Türkiye’de insanlar yalnızlaştı, evler küçüldü…

İnşaat Mühendisi biri olarak gerek inşa ettiğimiz gerekse de inşa edilen yeni konutların büyüklüklerini gözlemlediğimde konutların büyüklüklerinin yıllara nazaran ciddi oranda küçüldüğünü görebilmek mümkün.

Abone Ol

Baktığımız zaman ülkemizde bir dönem ağırlıklı olarak 120 metrekare üzeri 3+1 ve 4+1 dairelerin inşa edildiği projelerde günümüzde 60 ve 90 metrekareyi geçmeyen 1+1 ve 2+1 konutlar daha fazla yer buluyor. Tabi metrajların yüzde 20’lere varan oranlarda düşüş yaşamasının arkasında birçok sebep sıralanabilir. Özellikle tarım toplumundan modern şehirlere geçişle başlayan yani ‘geniş aile kültüründen çekirdek aile toplumuna geçişle başlayan’ aile yapısındaki dönüşümün son yıllarda çekirdek aile yapısının da tek kişilik ya da çocuksuz aileler olarak evirilmesi ile toplumumuzdaki aile yapısı ve hane halkı sayısı ciddi bir değişime uğramıştır. Buna şehirleşmeyi, yaşam maliyetlerindeki artışı, yatırım alışkanlıklarındaki değişimi, yüksek kredi maliyetlerini, kentsel dönüşümlerin değişen nüfus profiline etkisini, özellikle eğitim ve kariyer odaklı yaşam planları sebebi ile ilk evlilik yaşında yaşanan düşüşü, inşaat sektöründeki maliyet artışlarını, kapitalist düzenin sosyal yaşam üzerindeki etkisini; ‘örneklendirecek olursak evler küçüldükçe, insanlar evde daha az vakit geçirme eğiliminde olurlar ve bu durum insanların park, kafe, alışveriş merkezleri ve restoran gibi sosyal alanlarda daha fazla vakit geçirmesine sebebiyet verir.’ anlayışı, bunlar ve benzeri birçok sebebi sıralayabiliriz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine baktığımızda zaman ise Türkiye'de ortalama hane halkı büyüklüğü 2008 yılında 4 kişi seviyesindeyken, 2025 yılı itibarıyla 3,08 kişiye kadar gerilemiş. Aynı dönemde tek kişilik hanelerin oranı yüzde 20,5'e yükselirken, çekirdek ailelerin oranı artmaya devam etmiş. Tabi demografik yapıda gözlenen bu değişim, konut talebinin niteliğini de doğrudan etkiliyor. Bu sebeple önümüzdeki dönemde özellikle büyükşehirlerde geliştirilecek projelerde fonksiyonel planlanan küçük metrekareli konutların ağırlığının artacağını öngörmek mümkün.

Tabi ülkemizdeki konut metrekarelerindeki bu küçülme, ekonomik ve sosyal dinamiklerin bir yansıması olarak ta dikkat çekiyor. Küçülen evler, sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda değişen yaşam biçimlerinin bir göstergesi olarak ta öne çıkıyor. Örneğin, eskiden bir yapı projelendirilirken o hanede yaşayacak hane halkı için bir yuva tasarlanır ve inşa edilirdi, günümüzde ise yuva yerini barınma ihtiyacına bıraktı ve bu ihtiyaç ise insanlar için yuvalar yerine barınaklar projelendirilmesine ve inşa edilmesine sebep verdi. Tabi bu durum; bulunduğu coğrafyada gücünü güçlü aile yapısından alan, aileyi toplumun nüvesi, kilit taşı, mayası olarak gören bir medeniyetin mensupları olarak bizler ve ülkemiz adına gerçekten üzüntü ve endişe verici bir durum.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da deyimi ile “Aile bağları çözülmüş, aile mefhumu ortadan kalkmış bir toplum ne kadar zengin, ne kadar müreffeh olursa olsun ayakta kalamaz.” Bu sebeple doğum oranlarının düştüğü, evlilik yaşlarının ertelendiği, boşanma oranlarının arttığı, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşam maliyetlerinden ciddi oranda etkilendiği günümüzde özellikle dijital ağların insanları yetersizlik hissi altında yalnızlaştırdığı, devlet televizyon kanalları dâhil televizyon da yayınlanan programların ise aile içi ilişkileri, değerleri ve iletişimi olumsuz bir biçimde etkilediğinden bahsedersek günden güne değişen ve dağılan Türk aile yapısındaki değer ve kültür kodlarının ülkemizin geleceği adına ne büyük sorun sıkıntılara sebep vereceği, ilgili araştırmacıların yapmış oldukları araştırma tez konuları ile de aşikârdır.

Bu sebeple sözün sonunda, inşaat mühendisi olmam münasebeti ile aile yapımızda süregelen değişimin inşaat sektörü üzerindeki etkisi ile söze başlamış olmam münasebeti ile şunu ifade etmem gerekirse; inşaat sektörünün en temel kaynağı insandır ve sektördeki arz talep dengesi bu temel kaynak üzerine şekillenir ve bunun üzerine üretilecek konut ve yapı türü bu denge üzerine inşa edilir. Yani ihtiyaçlar üretimi belirler. Dolayısı ile sektörün aile yapısının bozulması üzerine herhangi bir etkisinden söz etmek anlamsız olur. Burada ifade etmek istediğim ülkemizde özellikle 2026-2035 dönemini kapsayan "Aile ve Nüfus 10 Yılı" vizyonunun paylaşıldığı günümüzde özellikle 90’lar başlarında başlayan ve günümüzde ise ivmenin ciddi anlamda arttığı, aile yapısının, mahremiyetinin ve birlikteliğinin günden güne zemin kaybettiği gerçeği ile ciddi anlamda mücadele etmek ve bu mücadeleyi sorunun asıl kaynakları üzerinden çözüme ulaştırmanın ülkemizin ve milletimizin yarınları adına ne kadar sağlıklı bir adım olacağı gerçeğini kıymetli büyüklerimize tekrar, tekrar ve tekrar hatırlatmaktır. Belki de süslü salon toplantılarında alınan kararlar yerine işe dijital medya platformu olan Tik Tok’un kapatılması, sinema, dizi, reklam ve televizyon programlarındaki sapkın akımlar ve batıl ideolojiler içerikli paylaşımların denetiminin samimi yapılması ve toplum ahlakı üzerindeki olumsuz etkilerinin caydırıcılığını artırmak adına yasal düzenlemeleri hızlı ve etkin şekilde almakla işe koyulmalı. Aksi takdirde popülizm ile icra edilen siyaset toplumu yozlaştırır ve toplumsal çürümenin önüne kimse geçemez. Dileriz sözlerimiz muhatap bulur. Selam, sevgi ve hürmetlerimle…