‘Pandemi sürecini herkes kendine göre yorumladı’

‘Pandemi sürecini herkes kendine göre yorumladı’

Nazilli’de genel olarak psikodinamik yönelimli psikoterapiler, ebeveyn- çocuk ilişkileri, aile, çift terapileri ve cinsel terapiler konusunda hizmet veren Psikiyatri Uzmanı Dr. R. Yasemin Temur, bu hafta röportaj köşemizde bizlere konuk oldu.

A+A-

AYŞE AKTAŞ - Psikoterapi nedir ve aile danışmalığında çocuk ve ebeveynlerin arasındaki ilişiklere kadar bilgiler veren Uzman Dr. R. Yasemin Temur, pandemi sürecinde insanların ruh sağlığı ile ilgili ise çarpıcı açıklamalarda bulundu. Temur, ”Ebeveynlere çocuklarının sadece bedenlerinin küçük olduğunu, ruhsal dünyalarının muazzam olduğunu unutmamalarını tavsiye edebilirim” diye konuştu. 

Sizi tanıyabilir miyiz?
1980 Eskişehir doğumluyum. 2004 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Mayıs 2005’te aynı üniversitenin Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık görevine başladım.  Çok değerli hocalarımla, başta Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu ile uzmanlık eğitimi aldığım süreç, kendi kişisel yolculuğumda çok derin ve kıymetli izler bırakmıştır. Psikoanaliz, kültür ve psikoterapi alanındaki seminerler kendimi,  insanı, toplumu anlama çabamda bana hep ışık tutacak. Ankara Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı'nda Çocuk psikiyatrisi rotasyon eğitimi aldım. “Bipolar Bozukluk Tanılı Hastalarda Bilişsel Fonksiyonlar” tezim ile psikiyatri uzmanı oldum.  2010-2013 yılları arasında Şanlıurfa ve Hakkari illerinde doğu hizmeti görevini yaptım. 2013 yılında Aydın'da Nazilli İlçe Devlet Hastanesi’nde psikiyatri uzmanı olarak görev yapmaya başladım. Nazilli Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde sorumlu Ruh sağlığı uzmanı olarak Şizofreni ve Bipolar tanılı hastalar ve ailelerine yönelik psikososyal tedavi çalışmalarını yürüttüm. Başlıca ilgi alanlarım: Psikodinamik yönelimli psikoterapiler,  ebeveyn- çocuk ilişkileri, aile ve çift terapileri ve cinsel terapilerdir.
      
 Bu alanda çalışmaya böyle bir merkez kurmaya nasıl karar verdiniz.?
Devlet hastanesinde çalışmak ve çok sayıda insana ulaşabilmek büyük bir keyif, o kadar çok insana dokunmak, yardımcı olabilmeye çalışmak çok kıymetli ve özeldi. Çok sevdiğim bir ekiple çalıştım. Ancak kısa süreli poliklinik muayenelerinde,  az zamanda bir insanın anlaşıldığını hissetmesi çok zor, bir hastaya sadece 10-15 dakika ayırarak iyileştirmeye çalışmak, psikiyatri hekimleri için büyük bir zorluk ve ilaç kullanımı artıran, terapötik ilişkiyi bozan bir durum. Ayrıca büyük emekle eğitimini aldığım, çok sevdiğim  psikoterapi alanında çalışabilme şansım, devlet hastanelerinde neredeyse imkansızdı. Çok severek yaptığım mesleğimi, daha uygun koşullarda , kendime ve hastalarıma duyduğum saygı ile yapabilme arzusu içinde muayenehane çalışmaya karar verdim.

