı raporlar, özellikle Kuşadası sınırlarındaki Dilek Yarımadası gibi doğa harikası koruma alanlarının dahi çevre kirliliğinden ve insan baskısından nasibini almaya başladığını gösteriyor.





