Ah, bugün ne kadar da güzel bir gün!. Kuşlar ötüyor, hafifçe esen rüzgâr ağaçtaki yaprakları dalgalandırıyor ve ben de parkın ortasında diz çökmüş, ellerim kelepçeli bir şekilde önümde telefonuyla konuşup, elindeki kalemle defterine not alan bir polis memurunu seyrediyorum. Bugün daha da güzelleşemez. Polisler, Ertan Bey’i benim öldürdüğümü sanıyorlar ancak ben bir katil olsaydım, sadece bir kişiyi öldürüp saklanmayı gururuma yediremezdim. Yani, psikopatım demiyorum ama psikopat olsaydım kaliteli bir psikopat olurdum. Polislerden birisi arabaya doğru hareket ediyor. Galiba karakola gitme zamanım geldi. Birinin bana şans dilemesine ihtiyacım olabilir.
Karakolun labirent gibi koridorlarından geçerek sorgu odasına doğru yol alıyoruz. Gördüğüm her polis memuru bana dik dik bakıyor. Gerçekten bir katil olduğumu düşünmelerinin saçmalığına gülsem mi, yoksa insanların benim bir katil olabileceğim fikrini akıllarından geçirmelerine üzülsem mi bilemiyorum. Şimdi neden katillerin gururla yürüyemediklerini anladım. Yani “Hey insanlar! Ben birini öldürdüm, bakın. İyi etmişim değil mi? Beni tebrik etmeyecek misiniz?!” diye gezecek halleri yoktu herhalde. Tabii, katiller işledikleri cinayetten bu şekilde bahsetselerdi cinayet programlarının hiç ciddiyeti kalmazdı. Ah, sorgu odasına varmışız. İnsanın aklı düşüncelerle dolu olduğunda zaman ne kadar da hızlı geçiyormuş, vay be. Neyse, sessizce sandalyeye otursam iyi olacak. Şu yanımdaki adamın bana bağırmasını çekemeyeceğim şimdi.
“Pekâlâ, Edis. Adın buydu galiba? Ben Polis Memuru Selim. Olay mahallinde sana ait birkaç eşya bulduk ve kadavranın üzerinde de sana ait DNA örnekleri var. Bunun ne demek olduğunu bildiğini varsayıyorum.”
Diyerek yerine oturuyor. Memurun sesi fazlasıyla gür çıkıyor. Dediği her kelime az aydınlatılmış, iki sandalye ve bir masa dışında içi boş olan odada (ve aynı zamanda beynimde) yankılanıyor.
-“Ne demek olduğunu biliyorum memur bey. Ama size şimdiden söyleyeyim, onu ben öldürmedim.”
Diyorum, yüzümde ukala bir gülümsemeyle.
-“Peki senin bir katil olmadığına neden inanayım? Kanıtın var mı ki?”
-“Tabii ki de yok! Oradan cebimde bir kamerayla gezip, her günün her saati katil olmadığımı kanıtlamak için fotoğraf çeken bir tip gibi mi görünüyorum?”
Geriye yaslanarak sandalyenin ön bacaklarını havaya kaldırıp kendimi sallanır bir pozisyona getiriyorum. Polis Memuru;
-“Düzgün otur.”
-“Düzgün oturmak istemiyorum.”
-“O zaman istemeye başlamanı tavsiye ederim yoksa başına çok feci şeyler gelecek.”
-“Sandalyemi düzelteceğim, ama senden korktuğum için değil. Bu pozisyon biraz acıtmaya başladı da ondan.”
Oflayarak sandalyemi düzeltiyorum.
-“Artık şaklabanlık yapmayı kes. Bu işin gereğinden fazla uzamasını istemiyorum.”
-“Pardon da, ben şaklaban değilim. 4 yıl İstanbul Üniversitesi’nde oku---“
-“Kapa çeneni!.. ve soracağım sorulara cevap ver.”
-Öööf hadi ama! Bari cümlemi bitirseydim. Kaba.
-“Tamam memur bey.”
-“Ertan Bey’le nasıl bir ilişkiniz vardı?”
-“Benim için patrondan başka hiçbir şey değildi o.”
-“Kayıtlarımızda Ertan Bey’in eleman alabilecek bir iş yeri olduğu yazmıyor. Bu durumda Ertan Bey nasıl patronunuz oluyor?”
-“Yazık sana. Soruşturmaya tam bilgi verilmeden yollanmışsın anlaşılan.”
-“Yani? Ne demeye çalışıyorsun?”
-“Ertan Bey, küçük çaplı bir mafya babasıdır. Ben de onun en sadık adamıydım. Kendisi beni öz oğlundan daha çok severdi.”
Çok yavaş not alıyor ya! Öf, beklemekten sıkıldım.
-“Not almayı bitirecek misin yoksa geceyi burada geçirmeye hazırlanayım mı?”
-“Azıcık sabret!”
-“Tamam.”
-“Neden Ertan Bey’in cinayet mahallinde, yani evinde, eşyaların vardı?”
-“Ne tür eşyalardan bahsediyoruz burada?”
-“Bulunan eşyalardan bazıları tarağınız, içi boş çantanız ve üzerinde parmak izleriniz olan bir silah.”
-“Ha, onlardan bahsediyorsunuz. Ertan Bey bazen evinde kalmama izin verirdi. Ben de o ölmeden önceki gece orada kalıyordum. Daha eşyalarımı toplayamadan o öldürüldü ve onların kanıt olduğunu söyleyip bana geri vermediler. Eşyalarımdan bahsetmişken, ne zaman geri alabilirim onları?”
-“Dava kapandıktan hemen sonra alabilirsin. Ki bu gidişle dava hiç kapanacağa benzemiyor.”
-Pardon da yavaş olan ben değilim. Alındım yani. Tam da ısınmaya başlıyordum bu adama.
-“Peki neden silahın üzerinde parmak izin vardı?”
-“Bir küçük çaplıda olsa mafya babasının çalışanı olduğum için olabilir mi? Hani, mafyada sürekli kendini koruman gerekir ya?”
-“Anlattıklarınızdan anladığım kadarıyla Ertan Bey’i en son ölümünden bir gün önce gördünüz. Doğru muyum?”
-“Tabii ki de doğrusunuz. Onu en son ne zaman gördüğümü az önce söyledim zaten.”
-“Sadece kontrol etmek için soruyorum.”
-“İşim gücüm yok, sana yalan söyleyecektim ben de zaten.”
-“Kadavranın üzerinde siyah saç telleri bulundu ve DNA’n, saç tellerinde bulunan DNA ile uyuşuyor. Bunu nasıl açıklayacaksın acaba?”
-“Saçlarımın döküldüğü gerçeği ile açıklayabilirim mesela. Yani, her insan gibi benim de saçlarım dökülüyor.”
-“Sorduğum soru saç tellerinin neden döküldüğü değildi, saç tellerinin neden kadavranın üzerinde olduğuydu.”
-“Hiç saç tellerinin hafif olduğunu ve uçuşabildiklerini duymuş muydunuz? Ya da saç tellerinin bir yüzeyden ötekine kolayca geçebileceğini?”
-“Ertan Bey’i senin öldürmediğini varsayarsak, onu öldürmüş olabilecek başka bir şüpheliyi tanıyor musun?”
-“Şuna öldürmüş olabilecek değil de kesin olarak öldürmüş bir şüpheli diyelim.”
-“Yani katilin kim olduğunu biliyorsun. Peki bunu baştan neden söylemedin?”
-“Hiç sormadınız da ondan.”
-“Katil kim peki?” ….

Arkası yarın…. Devamı gelecek haftaki devamında

DİĞER YAZILARI