Ben Kahramanmaraş Elbistanlıyım. Bu cümleyi kurmak eskiden gururdu, şimdi boğazımda düğüm. 6 Şubat sabahı deprem olduğunda orada değildim. Ama orada olmamak, acının dışında kalmak anlamına gelmedi. Aksine, insanın omzuna bambaşka bir ağırlık bindiriyor. Çünkü yıkılan sadece binalar değildi. Çocukluğumun geçtiği sokaklar yok oldu. Anılarımın durduğu evler yerle bir oldu. Memleketim, evim, bildiğim Elbistan artık yok. Haritalarda var belki ama benim hafızamda paramparça.
O depremde birçok yakınımı kaybettim. Almanca öğretmenim Erdal Çelebi hocayı… Komşumuz Güler ablayı ve oğlu Umut’u… Komşumuz Cennet teyzeyi… Arkadaşım Gül’ü… Ve ismini burada sayamadığım, ama kalbimde tek tek taşıdığım daha nice canı… Bazı kayıplar var ki insanın hayatına sessizce yerleşiyor. Her gün hatırlatmadan, bağırmadan, sadece var olarak can yakıyor. Bir öğretmenin sesi, bir komşunun selamı, bir arkadaşın gülüşü… Hepsi bir anda sustu.
Orada değildim. Ama her enkaz fotoğrafında biraz daha oradaydım. Her isim listesinde, her “ulaşılamıyor” haberinde kalbim biraz daha çöktü. Deprem bizden sadece sevdiklerimizi almadı. Geri dönülebilecek bir çocukluğu da aldı. “Memlekete gideyim” cümlesinin anlamını da değiştirdi.
Şimdi Elbistan dediğimde aklıma bir şehirden çok bir yas geliyor. Bir eksiklik. Bir sessizlik.
Unutmuyorum. Unutmak da istemiyorum. Çünkü unutmamak, kalanlara borcum. 6 Şubat sadece bir tarih değil. Benim için, evimin yıkıldığı gündür.