Müftü Aksu kurbanın faziletini anlattı

Müftü Aksu kurbanın faziletini anlattı

Aydın İl Müftüsü Ercan Aksu ile Kurban Bayramı’nın önemi ve kurban kesiminin fazileti üzerine konuştuk.

A+A-

(KADİR CEYHAN) Kurban Bayramının yaklaşmasıyla birlikte bazı vatandaşların kurban kesip kesmeme tereddütleri hususunda bilgi veren Aksu,  günümüzde bazı insanların bayramın ilahi amacını görmezden gelerek tatil havasına çevirdiğini söyledi.

Kurban nedir ve İslam alemi için ne ifade eder?

Sözlükte “Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban, dinî bir terim olarak; “İbadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı belirli günlerde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı” ifade eder. Kurban Allah'a yaklaşmaktır. Kurban, Allah'a kul olmanın şuuruna ermektir. Kurban, Hak yolunda fedakârlığın ifadesidir. Kestiğimiz kurbanla, hak yolunda malımızı, hatta Hz. İbrahim ve oğlu Hz.İsmail gibi canımızı bile feda edebileceğimizi ifade etmiş oluyoruz. İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur. Kur’an’da Hz. Adem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir; bir başka ayette de ilahî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğuna işaret edilir. Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlıkta kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. İnsanlık tarihi boyunca devam edip gelen kurban kesme uygulaması, maksat ve şekil bakımından farklılık arzetmekle birlikte, bütün dinlerde mevcuttur. 

Kurban kesmenin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Kur’an-ı Kerim’de, Hac sûresi’nin 34. Ayetin’de şöyle buyurulmaktadır: “Biz her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İlahınız tek bir ilahtır. Artık O’na teslim olun. Ey Muhammed, itaatkâr, alçak gönüllü insanları müjdele.”  Ve Kevser Suresi’nin 2. Ayetin’de "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes"  buyrulmuştur.
Hz. Peygamber'in de "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın" şeklindeki ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır. Bu ve benzeri nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler.
Sünnet olduğunu ileri sürenler ise Kur'an'da bu konuda açık bir emrin bulunmayışından, Hz. Peygamber'in devamlı yapmış olmasının kurbanın sünnet olmasıyla da açıklanabileceği noktasından hareket ederler.  
Kevser suresindeki  "Nahr" kelimesinin, "Kurban kesmek, boğazlamak" anlamına geldiği gibi "Başı dik tutmak, elleri omuz hizasına kaldırmak" anlamına da gelir. Zaten kesinlik olmadığı için vacip veya sünnet hükmü çıkarılmıştır.
Kurban ibadeti, hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz. Peygamber bu tarihten itibaren her yıl kurban kesmiştir. Hem Rasulullah hem de sahabe, Medine’de hacc dışında kurban kesmişlerdir.
Müslümanların en büyük bayramı olan kurban bayramı, Kamerî aylardan Zilhiccenin 10-13 günleri arası olmak üzere, 4 gün kutlanır. Abdullah İbnu Kurt anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki "Allah indinde günlerin en büyüğü Kurban bayramı günüdür, bunu, fazilette Nefr günü (teşrik günlerinin ikinci günü) takib eder."

Müminlere iki bayram hediye edilmesiyle, İslâm toplumunda eski dönemlerden kalan bir iz daha silinmiştir. Peygamberimiz (sav) Medine'ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz: "Bu günler ne oluyor?" diye sorduğunda, onlar "Biz cahiliye döneminde oynayıp eğlenirdik.'' dediler. Bunun üzerine peygamberimiz : "Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı" buyurdu.

Kurban uygulaması, sadece Kur’an’ın getirdiği bir uygulama değildir. Kurban; tıpkı sünnet olmak, tavaf, sa’y, namaz ve hac gibi İbrahim Peygamber’in kutlu mirasıdır. Ancak müşrikler, Hz. İbrahim’den geriye kalan tüm ibadet ve değerlere yaptıklarını Kurban ibadetine de yapmışlar, ona şirk karıştırarak putçuluğa kurban etmişlerdi. Rasulullah, şirke bulanmış diğer tüm ibadetler gibi kurban ibadetini de zararlı unsurlardan ayıklayıp asli/orijinal haline döndürerek sünnet kılmıştı.

