Çocuklarımız neden bizden uzaklaşıyor?

Abone Ol

“Bir çocuğu eğitirken aslında geleceğin toplumunu inşa edersiniz.”
— Plato
Bugün birçok anne baba aynı cümleyi kuruyor:
“Bizim çocuk çok değişti.”
“Eskisi gibi konuşmuyor.”
“Sürekli telefonda.”
“Öfkeli, tahammülsüz ve dağınık.”
“Bir şey söylüyoruz, hemen tepki veriyor.”
“Yanımızda ama bizimle değil.”
Aslında mesele yalnızca çocukların değişmesi değil.
Mesele, çocukların büyüdüğü dünyanın bizim büyüdüğümüz dünyadan tamamen farklı olması.
Bugünün çocuğu, bilgiye çok yakın; ama kendine çok uzak büyüyor.
Ekran var, dikkat yok.
Bağlantı var, bağ yok.
Konuşma var, iletişim yok.
Ve biz çoğu zaman sorunu davranışta arıyoruz; oysa kök daha derinde.

Hiperaktif mi, yoksa aşırı uyarılmış mı?
Birçok çocuk için hemen şu etiket konuyor:
“Dikkat dağınıklığı var.”
“Hiperaktif.”
“Yerinde duramıyor.”
Ama bazen mesele bozukluk değil; zihnin sürekli uyarılmış olmasıdır.
Telefon, tablet, kısa videolar, hızlı geçişler, anlık ödüller…
Beyin sürekli dopamin alıyor.
Beklemeyi unutuyor.
Sıkılmaya tahammül edemiyor.
Derin düşünmeye direniyor.
Çocuk artık sessizlikte kalamıyor.
Çünkü iç dünyasıyla baş başa kalmak zor geliyor.
TED konuşmalarında da sıkça vurgulanan bir gerçek var:
Sürekli ekran maruziyeti, özellikle çocuklarda dikkat süresini kısaltıyor, sabrı azaltıyor ve duygusal düzenlemeyi zorlaştırıyor.
Sorun sadece teknoloji değil;
teknolojinin çocuğun yerine düşünmeye başlaması.

Pasif Agresif Nesil
Bugünün çocukları bazen bağırmıyor ama içten içe öfkeli.
Kapıyı sert kapatıyor.
Cevap vermiyor.
İçine çekiliyor.
İnatla susuyor.
Bu sessizlik çoğu zaman huzur değil; bastırılmış öfke.
Çünkü çocuk kendini ifade etmeyi değil, tepki vermeyi öğreniyor.
Dinlenmeyen çocuk anlatmaz.
Anlaşılmayan çocuk saldırmaz bazen; uzaklaşır.
Ve aile bunu çoğu zaman “saygısızlık” sanır.
Oysa bazen bu yalnızca şudur:
“Beni gerçekten duyuyor musun?”
Aile Merkezinden Kopuş
Eskiden aile bir merkezdi.
Bugün birçok ev aynı çatı altında yaşayan yabancılar gibi.
Anne telefonda.
Baba yorgun.
Çocuk ekranda.
Herkes meşgul ama kimse temas hâlinde değil.
Çocuk, en çok sevgi eksikliğinden değil;
görülmeme hissinden yorulur.
Bir çocuk için en büyük ihtiyaç oyuncak değil; dikkat.
En büyük güven, para değil; varlık.
Yanında olmak başka, onunla olmak başka.

Kadim Bilgi Şunu Söyler
Tasavvuf ehli der ki:
“Neye çok bakarsan, ona dönüşürsün.”
Çocuk da böyledir.
Sürekli acele gören çocuk sabırsız olur.
Sürekli kaygı gören çocuk huzursuz olur.
Sürekli eleştiri gören çocuk kendine yabancılaşır.
Çocuk sözden çok hâli öğrenir.
Bu yüzden eğitim, anlatmak değil; yaşatmaktır.
Anne babanın kendi iç huzuru, çocuğun ilk psikolojisidir.

İletişim Neden Bozuluyor?
Çünkü biz çocukla konuşurken çoğu zaman onu anlamaya değil, düzeltmeye çalışıyoruz.
“Ben senin yaşındayken…”
“Abartıyorsun.”
“Senin derdin bu mu?”
Bu cümleler çözüm değil, duvardır.
Çocuk akıl değil, önce alan ister.
Önce duyulmak ister.
İletişim tavsiye vermek değildir.
İletişim, karşındakinin iç dünyasına saygı duymaktır.

Ne Yapmalıyız?
Daha çok kontrol değil.
Daha çok temas.
Daha çok yasak değil.
Daha çok yön.
Daha çok eleştiri değil.
Daha çok örnek.
Çocuk yetiştirmek, bir davranışı düzeltmek değil; bir insanın iç yapısını kurmaktır.
Ve bu yapı sevgiyle başlar ama sınırla büyür.
Sevgi tek başına yetmez.
Sınır olmayan sevgi, çocukta yön değil belirsizlik üretir.
Bugün çocuklarımızı kaybetmiyoruz.
Aslında onların dikkatini, güvenini ve iç dünyasını yavaş yavaş bırakıyoruz.
Ve sonra dönüp soruyoruz:
“Neden bizden uzaklaştı?”
Belki de doğru soru şu:
“Biz ne zaman gerçekten yanında olmayı bıraktık?”
Çocuklar sözümüzü değil, hâlimizi miras alır.
Bu yüzden geleceği değiştirmek istiyorsak,
önce evin içindeki dili değiştirmemiz gerekir.