Türkülere ve hikâyelere, oyunlara, farklı kültürlere, inanışlara konu olan turna kuşu, farklı özlemlerin dile getirilmesi, sevgilinin güzelliğini anlatması, barış ve kardeşliğe gönderme yapılmasında kullanılan asil bir hayvandır.

Turna, halk hikâyelerinde de habercilik fonksiyonuyla yer alır.

Anadolu'nun bazı mecralarında, turnalar için çok yaygın bir inanış bulunmaktadır. Saflığın, bereketin, mutluluğun, refahın müjdeleyicisi olarak sayıldığı gibi temizliğin, vefanın, sadakatin, sabrın, özgürlüğün ve onurun simgesi olarak da görülmektedir.

Turna avına çıkan kişilerin başlarından belanın eksik olmadığına, avcıların peşlerini feleketlerin bırakmayacağına inanılır. "Her kimin tarlasına veya evinin bahçesine turna konarsa o evde bereket eksik olmaz ve kıtlık uğramaz" denilir. Bu inanç Osmanlı ordusundaki Yeniçerilerde de vardır. Yeniçeri ocağının simgesi olmuştur. Bir zamanlar Yeniçerilerin börklerinin önünde, alınlarının üzerinde bulunan özel yere, turna tüyü taktıkları bilinir.

Turnalar, Bektaşilik ve Alevilik kültüründe de önemli yere sahiptir. Alevilikte güvercin ve turnaların kutsal olduğuna inanılır. Bu kuşlar, Alevilerin simgesi olan özel folklor danslarında uyguladıkları figürler arasında önemli bir yer alır. Özellikle de Hz. Ali’yi temsil ettiğine inanılır ve turnaların normal bir kuş olmadığı düşünülür.

Bazılarına göre ise turna kuşu Tanrısal ruhu simgeler. “Sana ruhumdan üfledim” sözleri onlara göre bunu ifade etmektedir. Bektaşi inancında 'devran' vardır, yani 'ruh gücü' vardır. Ondan gelir, ona döner ve bu tekrar eder. Çünkü bu bir dönüşümdür. Aynı şekilde turnalar da döner, döner. Bu nedenle turna bir tür kutsanmış kuş niteliğindedir.

Şimdi gelelim "turna"nın hem bizdeki hikayesine hem de Uzak Doğu'daki hikayesine:

Anadolu'da:


Bir gün adamın biri turnası ile köye gelmiş.
Yanındaki turna kuşu ile köye yerleşen uzun beyaz saçlı adam, köylünün dikkatini çeken ilginç bir kişiliğe sahipmiş. Köylünün en fazla ilgisini çeken ise yaşlı adam ile kuşun arasındaki yakın ilişki olmuş. Turna kuşlarının; yanına insanları yaklaştırmadığını bilen köylüler, yaşlı adam ve turna kuşu arasındaki dostluğu pek garipsemiş.

Adamın ününü uzaktan duyanlar ise onun bilge biri olduğunu çevresine söylemeye başlamış ve bu bilgi kısa sürede her yere yayılmış. Ancak adam ünlü olmasına karşın, oldukça tevazu sahibi bir insanmış. Turnasıyla beraber küçük bir yapının yanına yerleşen yaşlı adamın her zaman önünde yürüyen turnası, insanların dikkatinden kaçmamış.

Köylüler adamı iyice merak ederek onu yakından izlemeye koyulmuşlar. Ancak adam kimseyi görmemiş, onları izleyen insanları turna kuşu fark etmiş. Köylüler yaşlı adamın bitkin olduğunu görünce, ona çeşitli yiyecekler götürmeye başlamışlar ve yaşlı adamın duasını almışlar.

Bir gece yaşlı adamın evine giden çiftçiyi fark eden turna, kanatlarını çırparak uyuyan yaşlı adamı uyandırmış. Çiftçiyi buyur eden yaşlı adam, misafiri ile sohbete başlamış

Çiftçi, kendisinin bilge olduğundan haberdar olduğunu ve kendisine bir soru soracağını söyleyerek, sorusuna cevap alıp alamayacağını merak etmiş. Bilge adam ise, "Dünyada hiç kimsenin her şeyin cevabını bilebilecek kadar bilge olmadığını söyleyerek, cevaplayıp yardımcı olacağı bir şeyse bunu severek yapacağını" dile getirmiş.

Çiftçi ise yaşlı adama, cehennem ve cennetin kapılarını açmak istediğini ve bunu nasıl yapacağını sormuş. Yaşlı adam bu soru karşısında biraz kızmış ve “Bu nasıl bir sorudur. Çok cahil bir insan olduğunu belli ettin bu sorun ile” demiş. Çiftçi ise bu sözlere sinirlenerek, yaşlı adama şiddet uygulamak istemiş ancak turna kuşu engel olmuş. Yaşlı adamın kendisine vurulacağının farkında olmadığından çiftçi; adamın kör olduğunu ve turnanın ona yardımcı olduğunu anlamış. Ona vurmak istediği için kendisinden utanan ve yaşlı adama merhametle dolan çiftçi, adamdan kendini bağışlamasını isteyerek özür dilemiş.

Yaşlı adam ise çiftçinin özrü karşısında; “Öfken cehennemin kapısını açmıştı. Merhamet göstermen ise cennetin kapısını açtı” demiş. Bu cevap karşısında çok etkilenen çiftçi, yaşlı adamın bilge olduğunu anlamış ve bunu tüm köye anlatmaya başlamış. O günden sonra köylüler ve civar köydeki insanlar, yaşlı adamı ziyaret etmeye başlamışlar.

Gelelim Uzak Doğu hikayesine:


Amerika tarafından Japonya’ya atom bombasının atıldığı tarihte henüz 2 yaşında olan Sadako, bombanın yaydığı radyasyon nedeni ile 12 yaşında kansere yakalanır. Savaş sırasında ailesini kaybeden Sadako hastaneye yatırılır. Ancak herkes onun öleceğini bekler. Sadako ise her şeye rağmen hayata tutunur, iyileşerek hastane koridorlarında koşup zıplamaya ve hatta diğer yaşlı hastalara yardım etmeye başlar.

Hastalar arasındaki 80 yaşındaki yaşlı kadına ayrı bir sevgi duyar Sadako.
Yaşlı kadın, "Kendisinin yakında öleceğini ancak onun önünde daha güzel bir hayat olduğunu" söyler. Ayrıca, “Bizim inanışımıza göre turna kuşunun ayrı bir yeri var. Ölmeden 1000 tane kâğıt turna kuşu yaparsan, her isteğin kabul olur. Ben başaramadım sen yap kurtul” der.

Küçük kız geleneksel bir Japon sanatı olan origamiyle turna kuşu yapmaya başlar. Çok hızlıca kuşları yapıyor olsa da bir yandan kanser yeniden nüksederek, genç kızın sağlığını bir hayli zorlar. Sağlığının bozulmasıyla Japonya’da ve ardından tüm dünyada haber olan küçük kıza, birçok insan binlerce turna kuşu göndererek ona destek olur. Ancak Sadako artık bitkin bir vaziyettedir. Son saatlere kadar turna kuşu yapmaya devam eden küçük kız, 637. kuşu yaptığında vefat eder. Hastane personeli odasına girdiğinde, küçük kızı gülümser bir vaziyette ölü olarak bulur. Postacılar ise sayısı yüz binleri hatta milyonları bulan kâğıt turna kuşlarını, dünyanın dört bir yanından getirmeye devam eder.


Böylesi güzel kuşumuza, bu sefer de biz selam gönderelim.

"SELAM OLSUN SİZE EY TURNALAR"