“Hiçbir şeye ihtiyacımız yok…” diyor Gazi ve devam ediyor “yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır…” ve tamamlıyor “çalışkan olmak.” Dününden bihaber olan ne bugününden emindir ne de yarınındır. Okumalı, okutmalı, okutturmalı… Sorgulamalı, sorgulatmalı, sorgulattırmalı… Ve evvela: Uyanmalı, uyandırmalı, uyandırtmalı…

Atatürk ve silah arkadaşları, kürsü arkadaşları, sıra arkadaşları, masa arkadaşları, ülkü arkadaşları hem okuyan hem sorgulayan hem de uyanık idi. İcra ettikleri her bir reform, yenilik, inkılap, devrim adı her ne ise burada katedilen yol dikkati cezbe layıktır. Bir milletin, coğrafyanın, kültürün ihyası için türlü seferberlikler seve seve yahut sine sine velhasıl öyle ya da böyle icraya mecburdur. Öyle ki: “Ya istiklal ya ölüm!”

Ve bir bir peyda oluverir icraatlar: Kalkıverir saltanat, ilan ediliverir, Cumhuriyet, hem seçer hem seçilir kadınlar, kıyafet bir başka kafadaki bir başka oluverir, modern toplumlar ile at başı olabilmek için saat ile takvim yenileşiverir, türlü soyadları türer, kültür bekçisi dilde harf değişiverir vs… Adını anmaya lüzum görmediğimiz niceleri daha Türk milletinin kaderi çizgisinde bir durak oluverir. “Güneş Doğu’dan doğar iken eskiden bundan gayrı Batı’dan alıvermek icap eder ziyayı.”

İrfan bekçisi, ilmin elçisi Mehmet Akif’in şu dizesini hatıra getirin: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.” İşte o al sancak, mevcudiyetini ne vakit kimin iktidarında buldu ve Osmanlı mirası Türkiye, Cumhuriyet pelerinini üzerine geçiriverirken al sancak bir değişim sürecinden geçti mi yahut geçer gibi oldu mu? Hem evet hem de hayır…

Mevcut hali ile Türk bayrağına benzerlik yönü bakımından en yakın hal, III. Selim Han devrine rast gelir. Bahsi geçen bayrak, kırmızı zemin üzere beyaz hilal ve sekiz köşeli yıldız olmak suretindedir. Niçin sekiz köşeli yıldız..? Zaferin simgesidir de ondan. Bir süre daha bu haliyle görülen al bayrak, Fransız İhtilali’nin nice kıvılcımından biri olan milliyetçilik ateşinin imparatorlukları köşe bucak bırakmaksızın sardığı bir devirde bu kıvılcım Osmanlı’yı da yakalayıverir. Azınlıklar baş kaldırır; vatan, vatan, vatan diye tutturuverir.

Öyle ki bu sürecin bertarafı adına Osmanlı devlet adamları, türlü hamleler yapmış gel gelelim işin içinde çıkamamış. İşte bu hamlelerden biri de Tanzimat Fermanı’dır. Ferman üzere Osmanlı sınırları içinde yaşayan herkes kardeş ve insan olmanın verdiği her türlü hakka sahip oldukları kanun üzere kat’idir. Bu gerçeğin bir emaresi olarak kırmızı zemin üzere beyaz hilal ve hemen yanı başında beş köşeli bir yıldız konduruluverir. Niçin beş köşeli yıldız..? İnsanı simgelediği için de ondan. İşte böylece Atatürk devri zamanı 29 Mayıs 1936'da 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağı “kırmızı zemin üzere beyaz hilal ve beş köşeli hilal” olarak kanunlaşmıştır. Ve bundan ötürüdür ki şöyle başlar marşımız: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.

DİĞER YAZILARI