Her yere yetişmeye çalışan arabalar, telaşlı telaşlı yürüyen insanlar, siren sesleri, korna sesleri. Her an sakinlik arayan ama hep telaş içerisinde olan bizler.

***
Belediye meydanlarındaki banklar gibiyiz her birimiz. Hepsi dolu. Hiç boş yer yok. Çocuğuna ayakkabı bile alamayan bir baba ile alışveriş poşetleri ile oturan bir baba aynı bankta. Aşk acısı çeken bir genç ile sevgilisini bekleyen genç de aynı bankta. Karşıdan karşıya geçerken yeşil yanmasını bekleyen bir yaya ile arabaların gelmediğini görüp geçen yaya da aynı bankta. Sokak ortasında kavga eden adam da olaya müdahale eden polis de aynı bankta aslında. Her gün aynı saatte boş bank bulsa bile oturmayan sadece kaldırıma oturan amca mesela. O da aynı bankta. Uyumak isteyen köpek veya kedi. Onların da hakkı o bank.

***
Kimisi eve nasıl gideceğini düşünürken o bankta kimisi “Bugün nerde sabah olacak?” diye bekliyor. Kimi “Bugün ne pişirsem?” diye düşünürken diğeri “Çöpte umarım ekmek vardır” diye dua ediyor.

***
Her birimiz bir telaş içinde günü kurtarmaya çalışıyoruz. Banklar da bunlara şahit oluyor.

***
Bir gün bankta otururken yanıma bir amca geldi. “Oturabilir miyim kızım?” diye sordu. “Tabi ki amca” dedim ve biraz sağa doğru kaydım. “Nasılsın?” diye sordu bana. Şaşkın gözlerle adama baktım. Sanki nasılsın kelimesi bana daha önce hiç sorulmamış gibi. “İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?” diye sordum. Gülümsedi. Hoş beş muhabbet etmeye başladık. Bana hayatından bahsetti. Ben ona kendimden bahsettim. Sonra bir sessizlik oldu. “Kızıma çok benziyorsun” dedi. Ben de “Kızın nerede Mehmet amca?” dedim. Artık isim faslını da geçip samimiyet kurmuştuk. Mehmet amca cevap vermedi. Ben de biraz daha oturduktan sonra kalkmak için izin istedim. “Kendine iyi bak Mehmet amca” dedim. “Bakarım” dedi ve gülümsedi. Ertesi gün sanki yine o bankta aynı saatte Mehmet amcayla karşılaşacağım hissi doğdu içime. Yine o bankta kendimden emin beklemeye başladım. Hislerimde yanılmamıştım. Gülümsedi ve yine yanıma oturdu. “Ben gidiyorum kızım” dedi bana. “Nereye gidiyorsunuz Mehmet amca” diye sordum. “Memleketime, toprağıma dönüyorum” dedi. İçimi hüzün kaplamıştı. “Memleketin neresi?” diye bile sormamıştım. “Tekrar geleceğimi nerden biliyordun Mehmet amca?” diye sordum. “Sana kızıma benziyorsun demiştim” dedi ve üzgün üzgün baktı. Hiçbir şey anlamamıştım. Vedalaşmak için ayağa kalktığımda “Yarın gitmeden önce sana vermek istediğim bir şey var” dedi. Yarın aynı bankta aynı saatte böylece söz vermiş olduk. Sabah oldu. Erkenden gidip o bankta beklemeye başladım. Ne gelen vardı ne de giden. Saatlerce o bankta Mehmet amcanın gelmesini bekledim. Bankın yakınında sürekli mısır satan bir kadın vardı. Yanıma gelip “Mehmet amcayı mı bekliyorsun?” diye sordu. “Evet, siz nerden biliyorsunuz?” diye sordum. Elime bir zarf verip “Bu senin” dedi ve tekrar tezgahının yanına geçti. Zarfı elime tutuşturduğunda ellerim titremeye başlamıştı. Zarfı açtığımda içindeki kağıtta şu cümleler yazıyordu:

***
Sevgili kızım Tuğba.
Hayatımın son 2 gününde bana baba olduğumu yeniden hissettirdin. Bana kızımı hatırlattın. Kızım beni bu bankta terk edip gitti. Sen beni görmek için ikinci kez buraya geldin. Vedalaşmak için de geldiğini sayarsak bu üçüncü oluyor. Sana memleketime gidiyorum dedim. Çünkü herkesin memleketi bu toprak. Ben de toprağıma geri dönüyorum. Mehmet amcam niye vedalaşmadı diye düşünerek bana gönül koyma. 2. Kez o bankta bir kızıma daha veda etmek, ettirmek istemedim güzel kızım. Sana tek gerçek tavsiyem şu: Mutlu ol ve her şeye rağmen gülümse.

Banktaki Mehmet Amcan

***

Okurken yazıyı dahi ıslatan gözyaşlarım yerini gülümsemeye bırakmıştı. “Hoşça kal Mehmet amca” diyerek banktan kalkıp uzaklaştım.

***

O günden sonra bankları hep bir hikaye anlatıcına hazırlık yapan cansız ama bir o kadar da canlı nesne olarak gördüm.

***

Bank sadece içinde gizlilik barındıran bir sembol. Hepimiz eşitiz ve aynı yerdeyiz. Geldiğimiz yer de aynı gideceğimiz yer de.

***

Mehmet amcanın da dediği gibi
HER ŞEYE RAĞMEN GÜLÜMSE.

***

DİĞER YAZILARI