Aydın Hedef Gazetesi'nden Kevser Dayan'ın haberine göre; 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, Türkiye’yi derinden sarsarken, depremin ağır yıkımı yaşattığı illerden Adıyaman’da da birçok yapı yerle bir olmuş, ortaya tarifsiz acılar çıkmıştı. Adıyaman’da yaşayan 43 yaşındaki anne Semra Çelik, depremde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi Bölümü Öğrencisi Kürşat Çetin (22), Zeynep Çetin (16) ve Armağan Çetin’i (12) kaybetmenin ardından yaşadıklarını anlattı. Evlatlarıyla yaptığı son konuşmalardan enkaz altında geçirdiği saatlere, hastanede karşılaştığı manzaradan çocuklarına veda edişine kadar her anı hafızasına kazınan anne Çelik’in sözleri, yürekleri dağladı.
Torunlarının ölümüyle sarsılan ve depremin ardından Aydın Germencik’te yaşamaya başlayan 71 yaşındaki İbrahim Güngörmüş ve Havva Güngörmüş, memleketlerine dönmek istediklerini söyleyerek, “Memleket hasreti çok zor. Şehitlerimiz Adıyaman’da, oraya dönmek istiyoruz” diyerek, yaşadıklarını anlattılar.
Yaklaşık 3 yıldır yaşadıkları Aydın’da hayata tutunmaya çalıştıklarını gözyaşları içerisinde aktaran İbrahim Güngörmüş, “Aydın’da insanlar bize çok güzel yaklaştı. Komşular da bize alıştı ve geriye dönmemizi istemiyorlar. Gurbet çok zor, şehitlerimiz Adıyaman’da kaldı” dedi. Güngörmüş, Adıyaman’daki evlerinin tadilatta olduğunu ve kaba işlerinin ardından ince işlerin de bitmesiyle birlikte Aydın’a veda edeceklerini söyledi.

“SANKİ ÖLECEĞİNİ HİSSETMİŞ GİBİYDİ”
Depremden önce çocuklarının öleceklerini hissedecekmiş gibi davrandıklarını söyleyen anne Çelik, “Herkes gibi çok güzel bir hayatımız vardı. Sabah akşam çocuklarıyla ilgilenen, onlarla büyüyen bir anneydim. Oğlum Kürşat, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi Anestezi Bölümü öğrencisiydi. Aydın’dan memleketi Adıyaman’a dönüşünün üçüncü günüydü. Bizleri özlediğini söylemişti. Hatta bir dersini veremediğini verip öyle geleceğini söylemişti. Gelip gelmemek arasında çok kararsız kalmıştı. Ben de dersini verip öyle gelmesini söylemiştim. O da daha sonra sınavına girip geleceğini söyledi ve geldi. Geldiği gece 2 gün beraberdik üçüncü gün eve geç saatte geldi. Eve gelir gelmez bana, ‘Anne bana hakkını helal eder misin?’ dedi. Ben de ‘Durduk yere hayırdır nereden çıktı bu, başına bir iş mi geldi?’ dedim. Oğlum Kürşat bana, ‘Ölüm var kalım var anne’ dedi. Benden yana hakkımın helal olduğunu söyledim. Cümlesinin sonunda iki kardeşini de yanına alacağını, onları okutacağını söylemişti. Ben de bir anne olarak gururlandım. O an içimden, ben öldükten sonra abileri kardeşlerine bakar, dedim. Son olarak bunları konuşmuştuk. Sanki oğlum öleceğini hissetmiş gibiydi” dedi.

“BAĞIRDIM, AMA KİMSE BENİ DUYMADI”
O geceyi atlatamadığını söyleyen Çelik, “O gece Kürşat ve Armağan odaya uyumak için geçti. Zeynep de o gece kendi odasında değil benim yanımda uyumak istediğini söyledi ama televizyon izlerken salonda uyuya kalmış. Çocuklarımı son kez uyumadan önce görmüştüm, sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda karanlık bir şeyin içindeydim. O an öldüğümü ve mezarda olduğumu düşündüm. O kadar çaresizdik ki. Ne sağa ne de sola, hiç hareket edecek yerimiz yoktu, sadece sağ elimi hissedebiliyordum. Onu arada bir kaldırıp dua ediyordum. Ağzım toprakla dolmuştu sağ elimle birkaç defa konuşabilmek için temizlemeye çalıştım. Ben kendimi mezarda ölmüş zannederken yan komşumun sesini duydum. ‘Allah, Allah kurtarın’ diye bağırıyordu. Ben de kendimce biz ölmedik mi abi dedim. Kısa bir süre onun da sesi kesilince öldüğünü düşündüm ve sırada ben varım dedim, dua etmeye başladım. Dua ederken dışarıdan sesler duymaya başladım. Kardeşim ve akrabalarım sesleniyorlardı. Buradayım kurtarın diye bağırdım ama kimse beni duymadı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra tekrar bağırmaya başladılar. Nasıl bir hikmetse elimi yukarı doğru bir boşluktan çıkardım. O an biri elimi tutarak, ‘Semra yenge sen misin?’ dedi. Beni kurtaracaklarını söylediler. Bekledim. Biraz sonra üzerimdeki beton yığınlarını kaldırarak enkazdan çıkardılar. İlk çıktığımda çok fazla baş dönmem vardı. O an battaniye getirin dediklerini hiç unutamıyorum. Beni battaniyeye sarıp indirdikten sonra kız kardeşim yanıma gelerek deprem olduğunu, beni çıkardıklarını, çocukları da çıkaracaklarını söyledi. Çocuklarımın enkaz altında olduğunu söyledikten sonra kafamı 6 katlı binamıza çevirdim, yerle bir olmuştu ve o zaman deprem olduğunu anladım” ifadelerini kullandı.