Psikoterapi nedir, nasıl iyileştirir?
Psikoterapi, Freud’dan esinle söyleyecek olursak;  başka türlü ulaşılamayacak erişemeyecek zihinsel süreçlerle ilgili bilgiyi soruşturma yöntemidir.  Belli bir sınır ve çerçeve içinde uygulanması zorunlu olan bir tekniktir. Terapist, hastasının     (analizand) sadece kendisinde var olan hakikate yaklaşabilmesi için zemin hazırlar. Terapist bilen, bilgi, akıl veren, ahkam kesen, eğitici olan, cevher olan kişi değildir. Kişilere kendi ruhsal donanımları hakkında, kendilerine dair bilmediklerini, söylediklerinin ardında gizli olanı, söyleyemediklerini, dile dökemediklerini söyler. Sadece baktıkları alanı değil, bakmadıkları alanı görmelerini ister, terapist hastası ile görüşürken şu soruyu sorar;  aslında ne istiyor? Erken çocukluk dönemindeki ilişki temsilleri bugünkü ilişkilerimizi belirleyendir, her kişinin bir sevme, bağ kurma, ilişki kurma şekli vardır, bilinçdışında bedeninde kayıtlı olan, kendisinin farkında dahi olmadığı bir belleği vardır, terapist hastasının ne istediği ile ilgili bilinçdışı kayıtlarını aramasında ona eşlik edendir. Terapist, terapide kendi inanışlarını, kendi bilgilerini, kendi kültür ve değerlerini, kendi olumlu ya da olumsuz duygularını bertaraf etmek, terapötik ilişkiye katmamak , son derece nötral ve yansız olmak zorundadır. Tererapide amaç; kişinin “ben” nasıl “ben oldum” sorusunu sorgulayıp, kendisi ile ilgili hakikate yaklaşmasıdır.  Psikoterapi, erken çocukluktaki ilişki temsilleri ile güncel ilişkiler arasındaki benzer tekrarlar, aktarım ve karşı aktarım yorumu, hastanın dirençlerinin yorumlanması, yapılandırılmış bir ortam içerisindeki terapötik ilişki yolu iyileştirici niteliktedir. 

Hangi yaşlardaki kişilere hizmet veriyorsunuz?
Ergen ve erişkin hasta takibi yapıyorum. 12 yaş üzeri olması, Nazilli’de çocuk psikiyatri uzmanı bulunmaması, pandemi süreci de düşünüldüğünde yardım alma ihtiyacı olan çocuk hastalara da hizmet verme arzusu içindeyim. Çocuk ve ergen hastaların sorun alanları alındığında genellikle aile içi ilişki sorunları, ebeveynlerin ilişki sorunları içinde savrulan çocuk ve gençler çıkıyor karşımıza. Ruhsal zorlanmalar yaşamaya başlıyorlar. Sorunu çocuk merkezli değil, hatta hastalık merkezli de değil, bir aile iletişim sorunu, bütünün sorunu olarak ele almak daha iyi sonuçlar aldırıyor.

