AYŞE AKTAŞ

AYŞE AKTAŞ

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Uzun Lafın Kısası 

A+A-

Her gün uyanıyor rutin işe başlama telaşlarının ardından gün bitimi ve akşam telaşları. Bütün gün aklımızdan milyonlarca geçen birçok düşünceyi söylemeyip sadece yapmak zorunda olduğumuz ne kadar çok şey vardır kim bilir. Ben çok isterdim mesela aklımdan geçenleri söylemeyi. Düşünsenize tüm düşüncelerinizi, tüm duygularınızı söyleyebildiğiniz bir hayatınız olduğunu. Düşüncesi bile rahatlatıyor dimi?

Neler neler duyardık birbirimizden yiğitlik taslayanların altından ne korkaklar, ne çok korkağın altından ne kahramanlar çıkardı. Aşklar yerle bir olurdu mesela. Yalancı seni seviyorumlar, sahte gülümsemelerin altında kinci suratlar, kulaklarımıza inanamayacağımız birçok düşünce. Samimiyetsiz samimiyetler adı altında yürütmeye çalıştığımız ilişkiler karmaşası. Kendini idare etsin diye sahte yakınlıklar. En kötüsü de bu sahteliği seziyoruz ama canımız acır diye sessiz kaldığımızda oluyor sanki. Sonuçta her şeyi sakladığımız bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz. İlk öncede kendimizden her şeyi saklıyoruz sonra karşımızdakinden. O kadar iyi saklıyoruz ki biz bile kendi kandırılmış doğrularımıza inanıyoruz. Ben şahsım adına tüm sahtekârlığıma esir olan her şeyi tuzla buz yapmak istiyorum. Sadece kendim için değil herkes için istiyorum.

Neler çıkar gün yüzüne, ne çok hasretler, söylenmeyerek biriken öfkeler, utanılan kırgınlıklar, acılar, atılamayan kahkahalar, mutluklar, endişeler daha neler neler. Sonra bize ait hiç bir şey kalmadı, ne tarafa baktıysak siz olduk. Değişmesini istedik bazı şeylerin, değiştiremedik canımız yandı. Hayatta hepimizin saklamak zorunda olduğumuz yükleri vardır illaki. Bir tiyatro sahnesi gibi aslında hayatımız. Hepimizin rolleri farklı. Elimizden geldiğince başarılı biçimde oynamaya çalışıyoruz rollerimizi. İyiyi, kötüyü, dürüstü, yalancıyı, paylaşımcıyı benmerkezciyi, hırslıyı, hırsızı, katili, barışçıyı... Oyun bittiğinde perde iniyor üstümüze. Eğer rolümüzü becerebildiysek oyundan aldığımız haz kalıyor üzerimizde.

Uzun lafın kısası, samimiyetsizliğe ve kandırmaya kendinle başlıyorsun, sonra başkalarıyla devam ediyorsun. Samimiyet, işte bu yüzden son zamanlarda duyduğum ve herkesin ağzında olan bir kelimenin artık anlamını yitirmesi ve önemsenmemesi, gerçekten çok üzücü ve bunu gördükçe üzülüyorum. Sevgiyle kalın.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar