Ucuz kredi ve inşaata dayalı büyüme modeli çökmüştür. Bunu canlandırmaya çalışmak orta ve uzun vadede gelişmemişliğimizin tescillenmesinden başka bir işe yaramaz. Betona batırdığımız geleceğimizin, bu büyüme modelinden çıkarak yüksek teknolojiye dayalı üretim modeline geçmemiz gerekiyor. Tüm Avrupa'daki müteahhit sayısının Türkiye'de ki sayıyla eşdeğer olması ayrıca paranın çalışan ve üreten kesimden bu sınıfa geçmesi, önümüzdeki süreçlerde siyasetin, sanatın ve kültürün sığlaşmasını da beraberinde getirecektir. Hep aynı yanlışları yaparak doğruları beklemek gerçekçi değildir. Bizim üretim modellerimizi değiştirerek sermayenin kişisel kalitesini arttırmamız gerekiyor. Gelişimin uzun vadeli devamı için finansal aktörlerimizin de gelişmiş olması şarttır. Kısa vadede inşaat sektörüne dayanmak kolaydır ancak yan etkileri uzun vadede geri kalmamıza yol açmaktadır. Finansın ve siyasetin birbirini desteklediği bir sistem içerisinde, ikisinin de seviyesi birbirini etkilemektedir. Bu kısır döngüden çıkış, siyasetin bu finansal yapı tarafından kontrol edildiği düşünülürse işimizin çok zor olduğunu düşündürüyor. Uzun vadede gelişmemişlikte ısrarımız son hızıyla sürecek gibi gözüküyor. Son yapılan faiz indirimlerinin esas nedeninin, inşaat sektörünü desteklemek olduğu belli. Bizim mühendisliği destekleyerek, sanat ve bilimle yoğrulmuş bir nesli öne alan üretim modellerini desteklememiz şarttır. Artık aklın ve bilimin öncülüğünde tüm gücümüzü gelişime açık hale getirmeliyiz. Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin kullanımını polemiklerden uzak bir halde, bilimin gerektirdiği kriterlerle kullanmamız, insan kaynağımızı da hamasetle yoğurmak yerine bilimin ve fennin ışığında yetiştirmemiz, gelecekte refah içinde bir toplum yaratmamızı sağlayacaktır. Artık her konuda polemik ve dedikodudan öteye gitmeyen bilgilerle tartışıyor olmamız, çöküşümüzün habercisidir. Nitelikli bir öğretime geçelim. Bunu yapabilmemiz için ihtiyaç duyacağımız enerjiyi sağlayalım ve tüm bunlar için yapılması gerekenleri mühendislik aklına bırakalım. Bu ülkenin gelişimi inşaat sektörüyle olamaz. Her konuyu bilen sosyal bilimcilerle de olmaz. Aklın ve bilimin öncüleri mühendislerdir. Yolu çizelim ama nasıl mesafe alınacağını da bilime, mühendisliğe bırakalım. Önümüzdeki çağ polemik ve hamaset çağı değildir. O çağ orta çağ ile kapanmıştır. Bu çağ bilimin önde olduğu bilişim çağıdır. Konuşan değil üreten ülkeler patron olurlar ve halklarına refah sunabilirler. İşte gerçekler.
Saygılarımla