Dijital tabaklarda mucize aramak

Abone Ol

Son yıllarda mutfağımızdaki en büyük malzeme ne chia tohumu ne de avokado. Artık en çok tükettiğimiz şey; kaydırdığımız ekranlarda karşımıza çıkan, üzerine "mucizevi" etiketi yapıştırılmış bilgi kırıntıları. Bir sabah uyanıyoruz ve o güne kadar "sağlıklı" bildiğimiz bir besin, 15 saniyelik bir video ile "zehir" ilan ediliyor. Ertesi gün ise başka bir "yağ yakıcı iksir" ile tüm dertlerimizin dermanı bir bardağa sığdırılıyor.
Bir diyetisyen olarak, dört yılımı bu işin bilimsel temellerini, biyokimyasını ve fizyolojisini anlamaya adamış biri olarak şunu sormadan edemiyorum. Bilim, neden parıltılı filtreler kadar hızlı yayılmıyor?
Bugün dijital dünyada bir "beslenme otoritesi" olmak için diploma değil, yüksek takipçi sayısı ve ikna edici bir ışık düzeni yeterli görülüyor. Hiçbir klinik temeli olmayan, danışan geçmişi bulunmayan kişiler; bir gecede binlerce insana ne yemeleri gerektiğini "emir kipiyle" dikte edebiliyor. Oysa beslenme; sadece kalori ve makro hesabı değil, bir insanın kültürü, psikolojisi, genetiği ve yaşam koşullarıyla örülü, kişiye özel bir sanattır. Fenomenlerin sunduğu o "tek tip" mucizeler, maalesef toplumda beslenme bozukluklarını ve sağlıklı beslenme takıntısını (ortoreksiya) tetikliyor. Bilimsel bir gerçek; sıkıcıdır, emek ister ve çoğu zaman "duruma göre değişir" cevabını içerir. Ama sosyal medya "kesinlik" ister. "Bunu içersen zayıflarsın" cümlesi, "Bu içecek metabolizmana şu şartlar altında destek olabilir" cümlesinden daha çok izleniyor. Bilgi kirliliğinin bu kadar yoğun olduğu bir çağda, en büyük sorumluluğumuz; tabağı sadece besinle değil, doğru ve güvenilir bilgiyle doldurmaktır.
Unutmayın; sağlığınız bir algoritmanın insafına bırakılmayacak kadar değerlidir. Gerçek şifa, trendlerde değil; bilimin rehberliğinde ve size özel hazırlanan o eşsiz dengededir. Sağlık dolu bir hafta dilerim!