Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan emekli olduğunu söyleyen 25 yıllık arkeolog Songül Erbay, meslek hayatı boyunca doğaya ve arkeolojiye duyduğu ilgiyi şimdi sanatsal üretimle sürdürdüğünü dile getirdi. Ekim 2024’te Aydın Müzesi’nden emekli olduğunu belirten Erbay, görev yerlerinde ve gezilerinde doğadan topladığı çiçek, taş, dal, tohum, böcek gibi malzemeleri sanatla birleştirerek tablolar oluşturduğunu ifade etti. Ürettiği eserler ile ilk kişisel sergisini Aydın Arkeoloji Müzesi’nde açan Erbay, sergisinin 28 Mayıs’a kadar devam edeceğini belirtti.

“SANATLA BULUŞTURDUM”
Eserlerini yapma hikayesinden söz eden Erbay, “25 yıllık arkeoloğum ve Ekim 2024'te Kültür ve Turizm Bakanlığından emekli oldum. Bu 25 yıllık arkeologluk hayatımda doğadan topladığım malzemelerle gerek görevlerde gerek yaptığım gezilerde her zaman doğadan birtakım malzemeler topladım. Bunlar çiçek, böcek, dal, kum, taş, tohum yani doğada gördüğümüz toplanabilecek birçok şeyi tabii ki hijyene de dikkat ederek her zaman topladım ve onlardan çok güzel tablolar yapmaya başladım. Özellikle pandemi zamanında daha çok yaptım. Daha öncesinde de Latmos Uluslararası tasarım yarışmasında bir eser yapmıştım. Kazanmıştı o ve Aydın Müzesi'nde sergilenmişti. Daha sonra emekli olduktan sonra müzeler haftasındaki bu sergiyi tasarladığımız için çalışmalarıma ağırlık verdim. Vakit bulduğum için ve çok zevk aldığım için de çok sayıda eser yaptım. Burada bazen bir tapınağı, bazen önemli bir objeyi, bazen bir antik dönem kap formunu kilden yaparak, içine de bazen farklı objeler koyarak, doğal malzemeleri de tablo içerisinde kullanarak doğayı ve arkeolojiyi aslında sanatla buluşturdum” dedi.

“GERİ DÖNÜŞÜME ÖNEM VERİYORUM”
Yaptığı tablolarla arkeolojiyi ve doğayı birleştirdiğini anlatan Erbay, “Burada bunları yaparken çok büyük zevk alıyorum ama en önemli amaçlarımdan biri tarihsel ve doğanın güzelliklerinin farkındalığını arttırmak, ayrıca geri dönüşüme çok önem veriyorum ben. Birçok tablo çerçevem, atık malzeme, kullandığım bütün fonlar, karton ve her zaman yolda gördüğüm, çöp kenarında gördüğüm bir çerçeveyi, bir çekmeceyi bile muhakkak malzeme olarak değerlendiriyorum. Yaptığım işten çok zevk alıyorum. Müzeyi ziyaret eden kişilerin çok ilgisini çekiyor. Geri dönütler çok güzel beni arıyorlar. Çok çok memnunum. Aslında bunun tam olarak bir adı yok. Doğal malzemelerden tablo yapıyorum. Aslında bunu yapay malzemelerle yaptığınızda diorama deniyor. Bir doğayı tablo haline getiriyor ama onlar plastikten, yapay malzemelerden bunu yapıyorlar. Aslında ben o diyorama sanatını doğal malzemelerle arkeoloji ve doğayı birleştirerek yapıyorum” diye konuştu.

“İNSANLARIN İLGİSİNİ ÇEKİYOR”
Öğrencilik yıllarında bu sanata ilgi duymaya başladığını kaydeden Erbay, “Ben aslında üniversitedeyken, öğrenciyken de böyle birkaç küçük tablo yapmıştım ve o zaman çok hoşuma gitmişti. Doğadaki malzemelerden bir tablo oluşturuyor olmak. Hatta ablama hediye etmiştim onu. Daha sonra meslek hayatım boyunca çok yer gezip dolaşınca gördüğüm her güzel parça, çünkü bazen bir böcek o kadar güzel renklere sahip oluyor ki şimdi sergimde de var, yeşilin her tonu üzerinde olan kurumuş bir böcek. Bunu görüp almamak mümkün olmuyor. Ya da harika bir dal parçasını almamak benim için mümkün olmadı. 25 yıl önce gerçekten gezilerim de dahil hep bir şeyler topladım. Ve bunlardan yavaş yavaş bir şeyler yaptığımı görünce ve bundan çok zevk alınca bunu devam ettirdim. O yarışma çok büyük etken oldu. Latmos'un güzel bir tablosunu yaptım. Daha sonra başka sergiler için eserler yaptım. Kadına dair, Latmos'un güzelliklerine dair. Daha sonra da zaten şu an mevcut olan müdür yardımcımız Birgül Çamoğlu Günaydın Hanımefendi ve eski müdürümüz Ali Atmaca Bey'le müzeler haftasında böyle bir sergi planlamıştık. Çok da yerinde oldu. İnsanların çok ilgisini çekiyor” sözlerini kullandı.

“FARKINDALIK YARATIYOR”
Sergideki eserlerin ziyaretçiler üzerinde kalıcı bir etki bırakmasını isteyen Erbay, şu ifadelere yer verdi: “Çocuklar için bile doğa farkındalığı, arkeoloji farkındalığı yaratıyor. Ben bilgilendirme notları yazdım eserlerimin üstüne. Bunu özellikle yaptım ve kızım burada bana çok güzel fikir verdi. Anne sen arkeologsun, sen biliyorsun ama herkes bilmeyebilir dediğinde evet annecim çok mantıklı deyip iyon sütunundan esinlenmiştir diyorum. Birisi İyon sütununu bilmiyorsa İyon sütununu biliyor. İyon tapınağını biliyor, Dor tapınağını biliyor. Karun hazinesi dünya üzerinde yani çok bilinen bir hazine, arkeolojik değer. Bunu mesela insanlar oradaki deniz atı, kanatlı deniz atı broşunu hiç görmediyse tanıyor, biliyor. Onu başka şeylerle birleştirdiğinde daha çok akıllarında kalıyor. Yani benim de gerçekten amacım görülmesi bak bu çocukların aklında bir tane bir şey kalsa. Çünkü ben de küçükken Ankara'da bir müzede gördüğüm dinozor, gördüğüm taş toprak onlar arkeolog olmamda etkili oldu. Yani bunların da illa arkeolog olsun değil bir şeyin kıymetini bilsin. Tapınak ne bilsin mesela.”