Kurban bayramında kesilecek hayvanın özellikleri nelerdir ve nelere dikkat edilmelidir?
     
Kurban edilecek hayvanın sağlıklı, düzgün, azaları tamam, besili olması hem ibadetin gaye ve mahiyetine hem de sağlık kurallarına uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıflamış olan, kesim yerine yürüyerek gidemeyecek kadar topal olan, bazı azaları eksik mesela bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş, dili kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyruğu ve memesi kesik hayvanlar kurban olmaz. Ancak hayvanın doğuştan boynuzsuz,  bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurban açısından bir sakınca yoktur. Doğumlarının ilk aylarında daha sağlıklı gelişmesi için kuyruklarının fazla kısımları boğulmak suretiyle düşürülen merinos cinsi koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. 
Hayvan kesim yerine incitilmeden götürülür, kesilecek zaman da kıbleye karşı ve sol tarafı üzerine yatırılır. Elinden geldiğince her mükellefin kurbanını kendisinin kesmesi menduptur, değilse bir başkasına vekalet verip kestirir.
Kurban sahibinin kesim esnasında orada hazır bulunması müstehaptır. Ayrıca, çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kurbanı kesen kimse hayvana eziyet vermemeye özen göstermeli, bıçağı hayvana göstermemeli ve keskin bıçak kullanmalıdır. 

Kurbanı kimler kesmeli ve kimler kesmemeli?
 
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü sayılması için dört şart aranır:
Müslüman olmak.
Akıllı ve buluğa ermiş olmak.
Yolcu olmamak, yani mukim olmak.
Belirli bir mali güce sahip bulunmak.

Dinen yolcu hükmünde olan kimse kurban kesmekle yükümlü değildir. Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına veya mukimlerle birlikte kurban kesmesine bir engel yoktur. Buradaki zenginlikten maksat; kişinin temel ihtiyaçlarından başka 80.18 gr altın veya bunun kıymetinde mal veya paraya sahip olmasıdır. Zekattaki zenginlik ölçüsü ile kurbandaki zenginlik ölçüsü aynı olmakla beraber, zekatta olduğu gibi, malın artıcı olması şart olmadığı gibi, üzerinden bir yıl geçmiş olması da gerekmez. Daha önce fakir iken, kurban kesme günlerinde yukarıda zikredilen zenginlik ölçüsüne ulaşan kimse, kurban kesmekle yükümlü olur.
Kurban bayramının toplum açısından da pek çok önemi var değil mi?
Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah'ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkanı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah'ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah'a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.
Kurban, içinde pek çek sembol, anlam ve değer taşıyan ibadetlerimiz arasında yer almaktadır. Hac vesilesiyle Arafat’ı dolduran Müslümanlar, Allah’la misaklarını yenilerken, kurbanlarını sadece O’nun adıyla kesenler de kulluklarını tahkim etmektedirler. Gündelik hayatın gelip geçici hevesleri arasında yer yer ihmallere maruz kalan Rabbimizle ilişkimiz bu mübarek günlerin feyz ve bereketiyle yeni bir şevk ve heyecan kazanmaktadır.
Hiç kuşkusuz kestiğimiz kurbanların arkasında yatan mana ve hikmet bizi Allah’a yaklaştırmakta, bu yakınlaşma, insanlığımızı daha da derinleştirmekte, merhamet duygularımızı harekete geçirmekte, kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızın farkına varmamızı sağlamakta, sıradanlaşan ilgi ve tercihlerimizi bir kere daha gözden geçirmemize ve sıratı müstakim üzerinde sebat etmemize vesile olmaktadır.
Bazı bayramlar vardır ki tarihin yeniden yaşanmasını, mazinin insanlar tarafından idrak edilmesini sağlamaktadır. Bayram namazları toplumun en derin köklerinden itibaren birbirine kenetlenmesine vesile olur. Toplumun değerlerinin yeni nesiller tarafından benimsenip özümsenmesi için bundan daha mükemmel bir yol var mıdır? Toplumsal sevince tüm toplum fertlerinin katılması ancak bu şekilde sağlanmaktadır. 
Yıl boyu kendimizi işimize kaptırıyor ve günlük telaşemiz içerisinde yakınlarımızı, hatta kendimizi bile ihmal ediyoruz. Yüce Allah bayramlar vasıtasıyla bizim kendimize ve çevremize zaman ayırmamızı sağlıyor. Nice zamandır görmeyi arzu ettiğimiz eş dost ve akraba, bayramlar vesilesiyle ziyaret ediliyor. 
Bu mübarek günler İslam ve Müslümanlar için birer kazanımdır. İslâm'ın temel ahlâkî prensipleriyle bağdaşmayan söz ve davranışlara hayatımızda asla yer vermeyelim. Bu günlerin sıradan eğlencelerle geçirilmemesi gerekiyor. Oyun-eğlencede, yeme-içmede gaflet derecesinde aşırıya gitmek mekruhtur. Giyim-kuşamda fazla gösterişe girmek, başkalarını kıskandırmak mekruhtur. Bu itibarla bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. 

