Aydın’da sükûnetle sürüklenen günlerin hangisinin bizi şaşırtacağına kişisel olarak karar verebiliriz. Ancak topyekûn şaşkınlık ve hayretle karşılayacağımız şeyler sadece yaşadığımız şehirde olunca değil, artık dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelince de etkileniyoruz.
Savaşlar, sadece savaşanları değil, savaşa en yakında olanlardan başlayıp havuza atılmış taş gibi dünyanın her köşesini etkisi altına alıyor.
Orta Doğu, tarihin en kritik eşiğine yaklaştı. Savaş kapıda…
“Savaşın Aydın’la ne ilgisi var?” sorusuna bir bakış açısıyla cevap veriyorum.
Yanı başımızda füzeler, bombalar, nükleer tesisler vurulup kayıplar olurken hiçbir şey bir önceki gün gibi olmayacak.
Türkiye’nin ticaret ağları içinde sevkiyatlar duracak. Ticari ve siyasi işbirliği sözleşmeleri askıya alınacak.
Orta Doğu’nun hırçın ülkesi İsrail’in İran’a saldırması en çok da bizi etkileyecek. Suriye örneğinden yola çıkarak olup bitenlere bakalım.
Çünkü 5-6 yıldır iki ülke arasındaki krizler, söz düelloları, tehditler, saldırılar artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geldi.
Son yıllardaki olayları özetlemek gerekirse; 2021’de Umman denizinde İsrail ve İran birbirlerinin ticaret ve savaş gemilerini hedef alan saldırılar başlattı.
İranlı Albay Sayar Hüdayi, 2022’de öldürüldü. İran, iki bilim insanının şüpheli şekilde zehirlenmesinin ardında İsrail olduğunu savundu.
Hamas, 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırı düzenleyince gerilim tırmandı. Hizbullah ve Husiler de İsrail hedeflerini vurdu.
2024’te füze ve drone savaşları başladı ve nihayet İsrail, İran’ın nükleer tesislerini koruyan hava savunma sistemlerini vurdu. İran Genel Kurmay Başkanı öldürüldü. Sivil halktan da can kayıpları oldu. Şimdi İran misilleme yapıyor.
İşte tüm endişemiz burada... Ya İran da "canımıza yetti" deyip nükleer silahlarını kullanırsa...
İSRAİL’İN SONU MU?
İran, nüfus olarak İsrail’in 9 katı fazla. Kara ve deniz güçleri üstünlüğü var. Ancak teknoloji olarak İsrail’in üstünlüğüne bir de Orta Doğu, Avrupa ve ABD güç birliği anlaşmaları eklenince avantajlı görünüyor.
İran lideri Ali Hamaney, İsrail’in “kırmızıçizgiyi” geçtiğini, sert, caydırıcı ve kararlı olarak karşılık vereceklerini açıkladı. İran, daha önce de meydan okumuş, ancak sonuç getirecek bir hamle yapamamıştı.
Acaba bu son saldırı “bardağı taşıran son damla” olabilir mi?
İran, “intikam bayrağı” astı. Belli ki savaş kızışacak. Orta Doğu coğrafyası kan gölüne dönecek. Yine gözyaşı, göç, acı, keder…
İsrail’in tutumunu “bizim kibrimiz tüm ordulardan daha büyüktür” sözü açıklamıyor mu?
Sanki Orta Doğu’da sona doğru yol alıyor.
Tarihte nice imparatorluklar kibir yüzünden yıkıldı. İran’a karşı ülkesini korumak için büyük kayıplar verdireceklerini açıklayan Netanyahu, “İran’ın nükleer zenginleştirme programının kalbine saldırdık. Nükleer anlaşmayı kabul edinceye kadar saldırılar durmayacak” diyor. ABD Başkanı Trump da, İsrail’den daha sert saldırılar beklediğini duyurdu.
İsrail’in kibrini bir ölçüde ABD besliyor.
Ancak tarih defalarca kibir sahiplerine zafer değil, acı bir son hazırladı. Kibir, önce aykırı sesleri susturur, sonra kimsenin gerçeğini kabul etmez, sadece alkışları duyar. Alkışlar sustuğunda ise en doğru kendilerinin olmadığını anladığında artık çok geçtir.
Çünkü kibir düşmandan önce gelir ve içeriden çökertir!
Şimdi söylenenler güçlü retorikler olabilir. Savaş sözlerinde alışılmamış tınılar vardır. Bazıları kendi vatandaşına cesaret, coşku ve dayanma gücü verir. Bazıları da düşmana korku… Savaş retoriği bambaşkadır. Savaş biter, acılar unutulur ama sözler tarihe geçer.
Retorik liderlerin en güçlü silahıdır. Ancak bu silahın mermisi olmayınca liderlik kalesi düşer!
Şimdi savaş diline dikkat edelim. Kimin kelimeleri eylemle desteklenirse sonuç onun lehine dönecektir. Yine de savaşan iki ülke de kayıplar verecek. Savaşlarını Okyanus ötesinde sürdüren ABD yine ipleri eline aldı. Hesapta “İran – İsrail savaşsın, biz kazanalım” planı var.
Unutulmamalı, savaşın kazananı asla olmaz!