Eğitim-İş Aydın Şube Başkanı Şaban Özdemir, Millî Eğitim Bakanlığının 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin yayımladığı 2026/70 sayılı genelgeye tepki gösterdi. Genelgenin eğitimin kronik sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmen ve öğrencilerin üzerindeki yükü artırdığını savunan Özdemir, “Bakanlık; öğretmenin yoksullaşmasını, okulların personel açığını, kalabalık sınıfları, öğretmen açığını, ücretli öğretmenlik ayıbını, eğitimde eşitsizliği ve giderek ağırlaşan çalışma koşullarını çözmek yerine, öğretmenin önlüğünden telefonuna, veliyle görüşmesinden kullanacağı dijital platforma, görev yapacağı okuldan görev yapacağı alana kadar el atarak denetim düzeni kurmaya çalışmaktadır” dedi.

“Genelgeyle Hukuk Yaratılamaz”
Genelgeyle yönetmeliklerle düzenlenen alanlarda yeni yükümlülükler getirilemeyeceğini belirten Özdemir, “Üst hukuk normlarında olmayan bir yükümlülük genelgeyle yaratılamaz; yönetmelikle tanınan hak ve güvenceler genelgeyle ortadan kaldırılamaz” ifadelerini kullandı. Genelgede “Türkiye Yüzyılı” vizyonu ve “millî duruş” vurgusuyla yıl boyunca etkinlikler düzenlenmesinin istendiğini de belirten Özdemir, “Öğretmenin görevi öğrenciye ne düşüneceğini söylemek değil, nasıl düşüneceğini öğretmektir. Öğretmenler güncel siyasi süreçlerin anlatıcısı veya propagandisti değildir” diye konuştu.
“Öğretmenin İtibarı Önlükle Ölçülmez”
Genelgenin 23’üncü maddesinde öğretmenlere “önlük giyme” hükmü getirilmesine tepki gösteren Özdemir, bu zorunluluğun herhangi bir kanun veya yönetmelik hükmüne dayanmadığını savundu. “Mesleğin vakarı” ve “toplumsal hassasiyetler” gibi belirsiz ifadelerin kıyafet denetiminde ölçüt hâline getirilmesinin keyfî müdahalelere yol açabileceğini belirten Özdemir, “Öğretmenin itibarı önlükle değil; bilgisiyle, emeğiyle, mesleki birikimiyle, ekonomik ve sosyal haklarıyla ve yetiştirdiği öğrencilerle ölçülür” dedi.
Norm Fazlası Öğretmenlere Atama Tepkisi
Genelgenin 43’üncü maddesindeki norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” atanmasına da tepki gösteren Özdemir, bu düzenlemenin öğretmenleri eğitim öğretim yılı boyunca sürekli atanma baskısı altında bırakabileceğini söyledi. Atamalarda ihtiyaç listelerinin ilan edilmesi, tercih hakkı, hizmet puanı sıralaması, mazeretlerin dikkate alınması, tebligat ve itiraz güvencelerinin korunması gerektiğini belirten Özdemir, “Norm kadro fazlası olmak öğretmenin kusuru değildir” ifadelerini kullandı.
Şube Kapatma ve Dijital Yükümlülüklere Tepki
Genelgedeki “tam kapasite” anlayışının şube birleştirme ve kapatmalar yoluyla sınıf mevcutlarını artırabileceğini ve öğretmenleri norm fazlası durumuna düşürebileceğini belirten Özdemir, “Bakanlığın kendi kararlarının sonucunu öğretmenlere yüklemesini kabul etmiyoruz” dedi. MEB-İMES uygulamasının zorunlu tutulmasına da tepki gösteren Özdemir, daha önce konuyu yargıya taşıdıklarını hatırlatarak, “Teknoloji öğretmenin işini kolaylaştırmak için kullanılmalıdır; öğretmeni sürekli takip etmek, kişisel cihazını kamusal hizmetin zorunlu aracı hâline getirmek ve yeni angaryalar yaratmak için değil” diye konuştu.