Kurban bayramının günümüzde gereğince önemsendiğini ve gerekliliklerin yerine getirildiğini düşünüyor musunuz yoksa sadece bir tatil fırsatı gözüyle mi bakılıyor?

Bayram günlerinde toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.
Şu da var ki; bayramlarımız kimilerine göre  giderek bir tatil havasına sokulmaktadır.   Ziyaretleşme yerine adeta insanlardan kaçarak haramların işlendiği tatil ve eğlence merkezlerine gidildiği görülmektedir. Bu tutumun, bayramlardan gözetilen ilahi amaçla bağdaşmayacağı açıktır. Çünkü bayramlar bizi birbirimize kenetlemek, birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirmek için vardır.
 Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah'ın rahmeti kuşatır ve onları affeder. 

Kurban bayramı İslam’a göre nasıl geçirilmelidir?

Bu günlerde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah'a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı "öf" demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. 
Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâm'ın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur. 
   
Bulunduğumuz çağda kurban bayramının özüne verilen değer hakkında ne düşünüyorsunuz? Çağımız bunu sadece bir gelenek olarak görmeye mi başladı yani İslam’ın usullerinden uzaklaşıldı mı?
    
Neşeliyiz; çünkü insan olmanın en yüksek bilinç düzeyini, Yüce Mevla’ya yakın olmanın en içten sıcaklığını ve hazzını yaşıyoruz.
Hüzünlüyüz; bu mübarek günlerin bize yeniden hatırlattığı sorumluluklarımızı bihakkın yerine getirip getirmediğimizin muhasebesi altında adeta eriyoruz. Neşeyle birlikte buruk bir mahcubiyet te duyuyoruz. Evrensel bir dinin mensupları olarak yeryüzündeki içtimâi ve iktisâdi dengesizliklerin, menfaat kavgalarının ve insan eliyle üretilen felaketlerin, göz yaşı ve acıların hâlâ devam ettiğini görmenin, insanların birbirlerini yok etmek ve harcamak için yaptıkları yatırımların !, birbirlerine yardımcı ve destek olmak için yapılan yatırımlarla kıyaslanamayacak boyutta olmasının mahcubiyetini yaşıyoruz. 

Arefe günü sabah namazından başlayan ve bayramın dördüncü günü ikindi namazında son bulacak olan teşrik tekbirlerini, her farz namazın sonunda getirmeyi de unutmayalım. 
Toplumsal birlik ve dirliğimizi, milli huzur ve güvenimizi hedef alan iç ve dış mihrakların oyunlarına alet olmayalım. Hiç şüphe yok ki bu gayretler, Allah’ın rızasına ermemize vesile olacağı gibi, birlik ve beraberliğin pekişmesine de önemli katkılar sağlayacaktır. Bayram günlerini Yüce Rabbimiz’in önümüze serdiği bir fırsat bilerek,  nefis muhasebesi yapalım. Yine bu mübarek günleri kendimize çeki düzen vermek suretiyle dağınıklığımıza ve ihmallerimize son verme yolunda Allah’a samimiyetle yönelerek, uyanık bir gönülle ihya edelim. 
Bu duygularla hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak'tan diliyorum. Mübarek bayramın ülkemize, İslâm alemine ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini, bütün müminlerin de arınmasının yanında affına da vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.    Cenâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine kulluktan ayırmasın.  Amin. 


 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.