“Bir toplumda suç bireysel değildir; suç, ihmaller zincirinin en görünür halkasıdır.”
Hannah Arendt
Türkiye’de son yıllarda çocukların ve gençlerin karıştığı şiddet olaylarını yalnızca “anlık öfke”, “gençlik taşkınlığı” ya da “bireysel sapma” olarak okumak, gerçeği perdelemekten başka bir işe yaramıyor. Çünkü bugün karşımızda duran tablo, tek tek çocukların değil; çözülen bir toplumsal yapının ürünüdür.
Resmî veriler bu çözülmenin boyutunu açıkça gösteriyor. TÜİK’in 2024 Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri’ne göre, çocukların karıştığı olay sayısı 612 binin üzerine çıktı ve bu rakam bir önceki yıla göre yaklaşık %10 artış anlamına geliyor. Suça sürüklenen çocuklara isnat edilen suçlarda yaralama ilk sırada yer alıyor. Bu, meselenin münferit değil; şiddet eksenli bir eğilim taşıdığını ortaya koyuyor.
Ancak rakamlar tek başına yeterli değil. Asıl soruyu sormadan tabloyu anlayamayız:
Bu çocuklar hangi iklimde yetişiyor?
Aile: Toplumun İlk Okulu
Bir toplum, bireyi en önce aile içinde şekillendirir. Aile; yalnızca barınma ve bakım yeri değil, çocuğun dünyayla kuracağı ilişkinin ilk provasıdır. Sevgi gören, sınır tanıyan, sorumluluk öğreten bir aile; topluma uyumlu, empati kurabilen ve öfkesini yönetebilen birey yetiştirir.
Ancak denetimsiz, ilgisiz ya da şiddeti normalleştiren bir aile ortamında yetişen çocuk için durum farklıdır. Burada mesele “cehalet” kelimesini küçümseyici anlamda kullanmak değil; bilinçsiz ebeveynliktir. Sınır koymayan, davranışın sonucunu öğretmeyen, çocuğun öfkesini taşımasına rehberlik edemeyen aile; farkında olmadan suç potansiyeli taşıyan bir bireyin zeminini hazırlar.
Bu bir niyet meselesi değil; bir sonuç meselesidir.
Sevgiyle büyütülen çocuk “değer” duygusunu içselleştirirken; ihmal edilen çocuk değeri dışarıda, güçte ve korkutmakta arar. Bu yüzden şiddet, çoğu zaman kötülükten değil; değersizlik hissinden beslenir.
Devletin Duruşu: Belirsizlik Şiddeti Büyütür
Devletin rolü yalnızca suçtan sonra devreye girmek değildir. Devlet, topluma sınır duygusu verir. Ne yapılabilir, ne yapılamaz, hangi davranış hangi bedeli doğurur…
Bugün Türkiye’de gençler için temel sorun cezanın varlığı değil; öngörülebilir olmamasıdır. Hukuki yaptırımlar net ve tutarlı işlemediğinde, özellikle ergenlik dönemindeki birey için “deneme alanı” genişler. Belirsizlik, caydırıcılığı azaltır; risk almayı teşvik eder.
Bu nedenle mesele yalnızca cezaların ağırlığı değil; hukuki tutarlılık ve sürekliliktir.
Şiddet Bir Dil Hâline Geliyor
14–17 yaş grubunda görülen öfke kaynaklı bıçaklı kavga ve ölüm vakaları, psikolojik olarak ortak bir zemine işaret eder:
• Dürtüsellik
• Duygu düzenleme zayıflığı
• Utanç–onur dengesinin bozulması
• Aidiyet arayışı
• Güçle görünür olma ihtiyacı
Bu yaş grubunda kavga, çoğu zaman bir iletişim biçimidir. Söze dökülemeyen öfke, bedende ve eylemde boşalır. Burada “kötü çocuk” yoktur; taşıyamadığı duygularla baş başa bırakılmış çocuk vardır.
Nereye Evriliyoruz?
Eğer bu tabloyu yalnızca “vaka bazlı” okumaya devam edersek, bizi bekleyen şey ani bir çöküş değil; yavaş ama kalıcı bir sertleşmedir. Şiddetin daha erken yaşta normalleşmesi, küçük tetikleyicilerin ölümcül sonuçlar doğurması ve kamusal alanlarda güven duygusunun zayıflaması…
Bu, yalnız gençlerin meselesi değildir. Bu, toplumun geleceğiyle ilgili bir kırılmadır.
İyi birey ile kötü birey arasındaki fark, yalnızca karakterle açıklanamaz. İyi birey; sınır görmüş, sorumluluk almış, sevgiyle büyümüş ve davranışının sonucunu bilen bireydir. Bu zemini sunamayan her yapı —aile, toplum ya da devlet— suçu yalnızca cezayla durduramaz.
Gerçekle yüzleşmek gerekir:
Suç, bireyin içinden değil; ihmallerin toplamından doğar.
Ve şunu artık görmezden gelemeyiz:
Bir toplum, çocuklarına sınır ve anlam sunamazsa; çocuklar bu boşluğu şiddetle doldurur.
Buradaki mesele sertlik değil; hukuki netliktir. Netlik olmadığında sınırlar silikleşir, sınırlar silikleştiğinde ise şiddet normalleşir. Devletin görevi, yalnızca suçtan sonra müdahale etmek değil; bu tür eylemlerin bedelsiz olmadığı mesajını tereddütsüz ve süreklilikle vermektir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bize şunu söylüyor: Genç şiddeti, bireysel öfke patlamalarından ibaret değildir. Bu, aile duruşunun zayıfladığı, toplumsal sınırların bulanıklaştığı ve adaletin kararlılığının sorgulandığı bir iklimin sonucudur. Eğer bu mesele hâlâ yalnızca “gençler bozuldu” cümlesiyle geçiştirilirse, yarın konuşacağımız yaşlar daha da küçülecektir.
Adalet, yalnızca suçtan sonra verilen bir karar değil;
şiddeti daha doğmadan durdurabilen bir devlet aklıdır.
Bu aklı zamanında devreye sokmak ise artık bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur.
Şiddet bir dil hâline geliyor
İletişim Uzmanı Aslı Ekici
Yorumlar
Trend Haberler
Aydın Denizli karayolu trafiğe kapatıldı
CHP Aydın Milletvekili Tezcan'dan istifa kararı!
İzmir merkezli skandalın Aydın ayağı ortaya çıktı!
Aydın’da alarm! O ilçeler için kuvvetli yağış uyarısı
Söke’deki vahşette kahreden detay!
KADES çağrısına müdahale için gitmişti: Aydın’a şehit ateşi düştü!
Reklam