Kuşadası’nda yaşayan 64 yaşındaki körüklü çizme ustası Mustafa Karpuzcu, geleneksel el sanatlarını yaşatma konusundaki uzun soluklu emeğiyle “2025 Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülüne layık görüldü. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile UNESCO iş birliğinde düzenlenen program kapsamında verilen ödül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takdim edildi. Kuşadası doğumlu olan Mustafa Karpuzcu, meslek hayatına henüz 6 yaşındayken babasının yanında başladı. Babasının da körüklü çizme ustası olduğunu belirten Karpuzcu, çocukluk yıllarından itibaren tezgah başında yetiştiğini ifade etti. En büyük sıkıntılarının çırak bulamamak olduğunu dile getiren Karpuzcu, oğlunun mesleği isteyerek sürdürmesinin kendisi için büyük bir şans olduğunu ifade etti. Üniversite mezunu olan oğlunun ustalık belgesini aldıktan sonra mesleğini devam ettireceğini aktardı.
“MESLEKİ YOLCULUĞUMUN TEMELİNİ BABAM ATI”
Kendinizden bahsedebilir misiniz?
Kuşadası doğumluyum. 1961 yılında dünyaya geldim. Babam da çizmeciydi, ayakkabıcılık yapıyordu. Ben bu mesleğe 6 yaşında babamın yanında başladım ve hala devam ediyorum. Aslında bu kararı ben vermedim, babam verdi. Bizim dönemimizde çıraklık çok yaygındı. Okula giden çocukların çoğu tatillerde ya da boş zamanlarında mutlaka bir ustanın yanına giderdi. Kimi marangozun, kimi demircinin yanında çalışırdı; herkes bir sanat öğrenirdi. Ben de babam sanatkâr olduğu için onun yanında başladım, başka bir yere gitmedim. Bu nedenle mesleki yolculuğumun temeli babamın yanında atılmış oldu.

“DESTEĞİNİ HİÇ ESİRGEMEDİ”
Daha sonra nasıl kendi iş yerinizi açtınız?
Babamdan hiçbir zaman ayrılmadım. 17 yaşıma geldiğimde babam bana bir dükkan açtı, dükkanı tamamen bana verdi. İçine köselesinden derisine kadar bütün malzemeleri aldı, her şeyiyle ilgilendi. Yani tam anlamıyla babalık yaptı. Ayrıca meslekte kendimi geliştirmem için, Ege Bölgesi’nin en iyi ustalarından biri olan kendi ustası Şükrü Bıçakçı’yı da yanıma verdi. Onunla birlikte çalıştık. Kış aylarında gelip bana yardım ederdi; makine işlerini o yapardı, tezgah işlerini ise ben üstlenirdim. 17 yaşımdan sonra artık kendi dükkânımda çalışmaya başladım ama babam yine her zaman yanımdaydı. Desteğini hiç esirgemedi, gerektiğinde gelir yardım ederdi.

“YAPAMAYACAĞIMIZ HİÇBİR ŞEY YOK”
Peki, üretim konusunda neler yapabiliyorsunuz, hangi ürünleri üretiyorsunuz?
Üretim konusunda bugün, kösele ve deri gibi natürel malzemeler olduğu sürece yapamayacağımız hiçbir şey yok. Körüklü çizme yapıyoruz, normal çizme yapıyoruz. Aynı modellerin minyatürlerini de hazırlıyoruz. Folklor ekipleri için yemeni üretiyoruz. Örneğin düz bir çizme modeli var, onun adı Artvin çizmesi. Folklor gruplarının istediği tüm çizme ve ayakkabı modellerini yapabilecek kapasiteye sahibiz.

“YAPABİLDİĞİM KADAR YAPACAĞIM”
Bu sürece daha ne kadar devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Herhalde buradan öbür tarafa giderim. Başka daha önce bırakmayı hiç düşünmüyorum. Yapabildiğim kadar, Allah'ım müsaade ettiği kadar yaparım.