Veri Girişleri ve Fiziksel Ölçümlere Eleştiri
Gelişim raporlarının her ünite, tema veya öğrenme alanından sonra E-Okul sistemine işlenmesinin öğretmenlere ağır bir veri giriş yükü getirdiğini belirten Özdemir, “İtirazımız öğrencinin gelişiminin değerlendirilmesine değil; kapsamı, sıklığı ve ölçütleri mevzuatta yeterince belirlenmeden öğretmene ağır bir veri giriş yükü yüklenmesinedir” dedi. Ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik fiziksel uygunluk ölçümlerinin de öğrencilerin mahremiyeti korunarak ve uygun koşullarda yapılması gerektiğini belirten Özdemir, “Boy, kilo, dayanıklılık, esneklik ve benzeri ölçümler sağlıkla ilişkili kişisel verilerdir” dedi.
“Öğretmenin Gündelik Hayat Denetlenmemeli”
Genelgenin bütününün öğretmeni sürekli gözetim altında tutmaya yönelik bir anlayışı yansıttığını savunan Özdemir, “Bakanlığın görevi öğretmenin gündelik hayatının her ayrıntısını denetlemek değildir. Öğretmenin kıyafeti millî eğitim müdürlüklerince takip edilmekte, sınıfta telefon kullanımı merkezî bir talimatla düzenlenmekte, kullanacağı dijital platformlar sınırlandırılmakta, eğitim paketlerindeki bütün modülleri tamamlaması istenmekte ve yeni veri giriş yükümlülükleri getirilmektedir. Türkiye’de eğitimin sorunu öğretmenin ne giydiği değildir. Öğretmen ne giyeceğini bilir. Sorun, öğretmenin geçinememesidir” diye konuştu.
Eğitim-İş Taleplerini Aktardı
Millî Eğitim Bakanlığından talepleri olduğunu belirten Özdemir, önlük zorunluluğunun kaldırılması, norm kadro fazlası öğretmenlerin atamalarının itiraz güvenceleri korunarak yürütülmesini, “Herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesinin dayanak yapılmamasını, öğretmenlerin “diğer alanlarda görevlendirilmesine” yönelik belirsiz hükmün geri çekilmesini, öğretmenin alanının rızası olmaksızın değiştirilmemesini, MEB-İMES kullanımına ilişkin dayatmadan vazgeçilmesini, şube birleştirme ve kapatma işlemlerinde ekonomik doluluk yerine eğitim hizmetinin niteliğinin, bölgesel koşulların ve öğrencinin üstün yararının esas alınmasını, gelişim raporlarıyla ilgili dayatmadan vazgeçilmesi ve fiziksel uygunluk ölçümlerinin öğretmene yüklenmemesi, öğretmenleri doğrudan ilgilendiren bütün düzenlemelerin eğitim sendikalarının ve öğretmenlerin katılımıyla hazırlanmasını talep etti.
“Genelge Yönetmeliğin Üzerinde Değildir”
Eğitim-İş olarak eğitim emekçilerinin kazanılmış haklarını, çalışma güvencelerini ve mesleki özerkliklerini genelgeler yoluyla aşındırılmasına izin vermeyeceklerini ifade eden Özdemir, “Başta öğretmenlere önlük giyme dayatması getiren 23. madde ile norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” atanmasını ve belirsiz “diğer alanlarda” görevlendirilmesini öngören 43’ncü madde olmak üzere; üst hukuk normlarına aykırı olduğunu, yetki aşımı ve hukuki belirsizlik taşıdığını değerlendirdiğimiz hükümleri yargıya taşıyacağız” dedi.
Sendikanın daha önce yargıya taşıdığı, MEB-İMES dayatmasının da takipçisi olacağını ifade eden Özdemir, “Genelge, yönetmeliğin üzerinde değildir. Bakanlık, hukukun üzerinde değildir. Öğretmenlerin görev yeri, alanı, kıyafeti, kişisel cihazı ve çalışma düzeni idarenin sınırsız tasarruf alanı değildir” diye konuştu.





