Atilla Dağıstanlı

Atilla Dağıstanlı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

  BOYALI  BASIN,  BESLEME BASIN   VE  YANDAŞ BASIN

A+A-

Bu sözü kim söylemiştir ,anımsayan var mı ?

Evet,İlhan  Selçuk…

O yıllarda başta Günaydın Gazetesi olmak üzere bir çok gazete rengarenk yayımlanıyordu.

İlhan ağabeyi,’’Boyalı Basın’’ derken,o gazetelerin salt renkli yayımlanmalarını değil,toplum üzerinde olumsuz etki yaratan işlevlerini de vurguluyordu.

Türk Basının Amiral Gemisi ünvanını alan Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin oğlu Haldun Simavi,Günaydın Gazetesi’nin sahibiydi.

Hürriyet,Cumhuriyet,Milliyet gibi gazeteler ülkede olup bitenleri en ince ayrıntılarına kadar inceleyip,bu olup bitenlerden  toplumu haberdar ederken Boyalı Basın magazin türü haberlerle  özellikle 1.sayfasında kullandığı yarı çıplak sözüm ona kadın sanatçıların fotoğraflarını yayımlayarak toplumun ilgisini başka yönlere  çekiyordu.

Bir de ‘’BESLEME BASIN’’ vardı.

Besleme Basın,sahibinin sesiydi.Magazinel haberlerle kim kiminle nerede neler yapmış bunları izler,ünlü iş adamlarının özel yaşamlarını didik didik ederek yakaladığı balıklarla gününü gün ederdi.

Besleme Basın’da  ülke sorunlarıyla ilgilenmez,fakir kız,zengin oğlan öyküleriyle insanların ilgisini kendi üzerine çekerdi.Böylece herkes kendisine ait  bir şey  aramaya başlar,asıl olması gereken yerden uzaklaşırdı.

 

Tıpkı  Orhan Veli’nin;

 

Ne otom bombası,

Ne  Londra  Konferansı;

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umunda mı  dünya !

 Dediği gibi…

 

BOYALI  BASIN ,etkinliğini sürdürürken  gelişen teknolojiyle evlerimize  TV dediğimiz  hipnotizma  kutusu  girdi.

Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal ile Cem Uzan, ortaklığı TRT yasasını delerek Alman’ya dan paket tv programları yayınlamaya başladılar.

TRT’nin tekelindeki  TV programlarında sadece yılda  bir kez  o da yılbaşı geceleri  Sibel Can,Asena gibi dansözler ekrana çıkarılırdı.

O yıllarda İstanbul’da yaşadığım için özellikle geceleri  Kanlıca’daki evleri gözlemlerdim;çünkü  saat 00:00 ı gösterdiğinde Star Tv ‘de Yasemin Evcim miydi neydi  tam anımsayamıyorum,bir hatun ekrana çıkar başlardı raksa.

Onun programı bitince evlerin pencerelerinden  yansıyan ışıklar sönerdi.

 

Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken,ekrana çıkan dansöz sayısı cinsiyet kavramıyla birlikte değişerek artmaya başladı;çünkü açılan her yeni TV kanalında,haber programlarını yöneten gazetecilikten tv gazeteciliğine  geçmiş usta  gazeteciler (!) boy göstermeye başladı.

TRT’de habercilik adına yaptığı ilginç programların  yapımcısı Uğur Dündar’ın yanına,Ali Kırca,Tayfun Talipoğlu,Reha  Muhtar,konuşma diliyle Türkçeyi katleden Mehmet Ali Birand’lar geldi…

Genel kültür konusunda alt yapısı ve bilinç düzeyi  neredeyse  sıfır olan toplum,tv yayınları ve ünlü programcıların zeka ürünü programlarıyla   ekrana tutsak edilerek reklamcıların arayıp da  bulamadıkları  sorgulamayan  bir tüketici  kitlesine  dönüştürüldü.Tabi buna koşut olarak da  Süper Marketler devreye  girdi ve Tiyatro Sanatçısı  usta Ferhan Şensoy’un dediği gibi ,’’ KAHRAMAN BAKKAL,SÜPERMARKETE KARŞI’’ savaşları başladı…

Bu süreç  hem teknolojik hem de psikolojik olarak gelişirken,sahneye AKP iktidarı  çıktı.

Musluklar açıldı,reklamlarla bilinçaltına gönderilen  subliminal mesajlarla toplum Rus bilim adamı  Pavlov’un köpeklere uyguladığı Şartlı Refleks uygulamalarındaki gibi sorgulamaya,araştırmaya değil,Orhan Veli’nin dizelerindeki gibi günü birlik yaşamaya alıştırıldı.

Ve  böylece 

Olur da  biri çıkar haşlanarak ölmek üzere olduğunun farkında olmayan  kurbağaya   soğuk su dökerek uyandırır diye,seri üretimlerle  gazeteciler,programcılar üretilmeye başlandı.

Yerden pıtırak gibi çıkan gazeteci,tv programcısının yan sıra  çakma proflar da ellerine geçirdikleri tv lerde  toplumu mangutlaştırmanın  türlü çeşidini buldular.

Toplumsal  mangutlaştırma programının bir bacağı da  dinsel inançların sömürülmesiyidi.

Bu işin ustalarıda ele geçirdikleri  tv ekrarlarında özellikle ramazan aylarında insanları  salonlara ve ekranlara bağlayıp  kılıcını salladıkları tv patronlarına reklamlardan tirilyonluk pastalar kazandırırlarken,kendileri de milyon dolarları alıp,seyircilerine de öteki dünyayı cazip gösterip bugünkü hallerine şükretmeyi öğrettiler.

Haşlanarak öleceğinin  hala farkında olamayan kurbağa mahmur gözlerle  modayı,teknolojiyi izlerken  Türkiye ‘de Parlamenter düzenden, yarı başkanlık sistemine geçmiş oldu.

Tek adam saltanatı olanca hızıyla zirveye tırmanırken, 300-500 odalı saraylar maraylar yapıldı,asgari ücretle  kıçını kapatamamanın  sıkıntısı içindeki haşlanmakta olan kurbağa  her nasılsa  başına örülen çorabın farkına varmaya başladı.

İşte tam bu sırada ;

Biri çıktı  ‘’BEN MUHARREM İNCE ,CUMHURBAŞKANI  ADAYIYIM’’ dedi.

16 yıllık AKP iktidarının milyon dolarlarla  beslediği  YANDAŞ BASIN önceleri pek önemsemedi;ama Muharrem İnce; bu sözde gazetecileri  tek tek ve toplu olarak kendi ekranlarına gömmeye başlayınca ,paniklemeye başladılar;çünkü aldıkları milyon dolara veda edebilirlerdi.

Yandaş Basının şimdi yapacağı iki şey var:

Muharrem İnce’yi  sahneden kaçırmak için ya her zamanki gibi  CİA vari yöntemlere başvuracaklar,

Ya da  dalga dalga katlanarak büyüyen Muharrem İnce’nin halktan aldığı gücün  önünde duramayacaklarını anlayarak,patronlarını satacaklar.

Muharrem İnce,seçimlere kadar ne kadar çok tv kanalında programa çıkarsa  ve  kendisine  tuzak kuranları kendi tuzaklarına  düşürdükçe, ki   bunu çok iyi yapıyor,bilin ki  YANDAŞ BASININ PATRONU,BÜYÜK PATRONUNU  SATMAYA BAŞLADI…demektir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar