Jorge Amado
Bu sözü okuduğumda hep “ ne kadar doğru” diye içimden onaylamak gelmiştir.
Geçmişe dönüp baktığımızda hepimizin çocukluğundaki yaşanmışlıkların iz olarak bugüne kadar geldiğini görürüz.
Zaman içinde de, olmadık bir anda bu izler karşımıza çıkar. Benim de çocukluğumda üzerimde kalan, karakterimin oluşmasına neden olan izler o kadar çok ki. Şimdilerde herkes “hayırlı cumalar” diye birbirine ileti gönderirken ve günü kutsarken biz her cuma günü akşamı Diyarbakır Sümerbank Şayak Fabrikasının bahçesinde canlı müzik eşliğinde yemeğimizi yerdik. Bazen evde hazırlayıp götürdüklerimizi bazen de orada çıkan yemekleri. Fabrika bahçesi bizim ikinci evimiz, orada yaşayan çocuklar da “Sümerbank Kardeşleri”ydi. Daha ortaokula giderken ilk dansı o bahçede yapmış, eğlencelere katılmış, güncel filmleri fabrikanın sinema salonunda izlemişsem, ağaçlarından meyve koparmış geç saatlere kadar oynamışsam sosyalleşmeye o yaşlarda başlamışım diyebilirim.
Yıllar sonra Bergama’daki Sümerbank Tekstil Fabrikasının 2003 yılında kapanmasına tanıklık edince içimdeki gönül tellerimden birinin kırıldığını duyumsadım. Sanki yangından mal kaçırıyordum. Gidip satış noktasından birkaç erkek gömleği ve pijama aldığımı anımsıyorum. Sanki geriye anmalık kalsın, çocuklarım Sümerbank’ın izini unutmasın diye. Oysa evim zaten ikinci Sümerbank. Birçok ürünü kullandığım gibi, saklıyorum da. 2005 yılında Aydın’a gittiğimizde ise; Nazilli Basma Fabrikası “ben de buradayım” dercesine çıktı karşıma. Fabrika bahçesine adım attığım andan itibaren hep geçmişten bir iz aradım. Ancak boş bir hayaldi benim için.
Oysa Nazilli Sümerbank Atatürk’ün çılgın projesiydi.1934 yılında, genç cumhuriyetin 1.Beş yıllık kalkınma planıydı Sümerbank. Ve uygulanmaya başlanmıştı. Planda, Anadolu’daki şehirleri kalkındıracak olan bu sosyal fabrikalar çok önemliydi. Sadece üretim yapan bir yer olmayacaktı. İşçilerin dünya standartlarına yakın bir kampüs alanı da olacaktı. Oldu da. Fabrikada, yemekhanede ve diğer alanlarda Türk musikilerinin yanı sıra, klasik batı müzikleri, klasik müzik, opera ve vals de dinlenilmiş. Balolar, dans partileri düzenlenerek çalışanların ve ailelerin sosyalleşmesi sağlanmıştır. Bu balolarda kadınlar Nazilli basmalarından kendi diktikleri kıyafetlerle katılarak bir ilki gerçekleştirmişlerdir. Üretip tüketmek en büyük mutluluktu. Fabrikada 700 kişilik bir sinema salonu olup, haftada 6 defa film gösterimi yapılmıştır. Memurlara, ustalara ve işçilere ayrı ayrı çalışma saatleri göz önünde tutularak bu etkinlik yapılmıştır.
Benim anımsadığım cumartesi günü öğlenden sonra da öğrencilere de film gösterimi vardı.
Bunun yanı sıra; fabrikanın Sümer Spor adında kulübü de vardı. Futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme dallarında faaliyet göstermiştir. Fabrika çalışanlarının müzik zevki döneminin ötesinde olmuştur. Fabrika çalışanlarının kurduğu klasik müzik grubu Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vermiştir.
Dönüp bugüne baktığımızda tüten fabrika bacalarını görmüyoruz. İşçilerin kullanımlarına açık piyanonun yerinde yeller estiğini söylemeye de gerek yok sanırım.
Açılan Sümer Halkevlerinde ise; birçok genç kızın el becerilerinin geliştiğini görüyoruz. Fabrikanın ressamlarını ve tiyatro grubunu anmadan geçmek onların anılarına saygısızlık etmektir. Tüm bu etkinlikler Nazilli halkının güzel sanatlara olan ilgisini pekiştirmiştir. İşçi hakları gereği fabrika bünyesinde hastane, eczane ve ilkokul bulunmaktadır. İşçi çocukları için yapılan kreşler ve gözü arkada kalmadan fabrikaya giden anneler de bu sosyalleşmenin bir parçası olmuştur. Ve lojman dışında yaşayan işçileri şehirden fabrikaya taşıyan GIDI GIDI treni. Bugün de tüm gayretlerle çalışan bu tren fabrikanın bir parçası, dünün çocukları bugünün yetişkinlerinin anılarında canlılığını korumaktadır.
Fabrika 2002 yılında kapanana kadar ilçe her yönden kalkınmıştı.
Fabrika zamanında ve fabrika kapandıktan sonra Nazilli diye düşünüyorum. Fabrika zamanında her yönden gelişmiş bir yerken, fabrika kapandıktan sonra bizler gibi hayalleri yıkılmış, üretimi durmuş, koca Menderes ovası sessizliğe bürünmüş adeta boynunu büküp kaderine razı olmuş bir Nazilli görüyorum.
Merak edenler için Atatürk’ün Nazilli Sümerbank’ı açtığı sırada bir video var. İzlenince çok şey öğrenilecektir.
Ve Atatürk... Hasta yatağından kalkıp fabrika açılışına gelecek kadar hassas, orada çalışacak ustaları Sovyetler Birliğine gönderip eğitim aldıracak kadar öngörülü, üretmeden tüketilmeyeceğini fabrikalar açarak gösteren en büyük liderdir.
Benim için Sümerbank pikedir, gömlektir, pijamadır, ayakkabıdır (Beykoz Fabrikası),porselendir (Yıldız Fabrikası), şayaktır, halıdır, goblendir, çarşaftır, trikodur, basmadır, pazendir. Mağaza reyonlarına sinen kumaş kokusudur. Günün sonunda eve alın teriyle gelen babadır, annedir. Sümerbank candır...
Özelleştirme adı altında yapılan bu ihaneti biz SÜMERBANK ÇALIŞANLARI VE ÇOCUKLARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ. VE ATATÜRK’E YAPILAN BU İHANETİ DE...