Aile ve ebeveynlik danışmanlığı yapan biri olarak ailelere neler tavsiye edersiniz?
Ebeveynlere çocuklarının sadece bedenlerinin küçük olduğunu, ruhsal dünyalarının muazzam olduğunu unutmamalarını tavsiye edebilirim. Annelere, mükemmel anne olmaya gayret etmenin beyhude bir çaba olduğunu, hüsranla sonuçlanacağını; eğitim veren, başarılı olmayı hedef haline getirmiş, disiplin ve otorite sağlamaya çalışan anneler babalar olmak yerine, onlara saygı duyarak, yeterince zaman ayırarak, onlarla beraberken eğlenmeye çalışmalarını önerebilirim. Duygularının farkında olan, öfke, utanç, hırs, kıskançlık, üzüntü, acı, yetersizlik hissi gibi duyguları günlük yaşamın içindeki küçük olaylar sırasında hisseden, yakalayan bir anne, öfke biriktirmez, suçluluk biriktirmez. Duygularımızın nereden geldiğini fark ettiğimizde, sınırlılıklarımızı, yetersizliklerimizi kabullendiğimizde,  taşkın duygu ve kontrolsüz davranışları daha iyi kontrol edebiliriz. Mükemmel değil “yeterince iyi” olabilmenin altını çizebilirim. Susturulmayan, fikri alınan, ne istediği önemsenen, kendi aklına, duygularına, kendi düşüncesine güvenen bir çocuk iyi dinlenmiş bir çocuktur. Ebeveynin, sen haklıydın yavrum, ben yanıldım diyebildiği ölçüde,  bir ilişki daha gerçek bir ilişkidir. Duyguları anne babanın gözünde, aynasında fark edilmiş, dikkate alınmış bir çocuk siz ona hayır dediğinizde isyan eden bir çocuk olmayacaktır. Çocuğunuzun hayır dediği noktalarda da haklı olma ihtimalini göz ardı etmemek önemli. Günümüz koşulları içinde  bireyler, birbirini görmezden gelen, sürekli çalışan ve meşgul olan, tükenmiş, yorgun, kaygılarını, korkularını, eksikliklerini bastırmaya çalışan, hayatının içindeki güzellikleri artık göremeyen, saatlerce akıllı telefonlar ile internette zaman geçiren, tv izleyen, evin içinde iken dahi, evde olmayan ebeveynlere, eşlere  dönüşüyorlar. 

 Kişinin özsaygısının düşük olmasının nedenleri nelerdir?
Erken çocukluk döneminde gelişim basamaklarımız sırasında bize nasıl bakıldığı, nasıl sevildiğimiz, nasıl beslendiğimiz, nasıl korunduğumuz, attığımız her adımda bize eşlik eden, bakım veren kişiler bize nasıl saygı duydu, ya da duymadı. Gibi soruların muhatabı olduğumuz bir geçmişimiz var. Hepimiz,  bu geçmişimiz ile zihinsel ve bedensel bellek kayıtları oluşturduk; bir bağlanma şekli , ilişki kurma şekli oluşturduk. Erken çocukluk döneminde edindiğimiz temel belirleyici duygulardan bir tanesi   “utanç”. Utanç, kendi içsel mahkememizde kim olduğumuz ile ilgilidir.  Utanç, erken çocukluktaki deneyimler ve öğrenme yolu ile dünyamıza girer, bizi ketler. Yetersizlik hissettirir, birey kendini var olmuş, kabul görmüş onaylanmış hissetmez, becerileri, yapabildikleri, yetenekleri, yaptıkları görülmemiştir, ürettiğini sunamamış, ötekinin gözünde, anne babanın gözünde kendini muktedir olarak görememiştir. “Ben yapamıyorum, yeterli değilim” duygusu ile büyümüştür. Utandırarak eğitmeye çalışan, şans dilerken bile Allah utandırmasın diyen bir kültüre doğduk. Ne yazık ki, bu tarz tutum ve ilişkiler, bizim kültürümüzün ta içinde ve utanç duygusunu ruhsal dünyamıza ekiyor. Utandırılmak, kadın olmanın ta baştan beri utanılası bir durum olarak görüldüğü için  utanan kız çocukları, adam gibi adam olmadığı için ve hiç takdir edilmeyen, utandırılan erkek çocukları. Tabi ki gelecekte,  özsaygı ve özgüven eksikliği olan, sosyal fobi, çekingenlik sorunları yaşayan erişkinler oluyorlar. Utanç duygusu, geri çekilmeye neden olur, susturur kişiyi, güya disipline eder, “hanım hanımcık” , “beyefendi” görüntünün altında kendine inanmayan, kendinden çok başkalarının onayının ve takdirinin peşinde, kendi hayatında yardımcı oyuncu,  hayır, istemiyorum demekte zorlanan, öfke biriktiren kişiler oluşur. Yaratıcılıkları bastırılan kişiler oluşur. Ayrıca bir de bizim kültürümüzde babanın sert ve güçlü, annenin ise olabildiğince zayıf ve görünmez olduğu muhakkak. Tabi bunlar genelleme. Babanın otoritesi ve güç gösterisine, hatta bazen şiddetine karşı anneler, çocuklarına sığınıyor. Çocuklar annenin sırdaşı, ihmalin acının tanığı oluyorlar. Annenin ezilmişliğinin altında ezilmiş, annenin suskunluğu altında susmuş bireyler oluyorlar. Bu çocuklar büyüdüklerinde özgüvensiz olmaya mahkum ne yazık ki. Erken çocukluk dönemi ilk 5 yaş gerçekten çok önemli, bir daha geri gelmeyen bu süreçte bize verilenler ve verilmeyenler ile biz oluyoruz.

