Konforu ve mali gücü sömürgelerden yağmaladıkları ekonomik değerler, devam eden sömürü düzenler, bu esnada dökülen kanlar, akıtılan gözyaşları ve çektirilen acılar üzerine inşa etmiş olan gerek batı emperyalizmine karşı gerekse de küresel kapitalist emperyalist düzene karşı direniş insanlığın tek onurlu yolu olarak karşımızdadır.
Uluslararası hukukun yok hükmünde olduğu, gücü elinde bulunduranın hukuku ve kuralları belirlediği, güçsüz olanın düşünce ve yaşama hakkının elinden alındığı, insan haklarının yok sayıldığı, demokrasinin sadece belli bir seçkin zümre için var olduğu, bağımsız, egemen devletler yerine bağımlı, muhtaç devletlerin sömürü düzenlerinde yer aldığı yeni bir dünya düzenini inşa etmeye çalışan emperyalist güç merkezlerine karşı olmak sadece onurlu bir yol olarak karşımızda bulunmaz bu aynı zamanda insanlığın varlığına yönelik en büyük tehdit olarak ta karşımızdadır.
Ortadoğu’daki sessizlikten ve özellikle yalnızlaştırılmış iş birlikçi yönetimlerin teslimiyetlerinden cesaret alarak Ortadoğu’yu kan gölü, acı ve sefalet coğrafyasına çevirenlere karşı müşterek paydada birleşmek özellikle Müslüman ülkelerin bir araya gelmesi hem Müslüman coğrafyaya huzurun ve barışın gelmesine katkı sağlayacaktır hem de bu ülkelerin başkaları tarafından sömürülmesinin önüne geçilmiş olacaktır.
Müslüman ülkeler arasındaki siyasi hesaplaşmalar ve mezhep ayrılıklarının sebep olduğu çatışmaların Batı emperyalizminin fitne ateşi ile körüklenmesi sonucu ortaya çıkan anlaşmazlıklar karşısında Batı'dan barış ve demokrasi adına dün medet umanların bugün hallerinin ne durumda olduğu, acınası ve ibret alınası bir gerçek olarak gerek tüm Müslümanların gerekse de tüm insanlığın önündedir.
Bugün de coğrafyamızda benzer bir durumla ne yazık ki yine karşı karşıyayız. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan bugüne değin komşu ülkemiz İran'a yönelik başlattığı saldırılar İran'la komşu ülkeleri savaşa sokma, mezhepsel ve etnik çatışmalar çıkarma ve özellikle bölgedeki etnik grupları İran'a karşı isyana sürükleme hayali ile birlikte yine yeni ve benzer fitnelerle dün Irak'ta neler vaat edip Irak halkına neler yaşattılarsa bugün de benzer vaatleri İran halkına vermekte ve İran halkı bu oyuna gelirse şayet kendilerini ne büyük acıların beklediği herkes tarafından bilinir bir gerçek. Tabi bölgemizde cereyan eden hadiselere bakıldığında Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye sürecinin gerek ülkemizin güvenliği gerekse de bölgenin güvenliği noktasında ne kadar isabetli ve stratejik bir adım olduğu da bu vesile ile herkes tarafından teyit edilmiş bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bu noktada sözlerime son verirken, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi dileriz daha fazla kan dökülmeden, ateş daha fazla yayılmadan, kardeş Müslüman ülkeler arasına ise daha fazla husumet girmeden bölgemiz bu cendereden kurtulur ve siyaseti kan ve kaos üzerine kurulu bu emperyalist düzene ve işbirlikçilerine karşı güçlü dış politikasıyla, güçlü savunma sanayisiyle, güçlü askerî kapasitesiyle hepsinden önemlisi güçlenmiş iç cephesiyle Türkiye'nin öncülüğünde kurulacak Türk ve İslam Ülkeleri birliği ile bu küresel çetelere karşı tek vücut bir duruş gösterilir ve gerek gönül coğrafyamız gerekse de dünya mazlumları bu birliktelik ile daha fazla acılar yaşamaya maruz kalmaz. Selam, sevgi ve hürmetlerimle...