Mutlu görünmenin yorgunluğu

Abone Ol

Bir zamanlar insanlar mutluluğu yaşamak isterdi. Bugün ise mutluluğu göstermek istiyor. Belki de çağımızın en büyük çelişkilerinden biri tam olarak burada başlıyor. Çünkü artık nasıl hissettiğimizden çok, dışarıdan nasıl göründüğümüz önemseniyor. Özellikle sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte mutluluk, doğal bir duygu olmaktan çıkıp adeta sergilenmesi gereken bir başarıya dönüştü.
Telefonlarımızı elimize aldığımız anda kusursuz hayatlarla karşılaşıyoruz. Birisi tatilde, birisi yeni bir başarı elde etmiş, bir başkası arkadaşlarıyla eğleniyor. Herkes gülümsüyor, herkes hayatından memnun görünüyor. Günün her saatinde karşımıza çıkan bu görüntüler, farkında olmadan bize bir mesaj veriyor: “Mutlu olmalısın.” Dahası, sadece mutlu olmak da yetmiyor; bunu göstermen gerekiyor.
Özellikle gençler bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Çünkü sosyal medya artık yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir karşılaştırma alanı hâline geldi. Gençler kendi hayatlarını başkalarının paylaştığı görüntüler üzerinden değerlendirmeye başlıyor. Bir başkasının başarısı kendi başarısızlığı gibi hissediliyor. Bir başkasının mutluluğu, kendi mutsuzluğunu daha görünür hâle getiriyor. Sonuç olarak ortaya sürekli kendini sorgulayan, eksik hisseden ve yetişmeye çalışan bir kuşak çıkıyor.
Oysa gözden kaçırılan önemli bir gerçek var: Sosyal medyada gördüğümüz hayatlar, insanların gerçek yaşamlarının tamamı değil, yalnızca seçilmiş anlarıdır. Kimse ağladığı geceyi paylaşmıyor. Kimse yaşadığı hayal kırıklıklarını, gelecek kaygılarını ya da yalnızlık hissini göstermek istemiyor. İnsanlar genellikle hayatlarının en güzel anlarını paylaşmayı tercih ediyor. Böyle olunca da ortaya gerçeği tam olarak yansıtmayan bir tablo çıkıyor. (Böyle anlarını paylaşanlar ise tıklanma uğruna yaptıkları bariz belli oluyor.)
Bu durum gençler üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturuyor. Çünkü sürekli mutlu görünen insanların arasında kendi duygularıyla baş başa kalan bir genç, yaşadığı üzüntülerin anormal olduğunu düşünebiliyor. Oysa mutsuzluk da en az mutluluk kadar insani bir duygudur. Hayatın içinde kaybetmek, üzülmek, hayal kırıklığı yaşamak ve zaman zaman yalnız hissetmek vardır. Bunlar yaşamın kaçınılmaz gerçekleridir.
Ne var ki günümüzde üzülmeye bile yeterince alan tanınmıyor. İnsanlara sürekli olumlu düşünmeleri söyleniyor. “Gülümse”, “Pozitif ol”, “Mutlu olmayı seç” gibi cümleler sık sık karşımıza çıkıyor. Elbette umutlu olmak değerlidir ancak insanın her zaman güçlü olmak zorunda olduğunu düşünmesi sağlıklı değildir. Çünkü insan bir makine değil, duyguları olan bir varlıktır. Bazen yorulur, bazen kırılır, bazen de kendini çıkmazda hisseder.
Belki de en büyük sorun, mutsuzluğun bir zayıflık gibi görülmeye başlanmasıdır. İnsanlar iyi olmadıklarını söylemekten çekiniyor. Çünkü toplum tarafından yargılanmaktan, dışlanmaktan korkuyorlar. Bu nedenle pek çok kişi yaşadığı duyguları içine atıyor ve dışarıya sürekli iyiymiş gibi görünmeye çalışıyor. Ancak bastırılan her duygu zamanla daha büyük sorunlara dönüşebiliyor.

Düşündüğümüzde hepimizin çevresinde böyle insanlar vardır. Sürekli gülen, neşeli görünen ama aslında içinde büyük mücadeleler veren insanlar… Çocukluğumdan bu yana hep duymuşumdur en çok gülümseyen kişiler, en fazla yük taşıyanlar, en fazla içinde biriktirenlerdir diye. Ve bunu birçok kişide gördüm deneyimledim. Çünkü dışarıdan görünen ile içeride yaşanan her zaman aynı değildir.
Gençlerin bugün ihtiyaç duyduğu şey, kusursuz insan örnekleri değil; gerçek insan hikâyeleridir. Başarısızlıklarıyla, korkularıyla, hatalarıyla, yeniden ve yeniden ayağa kalkma çabalarıyla anlatılan hikâyeler… Çünkü hayat yalnızca güzel anlardan oluşmaz. Hayat biraz da düştükten sonra ayağa kalkabilme cesareti gösterebilmektir.
Belki de artık gençlere sürekli mutlu olmaları gerektiğini söylemek yerine, her duygunun normal olduğunu anlatmalıyız. Üzülmenin, ağlamanın, yorulmanın ve yardım istemenin utanılacak şeyler olmadığını hatırlatmalıyız. Çünkü insanı insan yapan yalnızca güzel duygular değil, tüm duygularıdır.
Sonuç olarak bugün birçok insanın omzunda görünmeyen bir yük var: Sürekli mutlu görünme yükü. Oysa gerçek mutluluk, hiç üzülmemek ya da hiç sorun yaşamamak değildir. Gerçek mutluluk, insanın kendini olduğu gibi kabul edebilmesidir. İyi günlerinde de kötü günlerinde de kendisine karşı dürüst olabilmesidir. Bunu çoğu kişi başaramasa da hakikat budur.