Aydın’da artık bazı meseleler esaslıca konuşulamıyor, konuşuluyormuş gibi yapılıyor.

Şehrin gerçek sorunları ve esaslıca konuşulması gereken temel konularıysa suni gündemlerin arasında kaybolup gidiyor.

Örneğin oda seçimleri sathına girilen Aydın’ın sanayisine bir bakalım; Bu ile özgü tarımsal ürünler için katma değerli üretimi tam manasıyla kendisine dert edinen var mı? Yok. İhracatımız neden yerlerde ve düşüş eğiliminde kimin umurunda? Hiç kimsenin!

Yahu kestaneyi yıllardır ham olarak işlemeden satıyoruz, şunun bir ununu da çıkararak ayrı ürün üretelim, incire özgü tarımsal sanayiyi geliştirelim, Dünya’nın en iyi feldspatı bu topraklardan çıkıyor, buna esaslıca bir katma değer kazandırılması noktasında değerlendirelim de şehre bir marka kazandıralım derdinde olan neredeyse bir avuç insan tam manasıyla yok.

Aslında yine de birilerinin hakkını yemeyelim; Biz burada kestaneyi un yapalım, incire katma değer katalım, feldspat madenini işleyip dünyaya marka sunalım diye arada bir kafa patlatırken, bu şehirdeki bazı şatafatlı odalarda ve yüksek kürsülerde çok daha mühim(!), çok daha hayati(!), çok daha derinlikli(!) meseleler de tartışılıyor.

Şehrin geleceğini şekillendirecek makro projeler, yerini öyle derin(!), öyle stratejik(!) mevzulara bırakmış durumda ki sormayın gitsin!
Kelli felli diyebileceğimiz, kimilerinin ‘Önemli Şahsiyet’ olarak tanıdığı birilerinin ajandalarında neler konuşuluyor peki biliyor musunuz? İhracat rakamlarındaki çakılma, Aydın’da istihdamı artırma, tarımsal sanayide kalkınma, Güllük Demiryolu Projesi’ni yatırım programına aldırma veya Aydın’ın ev sahipliğinde ‘Dünya İncir Zirvesi’ düzenleme mi dersiniz? Elbette hayır!

İlk olarak konuştukları, “Duydun mu, milletvekilinin/belediye başkanının yardımcısı/danışmanı geçen gün filan restoranda kiminle yemek yemiş? Yanlarında bir de müteahhit varmış ama dur bakalım, kokusu yakında çıkar...”

Dünyanın en kaliteli feldspatı bu topraklardan çıkıyor, maden ham haliyle kamyonlara yüklenip gidiyor ama bizimkilerse “Kim, kimle neredeymiş?”, “Kim milletvekili aday listesine seçilebilir sıradan girmek için kesenin ağzını açmış?”, “Kim kimi milletvekilliğine hazırlıyormuş?” veya “Kimin hangi açığı varmış?” dedikoduları eşliğinde gıybeti cevher sayarak fitne kuyusu kazıyor!

Dahası siyasi arenada kendine alan açmak için partilerinde henüz göreve talip olduğunu ilan etmemiş müstakbel bazı milletvekili aday adaylarının önlerini süpürme telaşı da bir süredir dolu dizgin gidiyor.

Partilerin ön cephelerinde öyle bir süpürme telaşı söz konusu ki gelecek yıl erken genel seçim yapılacak diye bürokraside yıldızı parlayanın defterini dürmeden tutun, parti içi kulis dedikodularıyla birilerini yıpratma ve hedef kişi ya da kişilere yönelik algı operasyonlarını aileye, özel hayata indirgemeye kadar çok yönlü stratejik (!) çalışmalar olduğu konuşuluyor.

Rakipleri daha start çizgisine gelmeden ekarte etme hırsı nedeniyle Aydın’da ilerleyen süreçte daha nur topu hangi gündemlerimiz olacak açıkçası artık kestiremiyoruz.

Bu gün yanı başımızdaki Denizli, ihracatı ve üretimi konuşuyor. Manisa, sanayide daha da ilerleme hamlelerini konuşuyor. Muğla turizmle Dünya standartlarını yakalayarak daha fazla nasıl kalkınması gerektiğini tartışıyor ama Kuran’ı Kerim’de üzerine yemin edilen ‘İncir ve Zeytin’in kadim diyarı Aydın’da birileri, düştükleri gıybet bataklığında adeta ‘ölmüş kardeşinin eti’ni yiyor!

Bu kısmı anlamayanlar için Kuran’daki ayetle açayım; “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybet etmesin). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz…”

Ezcümle efendiler, Hucurât Suresi’nin o sarsıcı hükmüyle artık aynaya bakma vakti çoktan geldi de geçiyor. Bu nedenle elinizdeki o kirli süpürgeleri derhal bırakın. Kendi ikbal yollarınızı temizlemek için harcadığınız enerjiyi, Aydın’ın tarımına, sanayisine ve gençlerinin istihdamına harcayın.

Unutulmamalıdır ki bu kadim topraklarda hüküm süren dünün muktedirleri yüksek kürsülerden, “önemli" ajandalarıyla birlikte silinip gittiler!

Oysa ne güzel söyler o kadim hakikat değil mi?

“Gelir bir bir, gider bir bir, kalır Bir; Gelen gider, giden gelmez, bu bir sır”