Hayatınızı bir kelimeyle özetleyecek olsanız bu ne olurdu? Benimki hiç şüphesiz sanat...

Bazı insanlar müzik yapmayı sever, bazıları resim yapmaktan hoşlanır. Kimileri tiyatroya ilgi duyar, kimileri ise saatlerini bir kitabın sayfaları arasında geçirir.
Bir de sanatın yalnızca bir dalına değil, neredeyse tamamına karşı merak duyan insanlar vardır. Bu insanlardan biri de benim. Bir gün eline gitar alıp müzikle uğraşırken, başka bir gün bir tuvalin karşısında saatlerini geçirebilir; bir tiradı dinler ve günlerce canlandırır.
Peki insan neden sanatın yalnızca bir alanına değil, birçok farklı dalına aynı anda ilgi duyar? Müzik, resim, tiyatro, edebiyat, dans, spor… Birbirinden oldukça farklı gibi görünen bu alanların bir ortak noktası var.
Yaratıcılık, hayal gücü, görsel ve işitsel algı gibi süreçlerde beynin sağ yarıküresinin önemli ölçüde çalıştığını biliyoruz. Beynin işleyişini sağ ve sol yarıküre şeklinde kesin bir ayrıma indirgemek doğru değil. Ancak bu durum, bazı işlevlerde yarıkürelerden birinin daha baskın olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
Beynin iki yarısı sürekli iletişim halinde çalışıyor. Yani bir insanın sanatla ilgilenmesi, yalnızca beyninin bir bölümünün “daha gelişmiş” olmasıyla açıklanabilecek kadar basit değil.
Örneğin eğitimli müzisyenler, müziği analiz ettikleri için müzik dinlerken sol yarıküre mekanizmalarını da daha fazla faaliyete geçirirler. Diğer insanlarda ise yalnızca müzik dinleme sırasında sağ yarıkürenin daha fazla devreye girdiği görülür.
Bir müzisyenin solfej yapması veya çalgı çalması ise uzun yıllar süren bir öğrenme ve pratik sürecini gerektirir. Bu eylemler, beyinde çok sayıda bölgenin birlikte çalışmasını gerektiren, karmaşık bilişsel ve beden-devinişsel motor süreçlerdir. Dolayısıyla sanatın farklı dallarına duyulan ilgi, yalnızca bir yeteneğin değil; beynin öğrenme, algılama, hareket, hafıza ve yaratıcılık gibi birçok işlevinin bir araya gelmesiyle şekillenir.