Bizim memleketin havaları farklı olur. Yaz geldi havalar sıcaklaşacak dersin, yüzüne vuran soğuk bir esintiyle karşılaşırsın. Kışın da havalar sıcacık olur. Fakat bir tek ilkbaharları hiç değişmez. Her zaman yaylalarda havalar ılımanlaşır, çiçekler açar ve havaya temiz bir aşk kokusu çöker.

***
Ben ilk kez âşık olduğumda da memlekette mevsim ilkbahardı. Oturduğum, her mevsim çiçeklerle donatılmış Rum mahallesine benim yaşımda bir gencin geldiğini duymuştum. Benim en yakın olduğum dostum -Zeynep- bizi tanıştırmıştı. Tabii tanışır tanışmaz samimi davranmamıştık birbirimize. Mert -çocuğun adı buydu- hep bana biraz uzak gelmişti. İstanbul’dan gelen şehirli bir gençten ne bekleyebilirdim ki? Ne inek sağmasını bilirdi, ne çobanlık yapmasını. Doğal olarak bana her yardım etmeye kalkışında “Sen ne anlarsın ki?” tarzı tepkiler vermiştim. Biraz kalbini kırmış olacağım, uzun bir süre bana yaklaşmadı. Benim ona ihtiyacım yoktu zaten, isterse uzak durabilirdi. Benim için bunda bir sorun yoktu. Daha doğrusu sorun olmadığını düşünmüştüm. Ta ki onun gelişinden birkaç ay sonra Mert’i sokakta Zeynep ile gülüşüp şakalaşırken görene kadar. İlk başta yine “Aman, bana ne Zeynep ile konuşuyorsa!” diye durumu geçiştirmeye ve onların yanından yürüyüp geçmeye çalışmıştım ama onları gördüğüm aynı günün ileri saatlerinde tek düşünebildiğim şeyin Zeynep’in, Mert’in şakasına attığı o kocaman kahkahaydı. Kıskanıyor muydum acaba? Yok ya, kıskanıyor olamazdım. Sevmediğim, hatta nefret ettiğim birini kıskanmam mantıklı olmazdı. Hem zaten sadece şakasına gülmüştü. Bunda kıskanacak ne vardı ki? Hem diyelim ki kıskanıyorum, kendimi bir süreliğine Zeynep’ten uzaklaştırırdım geçerdi. Hatta evet, böyle yapacaktım. Kendimi Zeynep’ten uzaklaştıracaktım. Zeynep’ten birkaç aylığına uzaklaştım uzaklaşmasına, ama beni ona geri götürecek bir hadise oldu.

***

Ben yine her zamanki gibi minderlerle donatılmış, üzerine oturup kitap okumayı çok sevdiğim evimizin camının kenarındaki çıkıntıda oturuyordum. Kitapta yaşananları sindirebilmek için kısa bir mola vermiştim ve camdan mahalleyi seyrediyordum. Evimin hemen önündeki binada Zeynep kalıyordu. Dışarıyı izlerken Zeynep’in evinin camında Mert’i gördüm. O gerçekten Mert miydi? Eğer Mert ise, onun orada ne işi vardı? Madem buluşacaklardı neden Zeynep beni davet etmemişti de sadece Mert’i çağırmıştı? Bir an düşündüğüm şeylerin saçmalığının farkına vardım, kendime geldim ve bu saçma olay için kıskanç tepkiler verdiğim için kendimi azarladım. Azarlamayı hak etmiştim. Hoşlanmadığım bir el çocuğunu can yoldaşımdan, kan kardeşimden, en önemlisi Zeynep’imden kıskanıyordum. Hiçbir şey bizim arkadaşlığımızdan daha değerli değildi ve ben onunla olan ilişkimi bu saçma, bıyıkları yeni terlemiş erkek bozuntusu delikanlı için bozuyordum. O mahallemize geldiği günden beri Zeynep’le karşılaştığımızda selam bile vermiyordum. Evde, yanıma gelip de beni bu durumumda teselli edecek bir Zeynep’im yoktu ve hepsi benim suçumdu. Ona bu kadar soğuk davranıp onu terslediğim için hemen gidip Zeynep’ten özür dilemeliydim.

***

Bir çırpıda evden fırlayarak gittim ve Zeynep’in kapısının önünde dikilmeye başladım. Ne diyeceğimi, nasıl özür dileyeceğimi hiç planlamamıştım fakat plan yapmak için çok geçti. Hem plana da gerek yoktu, özür dediğin kalpten gelmelidir zaten. Kapıyı tıklatır tıklatmaz Zeynep kapıyı açtı ve kollarıma atladı. Daha ben ne olduğunu anlayamadan onun iç çekişlerini duydum. Tek çıkarabildiğim kelimeler “Neden ağlıyorsun?” oldu. Beni kolumdan tutup içeriye çekti ve odasına götürdü. Yatağına oturdu kucağına bir minder alıp sarıldı ve yanına oturmamı işaret etti. Gittim yanına oturdum. Bir süre ikimiz de sessizce önümüzdeki kitap dolu raflarla ve sahte sarmaşıklarla donatılmış duvara baktık. Hafifçe kekeleyerek ve iç çekerek:

***
-“Mert ile ayrıldık.” Dedi
-“Mert’le çıktığınızı bilmiyordum.”
- “Altı ay önce çıkmaya başladık. İlk günlerde çok eğleniyorduk. Dürüst olmak gerekirse bir ara ruh eşimi bulmuş olabileceğimi düşünmüştüm.”
-“Neden ayrıldınız ki?”
-“Benimle çıkarken aynı anda karşı mahalleden Hafize ile ilişkileri olduğunu öğrendim. Hafize’ye ne zamandır çıktıklarını sorduğumda üç ay önce çıkmaya başladıklarını söyledi. Ona, Mert’in bunca zamandır benimle çıktığını söylemeye yüreğim yetmedi! Yolda Mert ile karşılaştım ve her şeyi orada bitirdim. Ağlaya ağlaya eve koştum. İşte, sonra sen de tam zamanında geldin. Birkaç aydır konuşmuyorduk, dürüst olmak gerekirse çok özledim seni. Pişmanım. Çok pişmanım. Keşke onunla geçirdiğim zamanı seninle geçirseymişim.”
Fısıltı halinde ağzından şu kelimeler döküldü:
-“Seni çok seviyorum…”
- “…”
Ağzımdan kelimeler çıkmıyordu. Söylemeye çalıştığım her şey boğazımda birer hıçkırığa dönüşüp ıslak kirpiklerimde biriken yaşlarla beraber çıkıyordu.
-“Ya, canım…”

***
Dedi ve bana sarıldı. Birbirimizin kollarında ağlıyorduk ve ben işte tam o anda âşık oldum. Aşkın sadece romantik bir duygu olmadığını anladım. Aşk sevmek demektir ve ben de Zeynep’i canımdan çok seviyorum…

***

DİĞER YAZILARI