Dün yayınlanan köşe yazısında Ramazan ayı vesilesiyle saygı ve paylaşmanın önemine değinmiştim. Aslında aklımda uzun zamandır yazmak istediğim ‘israf’ konu başlığı da yine Ramazan ayı öncesinde kaleme almak istediğim yazı oldu.
Çok klasik cümleler kurmak istemiyorum ama gerçekten gıda israfı konusunda çok dikkatsiz olduğumuz zamanlar var. Bunu da sadece duyumla değil gözlemle de görebiliyorum. Çok fazla alınan ancak ya beğenilmediği için ya da beklerken son kullanma tarihi geçtiği için tüketilmeyen yiyeceklerin ortak kaderi genelde çöplükler oluyor.
Dünya üzerinde bunca insan açlıktan ölürken, bunca insan gıdaya ulaşmakta zorlanırken hatta imkanı olmadığı için alamazken israf etmek hangi vicdana sığar? Köylerde genelde bu durum çok yaşanmıyor. Bir şekilde artan ne varsa değerlendiriliyor. Hiç olmazsa hayvanlara veriliyor ve bir şekilde değerlendirildiği için israfın önüne geçiliyor.
Ancak büyükşehirlerde yaşayanlar olarak bizlerin yaptığı israf gerçekten korkutucu boyutlarda. Çok uzağa bile gitmenize gerek yok. Evlerinizin mutfağını bir düşünün. Pazardan bol bol aldığınız sebzelerin, meyvelerin, marketlerden sanki bir daha hiç üretilmeyecekmiş gibi aldığınız kolay bozulan ürünleri düşünün.
Gözünüzde mutlaka buzdolabınız, raflarınız canlanmıştır. Peki ya çöp kutularınızı düşünüyor musunuz hiç? Genelde aklınıza gelmiyor çünkü atık olarak zaten gidiyor. Peki ya atmadan önce biraz planlı davransak ve israfın önüne geçsek çok daha iyi değil mi? Tabi fazla gelen ve hala tüketim tarihi geçmemiş ürünleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak gibi çok güzel de bir seçeneğiniz olduğunu hatırlatayım.
Çocukluktan beri bizlere ailelerimizde öğretilen nimete saygı vardır. Bir yiyeceği yere düşürmekten bile korkardık hatırlasanıza. Ne oldu da çöpe atarken bu kadar rahat olduk? Bu Ramazan ayı bizim için bir başlangıç olsun ve nimete saygıyı, israf etmemeyi bir kez daha hayatlarımızda uygulayalım. Hayırlı Ramazanlar.

DİĞER YAZILARI