Gelecek kaygısı ile nasıl yüzleşiriz? 
Kaygı en eski duygudur, insanın tarihindeki. Hatta ilk duygumuz belki. Ana rahminin güven dolu ortamını kaybederek dünyaya gelen insan yavrusu, bütünlüğünü kaybetmiştir bir defa. Yaşadığı müddetçe eksikliğin olmadığı bütünlük hayalinin peşine düşer. Yaşamı boyunca bulduğu hiç bir nesne, hiçbir şey, o eksikliği doldurmaya yetmeyecektir de. Bulma çabası ile çırpınır dururuz hepimiz. Bebek için annenin sesi, sıcaklığı, yumuşaklığı, kokusu, memesinden gelen sütün tadı, doyuruculuğu onu bir nebze rahatlatır. Her şey yolunda diyen ilahi bir fısıltı gibidir anne. Anne ile kurulan bu bağ ve ilişki, kaygılarımızı yatıştıran bir ilaç gibidir insan yavrusu için. Annenin yokluğunda ise kaygı kaçınılmazdır. İnsan yavrusu bu ilk ilişkiyi yaşamı boyunca bulma umudu içine girer, bu arayıştır ki bunaltıyı azaltır,  yaşama enerjisi, merak, yaratıcılık katar insanın yaşamına. İlk ötekinin ( anne) arzusunun biricik nesnesi olmayı arzulayan yavru, bunun ne kadar imkansız olduğu gerçeğine çarpacaktır.  Onunla tekrar bir olmak, ilk orijinal doyum artık imkansızdır. Hani hep içimizde bir boşluk, eksiklik hissederiz. Ta buralardan gelen bir duygudur. Kaygı ile ilişkili bir durumdur bu. Gelecek, belirsizlik taşıması, müphem, bilinmez oluşu ile bu eski duygunun kaygılarımızın tepesine gelir oturur. Kaygının da nesnesi yoktur, belirsizlik, ne olacağını bilememe, şüphe, olası kötü senaryolar, salgınlar, depremler, ekonomik krizler, gelecekte olacak maddi manevi felaketler, hastalıklar , ölüm  kontrol edemediklerimizdir. Kişi ipleri ne kadar sıkı tutuyorsa hayatta, hayatının her bir köşesini ne kadar kontrol altına almaya çalışıyorsa (mükemmel aşk, mükemmel evlilik, mükemmel iş, ev, araba, çocukların yetişme tarzı. Mükemmel bir gelecek, yani bu yelpaze açıldıkça açılır sınır tanımaz.) o kadar çok kaygı yaşar. Biz ne kadar kontrol etmeye çalışırsak, hayatımızı kontrol ettiğini sandığımız o ipler ne kadar sıkı ve kısa ise, kaygılarımız o kadar yoğun, baş etmesi güç olacaktır.  

