Sıcak bir yaz gününden sonra güneş batar, akşam serinliği başlar ve o serinlik yumuşak bir esintiyle tüm yüzünüzü sarar. Çellonun sesini her duyduğumda bu mutluluğun benzerlerini yaşıyorum. Mutluluğun size hissettirdiği her ne ise o benim için çello demektir.

Orkestranın bel kemiğini oluşturan yaylı sazların ablası olarak bilinen çello hem solo performanslarda hem de orkestralarda müziğin duygusal derinliğini oluşturan temel çalgılar arasında yer alır. Çellonun en dikkat çekici yönlerinden biriyse, insan sesine en yakın enstrümanlardan biri olarak kabul edilmesidir. Bu nedenle hüzün, özlem, umut ve sevinç gibi birçok duyguyu doğal bir şekilde yansıtabilir. Johann Sebastian Bach'ın solo çello süitlerinden günümüz film müziklerine kadar uzanan geniş repertuvarı, çellonun ne kadar etkileyici bir anlatım gücüne sahip olduğunu gösterir. Yaklaşık 120 santimetre uzunluğundaki bu enstrüman, oturularak ve kucaklaşarak çalınır. Çellolara bir annenin çocuğuna sarıldığı gibi sarılabilirsiniz. Dört teli olan çellonun ses aralığı geniştir. Hem güçlü bas melodilerini hem de tiz duygusal ezgileri dinleyiciye iletir. Diğer bütün enstrümanlarda olduğu gibi çello çalmak oldukça zordur. Bazen saatlerce dik oturmak, çalarken bileklerinizi her zaman tek bir pozisyonda tutmanız gerekir. Yıllar geçtikçe bunu yapmak kolaylaşır fakat çalmaya bir hafta bile ara verirseniz; evdeki tatlı sarman kedinizin ilgisiz kaldığında size küstüğü gibi küser. Bence biraz fazla naz istiyorlar…