Bir gümbürtüyle gelip geçti 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Nutuklar atıldı ennn güzelinden. Gösteriler eklendi her köşe başında. Yetmedi sokağa çıkan kadınlara, bir grup erkek şiddetin en büyüğünü uyguladı. Karşısındakinin annesi, karısı, kardeşi, kızı olduğunu unutarak hem de.
Oysa ne güzel demiş Nail Çakırhan…
“Ne bu,
ne şu.
Ne öyle,
ne böyle.
Ne döşek,
ne köçek.
Ne ayal,
ne vebal…
O benim;
Kollarım, bacaklarım, dudaklarım,
Ve başımdır..
Yavrum, anam, öz kardeşim, karım,
Hayat arkadaşımdır.

Nail Çakırhan”
Diğer yandan tüketim çılgınlığı almış başını gidiyor. Kadını meta gibi görmek marifet. Her yerde kadınlar günü bahanesiyle yapılan (!) indirimler.
Kadınların erkeklere eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın başlangıcı, 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir. Bu grevler sırasında çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can vermiş, bu olaylardan 52 yıl sonra (1910) ,Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen 2. Sosyalist Enternasyonal toplantısında Clara Zetkin’in önerisiyle 1857’de başlayan, kadın haklarının kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesi her yıl “Kadınlar Günü” olarak anılmaktadır.
Bu kadınlar her yıl tüketim çılgınlığına alet olsunlar diye mi öldü?
Ben…
Anne ve babama evlat oldum. Karındaşıma kardeş oldum, abla oldum. Oğullarıma anne oldum. Eşiimin eşiti oldum. Sevgili oldum, öğretmen oldum.
Emeğimle hep var oldum.
Önce İNSAN OLDUM, KADIN OLDUM
Tüm duyguları yaşatanlara SELÂM OLSUN