 Klinik psikolog ve psikiyatri ayırımı? 
Birbiri ile iletişim ve etkileşim içinde olan iki meslek grubu. Psikiyatrist, Tıp Fakültesinden 6 yılın sonunda doktor olarak mezun olan; daha sonra  uzmanlık alanı olarak  Ruh ve Sinir hastalıkları alanını seçen, 4 ila 5 yıl boyunca “insan  davranışları, insan psikolojisi,  ruh sağlığı hastalıkları ve psikoterapi“ konusunda eğitim ve deneyim kazanan kişidir.. Ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen uyumsuzlukları önleme, teşhis ve tedavi etmeyle uğraşan psikiyatri; bir diğer bilim dalı olan psikoloji ile yakından ilişkilidir.  Psikiyatristler psikoterapi eğitimi aldıkları için psikologlarla karıştırılması çok  normal. Psikiyatrist, ruh ve sinir hastalıklarının teşhisini koyan ve iyileştirici  yöntemi seçen; psikoterapi ve gerekli ise ilaç tedavisini  uygulayan uzman doktordur. Psikoloji ise bir ruh bilimidir. Üniversitelerin fen-edebiyat fakültelerinde 4 yıllık psikoloji bölümlerinde, psikolojiye giriş, sosyal psikoloji, psikolojik testler, psikoloji kuramları, psikoloji tarihi, deneysel psikoloji, adli psikoloji gibi konular işlenir.

Pandemi sürecinin üzerinden 6 ay geçti insanların ruhsal süreçlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Koronavirüs pozitif olmak. Ölmek, yapayalnız ölmek, yalnızlaşmak, dışlanmak gibi çok olumsuz, oldukça karanlık bir senaryo ile bize sunuldu. Tablo tabi ki hiç de yüz güldürücü değildi. Çalışan, insanla temas halinde olan, sağlık  birçok hizmet sektörünü risk grubu haline soktu. Ölüm haberleri, bize tek tek sayılar halinde sunuldu. Tüm bunlar ister istemez endişe ve kaygı halini, kaosu artırdı. Ancak koronavirüs olmak her şeyin bitmesi, ölmek demek de değildi. Korku ve kaygı duygusu birbirinden farklıdır.  Korku duygusunun bir nesnesi vardır. Ne olduğunu bildiğiniz, ne yaptığını bildiğiniz bir nesnedir korktuğunuz şey. Sizin kontrol altına alabileceğiniz umudunu taşır.   Bizi çözüm üretmek için hazırlayabilir korku. Fakat kaygının nesnesi yoktur,  öncesi sonrası yoktur,  nerden geldiği belirsiz olan,  bunaltıcı olandır. Yönetilebilmesi, kaçınması dahi zordur. Ne oluyor bize böyle dedik, dışarıdaki korkutucu öteki, korkutucu virüs bizi tehdit ederken, içimizdeki yalnızlığı onarmaya çalıştık, bu arada içimizdeki öteki ile ilgili fark edişlere sahip olduk. Vazgeçemediklerimizden vazgeçtik, sahip olduklarımız hiç de fena değildi. Ne için koşturuyorduk ki biz daha önce diye düşünenler de oldu, pandemi sürecini herkes kendine göre yorumladı, bazıları için yalnızlaştırıcı idi. Bir daha asla evden çıkamamaktan korkan hastalarım o kadar çok oldu ki. Bazıları eşya ile dolu evlerinin içinde, telefon edebilecekleri, konuşabilecekleri ne kadar az gerçek dostu olduğunu gördü. Yoğun bir şüphe, seçici bir dikkatle alarma geçti insanlar, her duyumu, her belirtiyi koronavirüs olduğuna yoran panik kişiler hakimdi genelde. Bir de sorunları görmezden gelerek yok edeceklerini sanan kayıtsız, umursamaz görünümlü insanlar, cesaret timsali görüntü uğruna maskeye veryansın edenler. 

pandemi-surecini-herkes-kendine-gore-yorumladi-179087-7a42b6c9d269e7b3c4275edd50356a23.jpegpandemi-surecini-herkes-kendine-gore-yorumladi-179087-18adf1b4ae7dc6d45e73394ccec53047.jpegpandemi-surecini-herkes-kendine-gore-yorumladi-179087-91c697387dcbb6343d6b19702fb36cea.jpg
                                            


 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum