Kemal Benli

Kemal Benli

ÇAĞDAŞ KÖLELİK

ÇAĞDAŞ KÖLELİK

Aydın’da AVM‘ye gidiyorum. Daha girişte güvenlik görevlileri karşılıyorlar ve manyetik kapıdan geçmemi ve elimdeki çantayı da X RAY Cihazından geçirmemi istiyorlar. Ama çantada ve üstümde tehlikeli ve başkalarına zarar verebilecek hiçbir şey yok. Sadece notlarım dolmuşta veya bir yere oturduğum zaman okumak için yanıma aldığım bir kitap ve bir miktar da param var. Çantayı açıp görevlilere göstermek ve içinde tehlikeli hiçbir şey olmadığını anlatmak istiyorum.

Ancak, görevliler ısrarla çantamı X RAY Cihazından geçirmemi ve X RAY’lı kapıdan geçmemi istiyorlar. Nörolojik rahatsızlığım olduğunu, X RAY ışınları dahil, her türlü yüksek frekanslı ışınların sağlığıma zarar verdiğini ve üstümü ve çantamı arayabileceklerini söylüyorum. Bu şekilde konuşurken, yanında iki-üç yaşlarında bir erkek çocuk olan hamile bir kadın geldi ve X RAY kapıdan çocuğu ile geçiyor, çantasını da X RAY cihazından geçiriyor. Ancak, hamile kadınların, çocukların ve yaşlıların X RAY cihazlarından geçirilmemesi gerektiği ve görevlilerin bunları uyarmaları gerektiği halde uyarmıyorlar.

Ve.. Görevlilere neden uyarmadıklarını sorduğumda da geçmesinin zararının olmadığını söylediler. Bu tür cihazların çalışma şeklini bilip bilmediklerini sorduğumda da, bilmediklerini, sadece kursunu gördüklerini ve kursu verenlerin de her hangi bir zararının olmadığını söylediğini bildirdiler. Kendilerine görevlerini yaparlarken, mümkün olduğunca bu cihazdan uzakta durmaları gerektiğini söyleyerek çantamı ve üstümü aratıp içeri girdim.

Ayakta fazla kaldığım, epey de yürüdüğüm ve yorulduğum için biraz da kitap okumak amacı ile oturacak bir yer aradım. Kovid salgını öncesi AVM‘nin sokaklarında boş alanlarda oturup dinlenebilecek oturaklar ve kanepeler bulunurdu. Kovid önlemleri kalktı, ancak kaldırılan oturaklar yerlerine konmamış. Etrafta kafeler ve boşluklarda kafelerin masa ve sandalyeleri var. Başka oturabileceğim bir yer bulamadığım için kenardaki sandalyelerden birisine oturmak istedim.

Ama, bir garson hemen gelerek ne içmek istediğimi sordu. Hiçbir şey içmek istemediğimi, sadece biraz oturup dinlendikten sonra kalkıp gideceğimi söyleyince garson bir şey demeden ayrıldı. Ayrıldı ama huzursuz olmuştum. Burada oturup, insani niteliklerime bir katkısı da olmayacak, fincanı ya da kupası bilmem şu kadar liradan, fiyatı dövize endeksli kahve içmek de istemem doğrusu. Oturaklar yerine konsa da buradaki mağazaların velinimeti olan, bu mağazalara bolca para bırakan bu insanlar biraz olsun oturup dinlense olmaz mı ? Diye düşündüm bir an.

Sordum birkaç kişiye, eskiden vardı, şimdi neden burada birkaç oturak yok? Diye. Belediye buraya karışamazmış. Neden karışamazmış? Çöplerini alarak, suyunu vererek hizmet götürdüğü bir yere de oturaklar konması için karışabilir. Oturak konmayarak, insanlar kafelerde oturup para harcamaya zorlanıyor olmalılar sanırım.

Düşündüm. Ama düşüncelerim darma dağınık. Toparlayamıyorum düşüncelerimi. Aklımdan bin bir düşünce birden gelip geçiyor.

Buranın, bu AVM’nin bulunduğu bu güzel arazinin bir zamanlar, iki bin Aydın’lının ve sevgili eşimin de çalıştığı, en az on bin Aydın’lının ekmek yediği Aydın Tekstil arazisi olduğu, Aydın ovasında yetiştirilen ve beyaz altın dediğimiz, şimdi de ithal etmek zorunda kaldığımız Pamuğumuzun iplik ve sonra da tüm tekstil ürünü haline getirildiği büyük bir Tekstil Fabrikası olduğunu, Aydın- Denizli yolu üzerindeki Fabrika satış mağazasından yaptığımız alış verişleri düşündüm.

