Eylül geldiğinde hayatımızda hareket başlar. Ajandalar açılır. Planlar yapılır. Hedefler yeniden yazılır. Yarım kalan işler listelenir. Sanki yaz boyunca biraz kenara bıraktığımız hayatı, Eylül'le birlikte yeniden kontrol altına almamız gerekiyormuş gibi... Daha düzenli olmalıyım.
Daha çok çalışmalıyım. Şunu artık çözmeliyim. Bunu mutlaka halletmeliyim. Ve fark etmeden, yeni bir mevsime yenilenerek değil, kendimize yeni görevler yükleyerek başlayabiliriz. Peki neden? Neden belirsizlik bizi bu kadar rahatsız ediyor? Çünkü kontrol etme ihtiyacının altında çoğu zaman mükemmeliyetçilikten çok daha temel bir ihtiyaç vardır: Güvende hissetmek.
Zihnimiz geleceği ne kadar çok kontrol edersek, o kadar güvende olacağımıza inanabilir. Ama beden bunu farklı yaşayabilir. Belirsizlik arttığında sinir sistemi tetikte kalabilir. Kaslar gerilebilir, kalp atışımız hızlanabilir ve nefesimiz fark etmeden yüzeyselleşebilir. Bazen bütün gün “Ben iyiyim” deriz. Ama bedenimiz başka bir şey söyler. Ve farkında olmadan nefesimizi kontrol ederiz. Oysa nefes bize her an başka bir şey hatırlatır:
Her şeyi kontrol etmek zorunda değiliz. Kontrolümüzde olmayan nefes kendi ritminde devam eder. Nefes alırız... Ve bırakırız. Alırız... Ve bırakırız.
Hayat da biraz böyledir. Bazı şeyler bizim elimizdedir. Bazıları değildir. Gerçek güven ise belki de her şeyi kontrol edebilmekten değil, kontrol edemediğimiz şeylerin içinde de kendimize güvenebilmekten geçer.
Bu Eylül kendimize daha uzun bir yapılacaklar listesi hazırlamak yerine, daha kısa bir “bırakılacaklar” listesi hazırlayabiliriz.
Her şeyi bilmek zorunda değilim.
Her şeyi çözmek zorunda değilim.
Her şeyi kontrol etmek zorunda değilim. Çünkü bazen yeni bir başlangıç, hayatı daha sıkı tutmakla değil; biraz gevşeyip nefes alabilmekle başlar.
Belki de asıl hatırlamamız gereken; her şeyi kontrol etmeye çalışmak, her zaman güçlü olduğumuzu göstermez. Bazen sadece kendimizi güvende hissetmeye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu gösterir.