Fark etmeden alınan kaloriler: Her gün sabah alarmıyla başlayan, bilgisayar ekranı karşısında devam eden ve akşam yine bir koltukta son bulan o yoğun döngünün içinde, sağlığımızı aslında en çok nerelerde gözden kaçırıyoruz?

Bir diyetisyen olarak bazı danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri şu: "Hocam, aslında gün içinde neredeyse hiçbir şey yemiyorum ama bir türlü kilo veremiyorum, aksine sürekli kendimi yorgun hissediyorum." Bu hafta, o "hiçbir şey yemiyorum" cümlesinin arkasındaki görünmez kahramanları, yani masa başında fark etmeden hayatımıza sızan kalorileri ve bizi tüketen gizli alışkanlıkları masaya yatıralım.

Çekmecedeki "masum" paketli gıdalar ve toplantı ikramları:
İşin aslı şu ki, ana öğünleri atlasak bile farkında olmadan atıştırdığımız o küçük lokmalar günün sonunda devasa bir enerji yüküne dönüşüyor. Bilgisayar başında mailleri yanıtlarken ağza atılan birkaç bisküvi, iş arkadaşının doğum günü diye uzatılan o "küçük" dilim pasta ya da odaklanmayı artırsın diye çekmeceye saklanan paketli atıştırmalıklar… Beynimiz başka bir işe odaklanmışken neyi, ne kadar tükettiğini algılamakta zorlanır. Buna literatürde "farkındasız beslenme" diyoruz. O an size çok küçük gelen bir paket bisküvi, aslında bir porsiyon ana yemeğe eşdeğer kalori barındırabiliyor; üstelik sizi tok tutmadığı gibi, kan şekerinizi hızla dalgalandırıp bir saat sonra daha büyük bir açlık kriziyle geri dönüyor.

Sıvı kalori tuzağı:
Masa başı çalışanların en büyük kurtarıcısı şüphesiz kahve ve çay. "Günde 4-5 bardak kahve içiyorum, kalorisi yok ki" diye düşünebilirsiniz. Eğer içtiğiniz sadece sade bir filtre kahve veya espresso ise haklısınız. Ancak gün içinde o uykulu hali dağıtmak için sipariş edilen şuruplu, kremalı, bol sütlü o havalı kahveler, aslında birer sıvı şeker tuzağı. Sadece bir büyük boy aromalı lattenin, farkında olmadan bir akşam yemeği kadar kalori ve şeker içerdiğini biliyor muydunuz? Yanında içilen asitli içecekler ve hazır meyve suları da cabası.

Peki ne yapılmalı?
Eğer siz de günün büyük bölümünü bir sandalyede geçiriyorsanız, bu döngüyü kırmak sandığınızdan çok daha kolay. Hemen bugün uygulayabileceğiniz küçük ama etkisi büyük adımlar:
-Gözden uzak, gönülden uzak: Masanızın üzerindeki veya çekmecenizdeki paketli, şekerli atıştırmalıkları kaldırın. "Elimin altında dursun" dediğiniz her şey, stres anında ilk sığınağınız olur. Onların yerine çekmecenize çiğ badem, ceviz, paketli kuru meyveler veya kuru süzme yoğurt gibi sağlıklı alternatifler koyun.
-Sıvı seçimlerinizi temizleyin: Kahvenizi şurupsuz ve kremasız, sütünü belki yarım yağlı veya bitkisel tercih ederek sadeleştirin. En önemlisi, masanızda her zaman büyük bir sürahi veya matara bulundurun. Susuzluk hissi çoğunlukla açlıkla karıştırılır; canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde önce büyük bir bardak su içip 10 dakika bekleyin.
-Mola kültürünüzü değiştirin: Kahve molalarını sadece oturup telefona bakarak değil, koridorda ufak bir yürüyüş yaparak, omuz ve boyun esneme hareketleri uygulayarak değerlendirin. Hareket etmek sadece metabolizmanızı canlandırmaz, aynı zamanda zihinsel stresinizi azaltarak duygusal yeme atağının da önüne geçer.

Vücudumuz bir matematik şirketi gibi çalışır; biz unutsak bile o gün içinde ağzımıza attığımız her küçük lokmanın, içtiğimiz her şekerli yudumun hesabını tutar. Sağlıklı beslenmek, hayatı tamamen kısıtlamak ya da saatlerce mutfakta diyet yemekleri hazırlamak demek değildir. Masa başında geçirdiğiniz saatleri, küçük farkındalıklarla çok daha enerjik, hafif ve sağlıklı kılmak tamamen sizin elinizde. Sağlık dolu günler diliyorum!