Son zamanlarda hepimizin yaşadığı ama bir türlü adını koyamadığı bir durum var. Bir ortamda konuşuyorsunuz. Kahve, ayakkabı, tatil, spor salonu, kulaklık… Çok da önemli olmayan bir muhabbet. Telefon cebinizde, ekran kapalı. Aradan birkaç saat geçiyor, sosyal medyaya giriyorsunuz ve az önce konuştuğunuz şey karşınıza reklam olarak çıkıyor.
İlk refleks aynı:
“Tesadüf herhalde.”
Ama bu tesadüfler biraz fazla sık olmaya başladı.
Kimse artık telefonun gerçekten dinleyip dinlemediğini tartışmıyor bile. Çünkü mesele orayı çoktan geçti. Asıl mesele şu: Biz bu duruma ne kadar çabuk alıştık?
Bir dönem büyük bir tedirginlik vardı. “Telefonlar bizi mi dinliyor?” başlıklı haberler, uzun uzun okunan gizlilik sözleşmeleri, kapatılan mikrofon izinleri… Şimdi ise aynı şey yaşandığında sadece omuz silkip geçiyoruz. “Normal artık” deyip kaydırmaya devam ediyoruz.
Garip olan şu: Teknoloji şirketleri “dinlemiyoruz” diyor, teknik açıklamalar yapıyor, algoritmalar anlatıyor. Büyük ihtimalle de söyledikleri doğru. Ama kimse artık ikna olmak istemiyor. Çünkü kullanıcı açısından sonuç değişmiyor. Konuştuğun şey karşına çıkıyor. İster mikrofonla olsun ister veriyle, his aynı.
Bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Aslında rahatsız eden şey dinlenmek değil, bu kadar iyi tahmin edilmek.
Ne istediğini senden önce bilen bir sistem var. Ne alabileceğini, neye bakabileceğini, hatta neye sinir olabileceğini hesaplayan bir yapı. Sen henüz karar vermemişken, önüne seçenek koyuyor. Ve çoğu zaman da tutturuyor.
İşin tehlikeli tarafı burada başlıyor. Çünkü bu durum sadece reklam meselesi değil. Alışkanlıklarımız, tercihlerimiz, hatta gündelik ruh hâlimiz bile bu akışın içinde şekilleniyor. Ne göreceğimizi biz seçmiyoruz, bize uygun olan seçilip önümüze konuyor.
Ve biz buna da alışıyoruz.
Eskiden “beni mi dinliyorlar?” diye huzursuz olan insanlar, bugün “zaten biliyor” rahatlığıyla yaşamaya devam ediyor. Belki de en büyük değişim burada. Mahremiyetin kaybolması değil, mahremiyet hissinin önemsizleşmesi.
Bir şeyi söyleyip sonra reklamını görmek artık şaşırtmıyor. Sadece hafif bir duraksama yaratıyor. Sonra geçiyor. Çünkü sıradaki içerik bekliyor.
Asıl soru şu değil:
Telefonlar bizi dinliyor mu?
Asıl soru şu:
Biz ne zamandan beri bu kadar kolay kabulleniyoruz?