Yaşam enerjini nerede taşıyorsun?

Abone Ol

Hiç fark ettiniz mi, nefes aldığımızı çoğu zaman düşünmeyiz. Ama nasıl nefes aldığımız, nasıl yaşadığımızı doğrudan etkiler. Kadim öğretiler nefesi sadece fizyolojik bir hareket olarak görmez. Ona “yaşam enerjisi” der. Doğu’da buna chi adı verilir. İsimler değişir, ama işaret ettiği şey aynıdır: İnsanı canlı tutan, hareket ettiren, hissettiren o görünmez akış. Modern bilim bu kavramı farklı bir dille açıklar. Sinir sistemi, oksijenlenme, diyafram hareketi… Ama aslında iki bakış açısı aynı noktada buluşur: Nefes, yaşamın merkezidir.
Kadim doğu kültüründe “Hara” diye bir kavram vardır. Bedenin merkezi olarak kabul edilir. Dengenin, gücün ve sakinliğin kaynağıdır. İlginç olan şu ki, bu nokta karın bölgesine, yani diyaframın hareket alanına denk gelir. Yani modern fizyolojinin söylediğiyle,
kadim bilginin işaret ettiği yer aynıdır. İnsan yüzeyde değil, merkezinden nefes aldığında dengelenir.
Bugün birçok insan fark etmeden göğüs bölgesinden, hızlı ve yüzeysel nefes alır.
Bu nefes biçimi sinir sistemine sürekli şu mesajı verir: “Hazır ol, tetikte kal.” Oysa nefes karın bölgesine indiğinde, diyafram aktif çalıştığında beden tamamen farklı bir mesaj alır:
“Güvendesin.” İşte bu yüzden bazı insanlar kalabalığın ortasında bile sakinken, bazıları en küçük durumda bile huzursuz hisseder. Fark çoğu zaman düşündüğümüz gibi zihinde değil,
nefesin derinliğinde başlar. Belki de bu yüzden güçlü olmak dediğimiz şey, daha fazla kontrol etmek değil; nefesin merkezine geri dönebilmektir. Bugün gün içinde ya da kendinle baş başa kaldığın bir zamanda bir an durup dikkatini nefesine ver.
Nefesin nerede? Göğsünde mi sıkışıyor, yoksa karnına kadar inebiliyor mu?
Çünkü yaşam enerjisi dediğimiz şey uzakta, mistik bir yerde değil. Tam şu anda, her nefeste hareket ediyor. Ve sen onu fark ettiğinde, beden de yavaş yavaş hatırlamaya başlıyor.
İnsan, hayatı göğsünde taşıdığında yorulur. Ama merkezinden nefes aldığında dengelenir. Bugün dikkatimizi merkezimize getirelim mi?