Pamuk yetişmeyen ya da az yetişen Denizli, tekstil sanayinde hızla yükselerek ilerlerken, İngiltere kraliçesine bile havlu-bornoz gönderirken, ne oldu da Aydın Tekstil zarar ederek kapanma noktasına geldi ya da getirildi? Orhan Veli ‘nin, “Beni bu güzel havalar mahvetti“ Dediği gibi, Aydın Tekstil’i de Aydın’ı yönetenler mi yoksa Fabrikayı yönetenler mi mahvetti? Yoksa, yoksa. Bunu da işe alın, şunu da bir yere yerleştirin, şuna da bir iş verin mi? Diyen birileri mi?

İnsanların el bileklerine kelepçeler, ayak bileklerine prangalar vurulabilir, ama düşüncelerine asla. Benim de düşüncelerim gene darma dağınık.

Birden aklıma, biraz önce kapıda yaşadıklarım geldi. 50’li yıllar.. Menderes iktidarı… Marshall yardımı kapsamında ABD’den gelen yardımlar… Bir yandan Türk Ordusu hayvanlı halinden kurtarılarak Motorize haline getiriliyor, halkın Cemse dediği GMC arabalar geliyor. G harfi İngilizce de Cİ, M harfi EM ve C harfi de SE şeklinde söylendiği için halk CEMSE şeklinde söylerdi.

Tabii, bu araçlar bedelsiz olarak veriliyordu, ancak bu araçları kullanacak sürücüler yok, lastiği patladığında, motoru arızalandığında onaracak yetişmiş eleman da yok, yedek parça da yok. Aşınan fren balatasını dahi yüksek fiyattan almak zorunda idik. Allahtan, o zamanlar 1 ABD doları 1 TL ye eşitti. Hatta TL daha değerli idi.

ABD , bu defa da GMC araçların yerine, 1960‘lı yıllarda REO denilen 6 silindirli, benzini whisky gibi içen araçları verdi. Bu REO’lara benzin yetmezdi. Deposu 200 litre benzin alırdı ve bu benzin ile ancak 400 Km.yol gidebilirdi.

Sonra .. Gene Marshall Planı. Gene ABD’nin şeytani oyunları, tuzakları, kumpasları..

Süt Tozu. Evet süt tozu içirirlerdi .Bilmiyorduk, içiriyorlardı, biz de içerdik. Çünkü çocuktuk. Sadece süt tozu da değildi bize yedirilenler ve içirilenler. Ayakkabıların tabanına konan kauçuklar gibi sararmış konserve peynirler, tereyağları, tavuk, kaz ve ördek etleri.

Okulların bahçelerine koca koca kazanlar konur, altına ateşler yakılır, güvelenmiş süt tozları elenerek kaynatılır ve biz çocuklara içirilirdi. Biz öğrenciler, okula bir su bardağı, biraz şeker, bir iki dilim ekmek götürürdük, süt tozundan sütle içerdik.

Güzel Ülkemiz bir tarım ülkesi idi, kendi kendisine yetebilen sayılı ülkelerden birisi idik. Nüfusumuzun yüzde 80’ni köylerde yaşardı. Yoksulduk, ama çok mutlu idik. Ne zaman ki ABD geldi, Marshall Planını dayattı, bütün huzurumuz kaçtı. Ürettiklerimiz para etmez ve ürünlerimiz değer fiyatına satılmaz oldu. Üretim yapan fabrikalarımız, hatta uçak fabrikamız bile kapatıldı. Top tüfek dahil, her türlü silah üreten fabrikalarımız satıldı ya da kapatıldı. Siyonist ABD‘ye muhtaç ve bağımlı hale getirildik.

Biz çocuklar, Emperyalist ABD’nin güveli süt tozlarını içerken, kokuşmuş peynirlerini yerken, aklı başında büyüklerimiz yok muydu ? Bize neden onları yedirip içirdiler? “Geleceğimiz olan ve bizlerden sonra milletimizi var ve neslimizi devam ettirecek olan çocuklarımıza bunları yedirmeyelim, belki ileride bir zararı olabilir.” Diyen aklı başında bir yetkili ve görevli çıkmamış.

Siyonist ABD‘nin kurtlu süt tozlarını içen neslin devamında bir çok hastalık arttı mı artmadı mı? Kanser, SM ,SMA ,zeka ve beden özürlü doğan insan sayısında artışlar olmuş mudur? Olmamış mıdır? Yetişkinlerin ve çocukların IQ düzeyleri, Dünya’nın öteki ülkelerindeki insanlara kıyasla ne düzeydedir?

Tavşana kaç, şuraya saklan, tazı geliyor; tazıya da, tavşan buraya saklandı, yakala. Diyerek tavşanın yerini gösteren bir sömürü düzeni kurucularının her dediğini yapmak zorunda mıyız? Hiçbir konuda bizim kendi beynimiz ve düşüncemiz yok mu? Böyle bir zihniyete nasıl güvenebiliriz? Böyle insanlarla yola nasıl çıkabiliriz?

