Aydın Hedef Gazetesi Muhabiri Murat Tan'ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 4 Haziran günü Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Batı Akdeniz Havzası Su Tahsis Planı ve Eylem Planı’na ilişkin kararname, Muğla’daki Dalaman Çayı’ndan Aydın Bozdoğan’daki Kemer Barajı’na su tahsisinin önünü açtı. Yaşanan gelişme tarımsal kuraklıkla mücadele eden Aydın’daki üreticileri sevindirirken, gözler planlama raporuna dönük çalışmaların sürdüğü projenin 2026 yılı yatırım programına alınıp alınmayacağına çevrildi.

İlk olarak Aydın Ziraat Odası önceki dönem Başkanı Merhum Kemal Çetin'in 2007 yılında ortaya attığı ve 2021 yılında TBMM 27. Dönem AK Parti Aydın Milletvekili Rıza Posacı’nın da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü nezdinde girişim başlattığı proje için geri sayım başlarken, sürecin nasıl yürütüleceğiyse merak konusu oldu. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey, havzalar arası su taşıma yöntemiyle bir bölgeye su tahsisinin, her iki havza bazında su kaynaklarının planlamasını ve suyun yönetimi konusunda oldukça titiz ve dikkatli çalışmalar yapılmasını gerektirdiğini belirtti.

“AYDINLI SİYASİLER YETKİLİLERİ ETKİLEDİ”
Dalaman Çayı'ndan Aydın'a su tahsis edilmesinin, hatalı bir eylem olacağına dikkati çeken Dr. Atabey, “Eylem planının incelenmesinde, bu konuda yeterli fizibilite çalışmalarının yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Dalaman Çayı'ndan Aydın'a su verilmesi, 2 yıl önce de gündeme gelmişti ve o dönemde de bu işin uygun olmadığını belirtmiştim. Dalaman Çayı üzerinde çok sayıda baraj ve HES kurulu iken, Aydınlı bazı siyasetçiler, yaklaşık 2 yıl önce, Dalaman Çayı’nın Ege Denizine boşa aktığını ve Kemer Barajı’na tünelle aktarımı için çalıştıklarını dile getirmişlerdir. Anlaşılan o ki; Aydınlı siyasetçilerin etkisinde kalan yetkililer de, sonuçları çok ağır olacak bir tür popülizm uğruna, Dalaman Çayı'nın boğazını sıkmaya ve kurutmaya, çay havzasındaki halkı da susuz bırakma niyetlenmişlerdir” dedi.

BÜYÜK MENDERES İÇİN ÇAĞRI YAPTI
Aydın'daki Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki değerli tarım topraklarının, kontrolsüz madencilik ve JES faaliyetleri sırasında, yeryüzüne öylece salınan jeotermal akışkanlardan ve maden ocaklarındaki tozumadan kaynaklı olarak, ağır metal ve özellikle sınırların üstünde bor kirliliğine maruz bırakıldığına değinen Dr. Atabey, “Bu kirletici faaliyetler, aynı zamanda bölgedeki suların azalmasına da yol açmıştır. Yetkililerce gerekli önlemler alınmayarak, bölgede faaliyet gösteren JES'ler ve maden ocakları denetlenmeyerek, tarım alanları ile sular, Jeotermal enerji santrallerinin atıkları ve akışkanlarıyla, kimyasal gübrelerle, zirai ilaçlarla kirletilmesine ve kullanılamaz hale gelmesine izin verilmiştir. Bunun sonucunda, bölgede yetiştirilen incir başta olmak üzere birçok ihraç ürünü, sınırların üstündeki pestisit kalıntısı nedeniyle yurt dışından geri çevrilmektedir” diye konuştu.

“SU TAHSİSİ ADİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALIDIR”
Büyük Menderes Havzası'ndaki su kayıplarını ve kirliliği önlenmesinin önemine vurgu yapan Dr. Atabey, “Havzalar arası su taşıma yöntemiyle bir bölgeye su tahsisi, her iki havza bazında su kaynaklarının planlamasını ve suyun yönetimi konusunda oldukça titiz ve dikkatli çalışmalar yapılmasını gerektirir. Suyun tahsisi çeşitli şekillerde yapılabilir. Ancak su tahsisi yapılırken adil ve sürdürülebilir olması büyük önem taşır. Bunun için suyun tahsis edilmesinden önce hidrolik, hidrolojik, meteorolojik, hidrografik ve hukuki çalışmaların çok detaylı ve hassas bir şekilde yapılması şarttır. Aksi taktirde öncelikle doğal yaşamın ve havza içindeki su kullanan diğer tesislerin zarara uğraması söz konusu olabilir. Bu da ekolojik, ekonomik, sosyal ve hukuki birçok sorunu beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.