“OĞLUM HER ŞEYİM”
Çırak bulunuyor mu bu iş için?
En büyük derdimiz, en büyük sıkıntımız çırak bulamamak. Ama en büyük şansım da şu oldu; kendi evladım Mehmet bu mesleği istedi. Üniversiteyi bitirmiş olmasına rağmen şu anda ihtisas yapıyor ve boş zamanlarını burada değerlendiriyor. Uzun zamandır benimle birlikte çalışıyor, artık ustalık kıvamına geldi. Hatta bugün itibarıyla ustalık belgesini de aldık. Ustam da o, çırağım da o, kalfam da… Her şeyim oğlum yani. Onun dışında kimse yok. Günümüzde ne yazık ki bu mesleğe ilgi kalmadı. Uzun zamandır hiçbir çırak bir ustanın yanında yetişmiyor. Maalesef durum bu. Böyle giderse ilerleyen yıllarda bu meslek ölür mü? Evet, çok rahatlıkla söyleyebilirim; bu şartlarda mesleğin yok olma riski var.

“O GURURU YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUM”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödülünü aldınız, bu sürece biraz değinebilir misiniz?
Tabii bu süreç şöyle başladı… Söke’de öğretmen olan bir arkadaşım, bir dostum bana tavsiyede bulundu. ‘Böyle böyle bir başvuru var, müracaat et’ dedi. Ben ise yaşım itibarıyla artık evrak işleriyle uğraşmak istemediğimi söyledim. Resmi işlerde yıllarca bulunmuş olmama, esnaf odasında görevler yapmış olmama rağmen yazışmalardan çekindiğim için ‘Ben yapamam’ dedim. Sonra oğlum, ‘Ben yaparım’ dedi. Sürecin başından sonuna kadar her şeyi o takip etti. Bir süre sonra Ankara’ya gelmemiz gerektiği söylendi ve Ankara’ya gittik. Orada bir kurula girdik. Kurul kalabalıktı, yaklaşık sekiz kişiydi. Bizi oldukça terlettiler; çizmenin nasıl yapıldığından tarihçesine kadar pek çok soru sordular. Hepsini anlattık ve süreci tamamladık. Aradan zaman geçtikten sonra kuruldan haber geldi ve başvuruyu kazandığımız bildirildi. O gün için verilen kartı almaya hak kazandık. Bu kart Türkiye’de yaklaşık bin kişide bulunan özel bir belgeydi. İl Müdürlüğü’nden gidip teslim aldık. Bu süreçte çok kapsamlı araştırmalar yapıldığını, kişinin geçmişine kadar inceleme yürütüldüğünü de öğrendik. Yaklaşık iki-üç ay önce tekrar bir haber geldi; Ankara’ya gitmemiz gerektiği söylendi. Sebebini sorduğumuzda Cumhurbaşkanlığı ve Turizm Bakanlığı tarafından davet edildiğimizi öğrendik. Sonuç olarak Cumhurbaşkanlığımız ve Turizm Bakanlığımız bu ödülü bana ve benimle birlikte dokuz ustaya layık görmüş. Ankara’ya gittik ve Sayın Cumhurbaşkanımızın elinden ödüllerimizi aldık. Çok mutlu olduk, çok sevindik. Bu herkesin hayatında karşılaşabileceği bir durum değil. Devletimizin en üst makamından böyle bir takdir görmek bize büyük bir gurur verdi. Hâlâ o gururu yaşamaya devam ediyorum.

