İletişim ve İlişkiler İnsan Aslında Kimi Seviyor?

Abone Ol

“İnsan çoğu zaman bir başkasını sevmez; onun yanında kendisiyle kurduğu duyguyu sever.”
— Aslı Ekici
İnsan ilişkileri üzerine biraz durup düşündüğünüzde ilginç bir gerçekle karşılaşırsınız:
Biz çoğu zaman bir insanı olduğu gibi sevmeyiz.
Onun bize hissettirdiği duyguyu severiz.
Bu cümle ilk anda sert gelebilir. Hatta biraz acımasız bile görünebilir.
Ama insan doğasına yakından baktığınızda bunun bir yargı değil, oldukça tanıdık bir gerçek olduğunu fark edersiniz.
Çünkü insan yalnızca bir kişiye değil; o kişi aracılığıyla kendi içinde oluşan duyguya bağlanır.
Bir insan sizi sakinleştiriyorsa ona yakın hissedersiniz.
Yanında kendinizi daha güçlü hissediyorsanız ona tutunursunuz.
Birisi size değerli olduğunuzu hissettiriyorsa ondan vazgeçmek zorlaşır.
İlişkilerin görünmeyen tarafı tam da burada başlar.
Çünkü biz çoğu zaman karşımızdaki insanı değil, onun içimizde yarattığı hâli severiz.
Bu nedenle ilişkiler yalnızca iki insanın karşılaşması değildir.
Aynı zamanda iki farklı duygusal ihtiyacın ve iki farklı beklentinin kesiştiği bir alandır.
Bir ilişki bize huzur veriyorsa onu “doğru ilişki” olarak tanımlarız.
Bizi güçlü hissettiren bir insanı hayatımızda tutmak isteriz.
Kendimizi değerli hissettiğimiz bir ilişkiyi bırakmak ise zorlaşır.
Fakat o duygusal denge bozulduğunda ilişkilerde kırılmalar başlar.
Çünkü çoğu insan ilişkinin kendisini değil, ilişkiden aldığı duyguyu sevmektedir.
O duygu ortadan kalktığında ise şu cümle ortaya çıkar:
“Sen çok değiştin.”
Oysa çoğu zaman değişen kişi değildir.
Sadece ilişkiye yüklediğimiz beklentiler görünür hâle gelmiştir.
İlişkilerde yaşanan birçok hayal kırıklığının temelinde de bu durum vardır.
İnsanlar çoğu zaman karşısındaki kişiyi değil, o kişinin kendilerinde yarattığı duygusal karşılığı sevdikleri için; bu karşılık ortadan kalktığında ilişkiyi sorgulamaya başlarlar.
Belki de bu yüzden sağlıklı bir ilişkiyi anlamanın ilk adımı şu soruyu sormaktır:
“Ben bu insanı mı seviyorum, yoksa onun bana hissettirdiği duyguyu mu seviyorum?”
Bu soru rahatsız edici olabilir.
Ama ilişkilerde gerçek farkındalık çoğu zaman tam burada başlar.
Çünkü insan karşısındaki kişiyi gerçekten görmeye ancak kendi beklentilerinin farkına vardığında başlar.
İnsan bir başkasını anlamaya başlamadan önce, kendi iç dünyasını anlamak zorundadır.

İlişkilerin Kökü: Çocukluk
İnsan ilişkilerini anlamanın yolu çoğu zaman bugüne bakmaktan değil, geçmişe bakmaktan geçer.
Çünkü insan ilişki kurmayı yetişkinlikte öğrenmez.
Bunu çok daha önce, çocuklukta öğrenir.
Bir çocuk dünyayı ilk kez ailesinin içinden tanır.
Sevilmenin ne demek olduğunu…
Değerli hissetmenin nasıl bir duygu olduğunu…
Bir hata yaptığında nasıl karşılandığını…
Hepsini ilk kez orada görür.
Eğer bir çocuk sevildiğini koşulsuz hissediyorsa, ileride kurduğu ilişkilerde güven duygusunu daha kolay taşır. Çünkü zihninde şu duygu yerleşmiştir:
“Ben değerliyim.”
Ama sevgi sürekli eleştiriyle, kıyaslamayla ya da mesafeyle birlikte geliyorsa çocuk başka bir şey öğrenir.
Bazen farkında bile olmadan şu düşünceler oluşur:
“Sevilmek için yeterli olmalıyım.”
“Sevilmek için kendimi kanıtlamalıyım.”
“Sevilmek için uyum sağlamalıyım.”
Bu düşünceler çoğu zaman açıkça söylenmez.
Ama insanın içinde sessizce yerleşir ve yıllar sonra ilişkilerde kendini göstermeye başlar.
Bu yüzden yetişkinlikte yaşanan birçok ilişki problemi aslında bugüne ait değildir.
Çoğu zaman geçmişte öğrenilmiş duygusal kalıpların yeniden sahneye çıkmasıdır.
Bir insan sürekli terk edilme korkusu yaşıyorsa…
Bir başkası ilişkide sürekli kontrol etmeye çalışıyorsa…
Bir diğeri en küçük tartışmada geri çekiliyorsa…
Bunların çoğu, bir zamanlar öğrenilmiş duygusal güven stratejileridir.
Bu yüzden ilişkiler yalnızca iki kişinin bugünü değildir.
Çoğu zaman iki geçmişin karşılaşmasıdır.
Ve çoğu zaman bunun farkında bile olmayız.
Karşımızdaki insanın söylediği bir söz bizi beklenmedik kadar incitebilir.
Bir davranış beklenmedik kadar öfkelendirebilir.
Çünkü o an sadece bugüne dokunmamıştır.
Bir yere… eski bir yere değmiştir.
Bu yüzden aile içi iletişim yalnızca günlük konuşmalar değildir.
Aile içinde kullanılan dil, verilen tepkiler ve kurulan iletişim biçimi; bir çocuğun ileride kuracağı ilişkilerin psikolojik temelini oluşturur.
Biz çoğu zaman karşımızdaki insanla kavga etmiyoruz.
Kendi geçmişimizle kavga ediyoruz.
Karşımızdaki insan yalnızca o geçmişe dokunan bir ayna oluyor.
Bu yüzden bazı insanlar bizi bu kadar öfkelendirir.
Bu yüzden bazı insanlar yanımızdayken içimiz garip bir huzur bulur.
Çünkü ilişkiler yalnızca iki insanın karşılaşması değildir.
İlişkiler, insanın kendi iç dünyasıyla yaptığı en dürüst karşılaşmadır.
Ve belki de bu yüzden ilişkiler zor değildir.
İnsanın kendisi zordur.
“İlişkiler iki insanın birbirini değiştirdiği yer değildir; insanın kendisiyle karşılaştığı yerdir.”