Popüler Kültürün Geçici Büyüsü: Kolektif Hafızasızlığın Pençesinde 15 Dakikalık Şöhretler

Abone Ol

Ve tabii ki bizi hayatın tüm o gri, kasvetli ve yorucu gerçekliğinden bir an olsun koparan, dijital dünyanın o parıltılı, cazibeli ama bir o kadar da acımasız illüzyonu: Popüler kültür.
Bu hafta da milyonlarca insan, sanki sözleşmiş gibi aynı gün, aynı saatte dijital platformlardaki o popüler dizinin son bölümünün başına oturdu. Akabinde, sanki gizli bir el komut vermişçesine, sosyal medya platformlarında eş zamanlı bir klavye senfonisi başladı. Herkes aynı karakteri yerdi, aynı sahneye ağladı, aynı repliği alıntılayarak kendi hayatına uyarladı. Birkaç gün sonra ise yerini, algoritmanın önümüze fırlattığı 15 saniyelik absürt bir TikTok videosuna bıraktı. Milyonlarca insan bu kez de hiç tanımadığı birinin ritmik bir şarkı eşliğinde yaptığı anlamsız bir dans hareketini izleyerek sabahladı, üzerine binlerce "caps" yapıldı, mizah sayfaları bu malzemeyi son damlasına kadar sağdı.
Kolektif bir şekilde, aynı anda aynı şeye odaklanma refleksimiz ilk bakışta büyüleyici görünüyor. İnsanoğlu, varoluşundan bu yana bir topluluğa ait olma, ortak bir heyecanı paylaşma güdüsüyle hareket eder. Antik çağlarda amfitiyatrolarda gladyatör dövüşlerini izleyen kalabalıkların coşkusu neyse, bugün X’te (Twitter) bir dizinin etiketi altında toplanan milyonların coşkusu da aslında aynı kökten besleniyor: "Yalnız değilim, ben de buradayım ve herkesle aynı şeyi deneyimliyorum."
Ancak günümüz popüler kültürünün eski çağlardan ya da sadece yirmi yıl öncesinden çok temel ve tehlikeli bir farkı var: Hız ve mutlak bir hafızasızlık.
Bugün internet evreninde her şey, Andy Warhol’un o meşhur "Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacak" sözünün bile yavaş kaldığı bir jet hızıyla yaşanıyor. Artık şöhretlerin süresi 15 dakika değil, sadece birkaç kaydırma (scroll) hareketi kadar. Cuma günü uğruna fırtınalar koparılan, adeta toplumsal bir mesele haline getirilip sabahlara kadar tartışılan, "Bunu izlemeyen de ne bileyim" diyerek entelektüel aforizmalar kasılan o büyük "kültürel olay", pazartesi sabahı gün doğarken yerini bambaşka bir çılgınlığa, yeni bir tartışmaya bırakıyor.
Daha da fenası, bir önceki hafta neyi bu kadar delice tükettiğimizi bile hatırlamıyoruz. Hafızamız, dijital bir çöplüğe dönmüş durumda. Duygularımızı, öfkemizi, neşemizi ve en önemlisi dikkatimizi bu kadar hızlı tüketiyor oluşumuz, zihnimizde kalıcı hiçbir tortu bırakmıyor. Bir sanat eserinin, bir düşüncenin ya da bir eğlence unsurunun zihnimizde demlenmesine, bizi dönüştürmesine izin vermiyoruz. Popüler kültür bize sürekli olarak "Çiğne ve tükür, yenisi geliyor" komutunu fısıldıyor.
Sonuç mu? Sürekli beslenen ama bir türlü doymayan, her an yeni bir uyarıcı bekleyen, dikkat süresi birkaç saniyeye inmiş bir kitle kalıyor geriye. Kültürün kendisi, yerini sabun köpüğünden farksız trendlere bırakırken; bizler de o köpüğün göz alıcı renklerine kapılıp, aslında rüzgarda uçuşan koca bir hiçliği alkışladığımızı ancak köpük patlayıp elimiz boş kaldığında fark ediyoruz.