“HASTANE MAHŞER GÜNÜ GİBİYDİ”
Hastanedeki tedavi sürecine değinen anne Çelik, “Enkazdan çıkarıldıktan sonra beni hastaneye götürdüler. Hastane mahşer günü gibiydi. Battaniye içinde tedavi bekleyen insanlar, yerlerde cesetler vardı. Kıyamet gününden farksızda. Gözlerimi açtığımda, ağır yaralı insanları görüyordum, korkumdan gözlerimi hemen geri kapatıyordum çünkü korkuyordum. Biz hastanedeyken yine deprem oluyordu. Herkes çığlık çığlığa kaçışıyordu. Ben kardeşime beni eve götürmesini söyledim. Beni kardeşimin evine götürdüler. Dört gün kardeşimde kaldım. Dördüncü gün çocuklarıma seslenmek için enkaz alanına geri geldim. Beni tanıyacaklarını, ses vereceklerini düşündüm. Ama sağlık ekipleri beni yaralı olduğum için Şanlıurfa’ya hastaneye getirdiler. O an beyin kanaması geçirdiğimi, çok sayıda kırığımın olduğunu söylediler” şeklinde aktardı.

“ÇOCUKLARIM BAGAJDA SİYAH POŞETİN İÇİNDEYDİ”
Çocuklarının ölüm haberini aldığı anı anlatan anne Çelik, “Biz hastanedeyken kız kardeşime çocuklarımın ölüm haberini vermişler. Beni belli etmemeye çalıştı. Adıyaman’a gitmemiz gerek dedi. Apar topar Adıyaman’a döndük. Beni mezarlığa götürdüler. O an kardeşim bana, ‘Abla 2 şehidin var’ dedi. Ben 3 evladım arasından hangisi olduğunu sorunca, ‘2 oğlun şehit’ dedi. Ben, anneleri olarak görmek ve konuşmak istediğimi söyledim. Bir hafif ticari aracın bagaj kısmında siyah poşetin iki oğlum vardı. Ben açıp bakamadım. Ellerine ayaklarına dokunarak hissettim, konuştum. O an küçük oğlum Armağan’a, ‘Sen abini çok seviyordun, Peygamber Efendimize komşu olacaksınız’ dedim. Oğlum Kürşat’a, ‘Sen hep şehit olacağım, şehit olmak istiyorum derdin. Bak Allah sana nasip etti. Helallik istemiştin hakkım helal sana oğlum’ dedim ve orada vedalaştım. Daha sonra baygınlık geçirmişim. Gözlerimi bağ evinde açtım. Çocuklarımın halası kızım Zeynep’i çıkaracaklarını söyledi. Ben de bir umut sevindim. Zeynep’im bana kalacak dedim. Bir gün sonra mezarlığa gitmemiz lazım dediler. Ben nedenini sorunca oğullarım Kürşat ve Armağan’ın mezarlarını öğrenmem için dediler. Gittik ve orada bana Zeynep’i gömmeye mi geldin dediklerinde o an anladım Zeynep de ölmüştü. Ona da öpüp, koklayıp veda ettim. Evlat acısı hiçbir şeye benzemiyor, sözün bittiği yer.” dedi.

“OĞLUM KÜRŞAT’IN ÖĞRENCİ EVİ AYDINDA’YDI”
Aydın’a gelme süreçlerini anlatan anne Çelik, “İzmir’e tedavi için geldim. Dört ay boyunca hastanede kaldım. Ben hastane tedavi gördüğüm süreçte annem ve babam Aydın’a geldi. Ben sık sık Aydın’a anne ve babamın yanına gelip gidiyordum. Burada kiralık ev tuttular. Oğlum Kürşat’ın öğrenci evi de Aydın’daydı. Son kez oraya da gidip anı olarak birkaç eşyasını aldım. Abimde zaten Aydın’da yaşıyordu. Şimdi de 6 Şubat yıldönümü geliyor. Ben Adıyaman’da kalmak istemediğim için birkaç günlüğüne tekrar Aydın’a geldim. Bazen çok ağır geliyor. O günü yaşamak hiç kolay değildi. 6 Şubat’ta orada kalmak istemedim’ sözlerini kaydetti.

“BİZİM ŞEHİTLERİMİZ ADIYAMAN’DA”
Aydın’a geldikleri süreçten bahseden dede İbrahim Güngörmüş, “Deprem olduktan sonra kızımın sağlık durumu ciddi olduğu için İzmir’e gelmiştik. Bir oğlum Aydın’da yaşıyor. Biz de onun yanına apar topar geldik. Kızımı hastaneye İzmir’e bıraktık. Ben ve oğlum AFAD’a yardım etmek için deprem bölgesinde kaldık. Ben de kötüleşmeye başlayınca oğlumla Aydın’a geldik. Önce oğlumla kaldık daha sonra Germencik’te kiralık ev bulduk ve yerleştik. Hala Germencik’teyiz. Adıyaman’daki evimizin tadilatı bittikten sonra geri dönmeyi düşünüyoruz. Çünkü bizim şehitlerimiz Adıyaman’da. Diyecek bir şey bulamıyorum. Çok zordu” dedi.

“ÜÇ TORUNUMU KAYBETTİM”
Torunlarına düşkün olduğunu söyleyen anneanne Havva Güngörmüş, “Çocuklarım bana anne kalk deprem oluyor dediler. Bir anda dua ederek kalktım. Hızlıca inmeye çalıştık. Nasıl kurtulduk bilmiyorum. Üç torunumu kaybettim. Ben onlardan razıydım. Beni hiç incitmediler, Allah da onları incitmesin. Üç yıldır Aydın’dayız. Gurbet çok zor. Tadilat bitince memleketimize dönmeyi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.