Bu gün teröriste mayın satarak askerimizin harekat yollarını göstererek, mayını döşemesi gereken noktaları söyleyen ve sonra da bize mayın dedektörü satanların ve eylem yapmaya hazır yüzlerce terörist var, hastanelerinizin, postanalerinizin, otogarlarınızın, hatta mağazalarınızın kapılarına X RAY cihazları koyun, herkesi buradan geçirin. Diyerek bu cihazları üreten ve satanların, 1950’li yıllarda bize süt tozu içirenlerin çocukları olduklarını asla unutmayın.

Süt tozu içtiğim için bozulan sağlığımı yeniden kazanmak için hastanelere gidiyorum. Daha kapıda X RAY cihazından geçmek zorunda bırakılıyorum. “Allah aşkına, buradan geçirmeyin, geçmeye zorlamayın beni. Zaten sağlığım bozuk, had safhada nörolojik rahatsızlığım var.“ Desem de boşuna.

“Ya üzerinde bıçak ve silah varsa, onunla doktorlara ve sağlıkçılara saldırırsan, öldürür veya yaralarsan?“ şeklinde sözlerle karşılaşıyorum. İyi de, doktorlara ve sağlıkçılara saldıranları caydırmak için çok ağır cezalar öngören yasalar çıkarın, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmayın. Doktorlara ve sağlık çalışanlarına saldıranlara, çok ağır cezalar verilmesini öngören yasa çıkarılmadığı gibi TBMM ne teklif dahi verilmiyor.

Hiçbir yere bu X RAY cihazlarının konmaması ve hamile kadınların, çocukların, yaşlıların, hastaların ve hastaneye şifa bulmak için gelenlerin buralardan geçirilmemesi gerekirken, hastaneye gelen hastalar, çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar bu kapılardan geçiriliyor.

1950’li yıllarda Siyonist ABD‘nin kokuşmuş süt tozunu içenlerde, etkilerinin yıllar sonra ortaya çıktığı gibi, şimdi X RAY cihazlarından geçirilenlerle o cihazların başındaki görevliler üzerinde yaptığı ve yapacağı etki sonradan ortaya çıkacaktır.

İlerdeki nesillerden, benim gibi düşünüp, “O zaman, çocuklarımızı, insanımızı bu X RAY cihazlarından geçirmeyelim“ diyen, aklı başında bir kimse yok muydu?“ Diyenler çıkar mı acaba?

Dedim ya … Düşüncelerim darma dağın. İçimdeki yurt sevgisi, bayrak sevgisi, doğa sevgisi, insan sevgisi ve AYDIN SEVGİSİ, AYDINLI SEVGİSİ ..

AVM'nin yeri, Aydın Tekstil fabrikasının yeri idi.

Aydın’da daha bilmem nerelerdeki verimli birinci sınıf tarım arazisi, yerleşime açıldı. Çok cazip hale getirilerek: “Sat kardeşim tarlanı, al bir daire, bir de araba, bak keyfine, ne uğraşacaksın tarla ile.” Dediler. İleride neler olacağını hiç düşünmeden onları dinledik ve tarlalarımızız sattık, bir daire bir de araba aldık. O zamanlar çocuklar küçüktü. Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdüler, araba da eskidi, tamirine para yetmiyor, sanayiden çıkamıyoruz. Çocuklarla apartman dairesine sığmıyoruz, çocuklara iş de yok.

Sattığın tarlaya AVM açılmış. Çocuklara bir iş var mıdır orada acaba? Var tabii ki . X RAY cihazlı kapıya güvenlikçiler, mağazalara temizlikçiler, kasiyereler ve tezgahtarlar gerek.

Çocuklarına iş ancak oralarda var. Sen tarlanı satmadan önce, kendi tarlanda işinin patronu idin. Tarlanı sattın ama, çocukların o sattığın tarlada şimdi ya güvenlikçi, ya temizlikçi, ya kasiyer ve tezgahtar olabildiler, asla işlerinin patronu olamadılar. Ola ola ancak sömürge düzeninde modern köleler olabildiler.

Aydın’da, Aydın’lının sattığı tarlasında kurulan AVM’de, Aydın esnafına küçük bir dükkan dahi yoktur.

Anlatabildim mi acaba? Düşüncelerimin neden karmakarışık ve allak bullak olduğunu?
Değerli Okuyucular. Düşünceleriniz benim için çok değerlidir. Değerli düşünceleriniz bana güç, cesaret, metanet ve şevk verecektir. Lütfen düşüncelerinizi belirtiniz ve değinmemi istediğiniz konuları yazınız.
Esen kalınız.

DİĞER YAZILARI

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kemal Benli Arşivi
SON YAZILAR