İnsan Olma Sanatı: Yaşıyoruz Ama Yok Ederek

Abone Ol

Zamanla değişen sadece dış dünya değil.
İnsanın içindeki "insanlık" da dönüşüyor çoğu zaman derinleşerek değil, koparak, parçalanarak, uzaklaşarak.
Bugüne kadar ;
kendini tanımaktan, duyguların dilini çözmekten,
seçimlerinin ardındaki bilinç kalıplarını fark etmekten söz ettik.
Gerçek ile sahte olanı ayırmayı, potansiyelin izini sürmeyi,
denge ve farkındalıkla var olmayı konuştuk.
Ama bu hafta başka bir sayfayı açıyoruz.
Çünkü artık sadece bireyin içsel uyanışını değil,
toplumun kolektif uyuyuşunu da konuşmak zorundayız.
İnsanoğlu nereye evriliyor?
Merhamet neden sustu?
Ahlak neden şekil değiştirdi?
Ve neden herkes sadece kendisi için yaşarken, yaşarken bir yandan da yok ediyor?
Bu hafta “İnsan Olma Sanatı”nı,
sadece kişisel değil; varoluşsal bir sorumluluk olarak ele alacağız.
“İnsan bu dünyada sadece doğmaz.
Gerçek mesele, insan kalabilmektir.”
— Aslı Ekici

Zaman ilerledikçe dünya gelişti, ama insan derinliğini kaybetti.
Her şey hızlandı, kolaylaştı, bağlandı ama bağ kurmayı unuttuk.
Yüzler gülüyor gibi ama içler suskun.
Cümleler çoğaldı ama anlam azaldı.
Ve belki de en acısı:
İnsan, kendine rağmen başkası olmaya çalışırken, kendini tamamen unuttu.
Bugün yaşadığımız kriz, sadece ekonomik ya da teknolojik değil;
bir vicdan, merhamet ve ahlak krizidir.
İnsan, artık sadece yaşamak için değil, kazanmak için yaşıyor.
Ama kazanırken yok ediyor:
başkasını, doğayı, ilişkileri, kendi ruhunu.
Bu Hâl Bizim Seçimimiz mi?
Kimileri bugünkü insani durumumuzu bir “zorunluluk” gibi görüyor:
"Zaman böyle, sistem böyle..."
Ama sistemleri insanlar kurar.
Ve her seçim, bir karakterin parçasıdır.
“İnsan, başına ne geldiyse başkalarına ne yaptığından dolayı yaşar.”
— Viktor Frankl

İnsanoğlu kendine ait olanı değil, başkasının onayladığını yaşamayı seçti.
Anlamı terk edip algıya sarıldı.
İç sesini bastırıp dışarıdan gelen her sese teslim oldu.
Ve bu teslimiyet, onu merhametten bencilliğe,
empatik bilinçten yok edici güce doğru evirdi.
Neden Merhamet Yerini Kötülüğe Bıraktı?
Bu sorunun cevabı sadece bireysel değil, kolektiftir.
Çünkü merhamet zaman ister, sabır ister, derinlik ister.
Ama günümüz insanı hız istiyor, sonuç istiyor, haz istiyor.
“Düşünmeyen insan zalimleşir, hissedemeyen insan yok edici olur.”
— Erich Fromm

Artık herkes kendi için yaşıyor,
ama yaşarken başkasının alanına, hakkına, ruhuna hoyratça dokunabiliyor.
Yani:
Yaşıyoruz ama yok ederek.

İlişkileri, değerleri, doğayı, hatta çocukların geleceğini bile... Oysa dünya, sadece hayatta kalınacak bir alan değil; insan olma sanatının icra edildiği bir sahnedir.
• Her bakış bir seçimdir,
• Her söz bir iz bırakır,
• Her davranış bir aynadır.
Bu yüzden mesele insan doğmak değil,
insan kalabilmektir.
Doğmak bir başlangıçtır,
ama insan kalmak bir irade, bir emek, bir bilinç işidir.
Peki, Ne Yapacağız?
Her şeyin griye boyandığı,
iyilikle saflığın alay konusu olduğu,
ahlakın bile 'çağ dışı' sayıldığı bu çağda
insan olmayı hatırlamak devrimsel bir eylemdir.
insanın görevi:
• Görmeyi bilen bir kalp taşımak,
• Sezgilerini duyabilen bir zihinle yaşamak,
• Sessiz kalmış bir vicdanı uyandırmak,
• Ve her koşulda merhametten vazgeçmemektir.

“Teknoloji ruhu doyurmaz.
Güç, ahlakı telafi etmez.
Zeka, vicdanın yerini tutamaz.
“İnsanlık, artık dünyayı değiştirmekten önce, kendini dengelemeye cesaret etmelidir.
Çünkü her gerçek dönüşüm, içeriden başlar.”