“BÜYÜK MUTLULUK DUYARIM”
Aldığınız bu ödülü Kuşadası ve Aydın’a kazandırmış olmak sizin için ne ifade ediyor?
Aydın genelinde ve özellikle Kuşadası’nda çok güzel tepkiler aldım. Aydın merkezde de meslektaşlarım başta olmak üzere pek çok kişi beni sosyal medyadan ve telefonla arayıp tebrik etti. Daha dün İngiltere’den bir profesör arkadaşım aradı. Bu reklamdan ya da paylaşımlardan dolayı değil; kendisi benim eski müşterimdi, yıllar önce ona ayakkabı yapmıştım, gelip giderdi. Şu anda İngiltere’de profesör olarak görev yapıyor ve oğlunu ziyarete gitmiş. Paylaşımları görünce arayıp tebrik etti. Bu beni çok mutlu etti. Aydın’da ve Kuşadası’nda meslektaşlarım da aynı şekilde arayıp tebriklerini iletti. Hatta çarşıda yürürken sık sık durduruluyorum desek yeridir. Bu rahatsız edici bir durum değil; tam tersine eş dost, tanıyan tanımayan, televizyonda ya da sosyal medyada gören herkes ‘Abi tebrik ederiz’ diyerek selam veriyor. Bu gerçekten çok sevindirici bir durum. Belediye Başkanımız da davet edip tebrik etti. Eğer bu vesileyle Kuşadası’nın tanıtımına küçük de olsa bir katkım olduysa, bundan büyük mutluluk duyarım.

“MERAKIM HEP VARDI”
Çırak olmaya nasıl karar verdiniz? Bu meslek sizin için nasıl başladı?
Mehmet Karpuzcu: Aslında çocukluğumdan beri bu işin içindeydim. Çarşıya ya da dükkana gittiğimizde babamın çalışmasını izlerdim. Merakım hep vardı. Ancak o dönemlerde beni ilk olarak başka bir yere, akrabamızın yanına çırak olarak verdiler. Ardından lise ve üniversite süreci başladı, bu işten bir süre koptum. Pandemi döneminde ise yeniden bir heyecan oluştu. Herkes evdeydi, ben de ‘Atölyeyi tekrar toparlayalım, bu işi yapalım’ dedim. Hem oyalanmış olurduk hem de ben öğrenirdim. Böylece bir başlangıç yaptık. Pandemi sonrasında üniversite için tekrar şehir dışına çıktım. Üniversiteyi uzattım, yüksek lisans gibi planlarım vardı. Ancak adaya geldiğim zamanlarda sadece babamla birlikte çalışabiliyordum. Şehir dışındayken ayakkabı ya da çizme yapma imkanım olmuyordu. Geçtiğimiz yıl, 2025 Haziran ayında ise buraya temelli dönüş yaptım. O zamandan bu yana birlikte aktif olarak çalışıyoruz. Eksiklerimi tamamlıyor, kendimi geliştiriyor ve bilmediklerimi öğreniyorum. Süreç bu şekilde ilerliyor.

“EN GENÇ USTA OLACAĞIM”
Bu mesleği icra ediyor olmak size neler hissettiriyor?
Bu meslek çok az kişinin yaptığı, kıymeti bilinmesi gereken bir meslek. Biz de bunu gelecek nesillere taşımak için elimizden geleni yapacağız. Şu an sanırım en genç temsilcisi ben olacağım. Henüz ustalığımı almadım, kalfalık seviyesindeyim. Ustalığımı aldığımda en genç usta ben olacağım. Şu an başka bir çırak da yok diyebiliriz.

“DIŞARIDAN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİYOR”
Çıraklık için size başvuruda bulunan oldu mu?
Şöyle bir durum yaşandı. Mezun olduğum lisede bir söyleşi yaptık. Okulun bir TÜBİTAK projesi vardı, öğrencileri atölyede ağırladık. Ardından okula davet edildim ve söyleşiye katıldım. Söyleşi sonrasında iki kız öğrenci yanıma geldi. Yanlış hatırlamıyorsam lise 2 öğrencileriydi. Çırak olmak istediklerini söylediler. Kendilerine ‘Yaz aylarına doğru bana yazın, önce gelin atölyeyi görün’ dedim. Çünkü bu iş dışarıdan göründüğü gibi olmayabiliyor. Atölyenin kokusu, yapıştırıcılar, deri boyaları var; eller sürekli kirleniyor. Bunları görmeden ‘çırak olmak istiyorum’ demek zor. Nisan-Mayıs aylarında tekrar konuşacağız. İsterlerse belki birlikte bir proje de yapabiliriz.





