Türkiye iç ve dış politikalarda kırılma noktasına gelmekte. O yüzden içte kutuplaşmalara izin vermemeli ve bazı şeylerden vazgeçerek, nelerden vazgeçilmemesi gerektiğine karar verilmelidir. İç siyaset çekişmeleri yerine, orta ve uzun vadeli planlarını ve çıkarlarını ön planda tutabilmelidir. Dünya ve bölgemiz önümüzdeki zamanlarda yeni gelişme ve kaoslara gebedir. Türkiye’nin bu zamanlara yönelik hazırlıksız yakalanmaması çok önemlidir. Aksi takdirde meydana gelecek dalgalanmalar geminin devrilmesiyle sonuçlanacaktır. İç siyasi çalkantılar akıl dışı hareketlere sebep olacak durumların oluşmasına neden olabilir. Kendi kendimizi kandırmak yerine daha akılcı bir yönetişimi meydana getirmek elzemdir. Toplumun birleşmesi için anahtar, toplumsal adalet duygusunun güçlendirilmesi ve uzun vadeli çıkarlarımızı düşünerek siyaseti daha nitelikli bir duruma getirmek olduğu açıktır. Kaosun kazananı Türkiye olmayacaktır. Geniş halk kitleleri savaştan en büyük zararı görür. Bugün adaletli seçimler, toplumun hukuka olan güvenini pekiştirerek birleşik bir güç olmamızı sağlayacaktır. Milletimizin çıkarı refah ve huzur ortamının sağlanması ise eğer, tek çözüm adaletin ve hakların tam olarak yerine geldiğine inancımızın tam olmasıdır.
Bu inançları kaybetmemiz, gelişmemiş ülkeler liginde kalışımızı kesinleştirerek, uzun vadede kan ve gözyaşının kapılarını açacaktır. İnsanların hak ve adaletten yoksun bir halde yaşatılması mümkün değildir. Bu hal bir arada yaşama duygusuna darbe vurarak dışsal etkenlere mukavemet etmemizin önündeki esas engele neden olmakta. Doğu Akdeniz, Suriye ve İran'da ki gelişmeler, pkk ve fetö belaları Türkiye’nin önümüzdeki süreçlerde sıkıntılarını büyütecektir.

Ekonomik gelişmeler, içinden çıkılamaz bir hale devinmekte. Üretimden ayrılarak tüketici bir toplum haline gelmemiz orta vadede sorunlarımızın büyümesine neden oluyor. İhtiyacımız olan toplumsal oydaşmadaki çatlaklar ise son darbeyi vuracaktır. İran da meydana gelecek bir savaş bu halimizle yaşayacağımız son zamanı meydana getirebilir. Türk siyasi eliti milli düşünüşle bu durumları iyi değerlendirmeli ve bu halka borcunu ödemeli, halkta kaosun getirebileceklerini iyi hesaplamalıdır.
İstediklerimiz noktasında ne kadar ayrışıyorsak istemediklerimiz noktasında da o kadar birleşiyoruz. Kimse kan ve gözyaşı, fakirlik istemez. Onurlu yurttaşlar olan bizler, refahtan pay alan bireyler olarak yaşamak hakkına sahip olabilmemiz için, toplumsal bilincimizi ayağa kaldırmamız gerekir. Buda adaletle mümkündür. Siyasetin içinde bulunduğu cahillik durumu fakirliğimizin devamından başka bir şeyle sonuçlanamaz.
Saygılarımla