Geçtiğimiz günlerde Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, oldukça kritik bir noktaya dikkat çekti: “Faiz oranları üzerindeki önemli bir baskı unsuru da kamu kesiminin borçlanma ihtiyacının artmasıdır.” Bu kısa ama güçlü tespit, aslında mali disiplin, para politikası ve reel sektör arasındaki ilişkinin özeti niteliğinde. Peki kamu borçlanmasının faizler üzerinde nasıl bir etkisi var? Türkiye’de son yıllardaki tablo bize ne söylüyor?
Ekonomide söz sahibi olan isimler ve önemli araştırmalar bu ilişkiyi üç ana başlıkta açıklıyor:
1. Fon Arz ve Talebi: Devlet bütçe açığını kapatmak için daha fazla borçlandığında piyasadaki fonlara talep artar. Fon arzı sınırlıysa bu durum faizleri yukarı iter. Özel sektörle devlet arasında “kaynak yarışı” doğar. Devletin kaynağa ihtiyacı arttıkça kaynak arayışına girer, azalan kaynalar sebebiyle reel sektörün kaynağa ulaşımı güçleşir.
2. Risk Primi: Artan ve artma eğiliminde olan kamu borcu, ileride daha yüksek borçlanmaya işaret eder. Yatırımcılar bu riski fiyatlamak ister ve sürecin doğası gereği daha yüksek faiz talep eder.
3. Kısır Döngü: Yüksek faizler, devletin faiz ödemelerini artırır. Artan faiz yükü yeni borç ihtiyacını doğurur, bu da yeniden faiz baskısı yaratır. Böylece sürdürülemez bir borç-faiz döngüsü oluşur.
Piyasanın faiz indirimi beklentisi gün geçtikçe artıyor. Piyasaların dayanma gücü kalmadı. Son günlerde sıkça dillendirilen ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın işaret ettiği noktaya baktığımızda gidişat faiz indirimi için uygun ortamın oluşmadığı yönünde. Şöyle ki,
- 2018’de iç borç çevirme oranı yaklaşık %98 seviyesindeydi.
- 2019’da bu oran %132’ye kadar yükseldi.
- 2024 yılında iç borç çevirme oranı %134 olarak gerçekleşti.
- 2025 için Hazine’nin öngörüsü bu oranın %130’un üzerinde seyredeceği yönünde.
Kısacası, devletin borç çevirmek için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kaldığı bir dönemdeyiz. Bu tablo, faizler üzerinde doğal bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu baskı beklentilerin aksine olunca piyasalardaki gerilim de artıyor.
Öte yandan, TCMB verilerine bakıldığında politika faizi ile iç borç çevirme oranı arasında yıllar itibarıyla yüksek borçlanma ihtiyacı faizlerin yükselmesini; yüksek faizler ise yeniden borç yükünün ağırlaşmasını beraberinde getiriyor.
Artan kamu borçlanması ve faizler sadece Hazine’nin değil, reel sektörün de sorununu büyütüyor: Yüksek faizler özel sektör yatırımlarını caydırıyor. Bankacılık sistemi kamu borçlanmasına kaynak ayırdıkça reel sektörün krediye erişimi zorlaşıyor. Uzun vadede bu baskı, büyüme hızını düşürüyor ve riski artırıyor.
Bu nedenle, kamu maliyesindeki her hamlenin özel sektörün yatırım kapasitesine doğrudan yansıdığını unutmamak gerekiyor.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın işaret ettiği gibi, faizler üzerindeki en önemli baskılardan biri kamu borçlanma ihtiyacıdır. Borç çevirme oranlarının %130’ların üzerine çıktığı bir ortamda, faizleri düşürmek için sadece para politikasına bakmak yeterli olmayacaktır. Asıl mesele, mali disiplinin yeniden tesis edilmesi ve borçlanma ihtiyacının azaltılmasıdır.
Aksi halde, yüksek borç–yüksek faiz döngüsünden çıkmak giderek zorlaşacak, yük sadece kamu maliyesine değil, reel sektörün geleceğine de yansıyacaktır.