Her sabah aynı bardaktan su içiyorum.
Aynı pencereden dışarı bakıyor, aynı sokakları yürüyorum.
Ama her şey aynı kalmasına rağmen içimde bir şey yerinden oynamış oluyor.
Ve ben bazen sormadan edemiyorum:
Bu tekrarlar içinde gerçekten ilerliyor muyum, yoksa sadece dönüyor muyum?
İnsan yaş aldıkça anlamı daha çok düşünmeye başlıyor.
İlk zamanlar hayatı “olacaklar” üzerinden kurguluyoruz:
Okul bitecek, ev kurulacak, işler yoluna girecek…
Sonra bir gün aynaya bakarken fark ediyorsun:
Olan şeyler seni olduramamış.
Hayat dediğimiz şey çoğu zaman döngülerden ibaret.
Kırıldığın yerler hep aynı,
kaçtığın duygular başka yüzlerle geri dönüyor.
Ve sen her defasında başka biri sanıyor,
ama sonunda aynı yorgunlukla baş başa kalıyorsun.
Bu döngü, cezalandırmak için değil,
fark ettirmek için vardır.
Ama insan, dışını düzeltmeye öyle çok odaklanır ki
içinin sesini duymayı ihmal eder.
“İnsan kendini kandırmaya razıysa, hayat da onu uyandırmaktan vazgeçer.”
— Aslı Ekici
Anlam Nerede?
Anlamın adresi çoklukta değil.
Ne kalabalık bir masada, ne yeni bir şehirde, ne de çok kazanılan paralarda...
İnsan, dışarıdan gelen her şeyle kendini tamamlamaya çalışırken
en eksik kalan hep kendisi olur.
Montaigne’in dediği gibi:
“İnsanın kendi içine bakmaktan başka yolu yoktur.”
Ama bakmak yetmez.
Orada kalmak, orayı anlamak ve orayı onarmak gerekir.
Çünkü insan, kendini tanımadıkça, başına geleni anlamlandıramaz.
Ve anlam veremediği şeyin içinde savrulur, yorulur, tükenir.
Denge: Sükûnetin Beden Bulmuş Hâli
İnsanın nihai yolculuğu bir başarıya, bir unvana, bir sonuca varmak değil...
Bir dengeye yerleşmektir.
Dış dünya çalkantılı olsa da içeride sükûneti koruyabilmek,
her şey dağılırken bile kendine düşmemek.
Bunun için hiçbir ideoloji, hiçbir öğreti yeterli olmaz.
Çünkü denge, bilgiyle değil;
farkındalıkla, sezgiyle, teslimiyetle kurulur.
Ve bu hâl; sahip olmak değil,
olmak hâlidir.
Olduğunda, bir şeyleri ispat etmeye ihtiyaç kalmaz.
Belki de Anlam, Şudur:
Yıllardır dışarıda arayıp bulamadığımız şey,
zaten hep içerideydi.
Bir manzaraya bakarken hissettiğin sessizlik,
bir çocuğun gülüşünde durakladığın an,
veya hiç kimsenin bilmediği bir sabrın içinden geçerken edindiğin güç...
Belki de anlam, kendini tanıdıktan sonra
dünyaya insanca dokunabilmektir.
“İnsanı insan yapan; neye sahip olduğu değil,
neye dönüştüğü ve neyi taşıdığıdır.”
— Aslı Ekici