Her gün sosyal medyada bir sürü “ben” var. Bir fotoğraf paylaşıyoruz, bir durum güncelliyoruz, bir hikaye ekliyoruz… Ama bu “ben” gerçekten biz miyiz, yoksa başkalarına göstermek istediğimiz bir versiyon mu?

Çoğumuzun farkında olmadığı bir kriz var: Dijital dünyada kim olduğumuzu sorgulamıyoruz ama gerçek kimliğimizle paylaştığımız “ben” arasındaki uçurum büyüyor. Takipçi sayımız, beğeni sayımız, yorumlarımız… Bunlar artık bir nevi sosyal para gibi. Daha çok beğeni almak, daha çok görünür olmak için kendimizi değiştiriyoruz.

Ancak her farkında olmadan oynadığımız bu oyun, zamanla yorgunluk ve tatminsizlik yaratıyor. Çünkü gerçek hayat, ekranlardan ibaret değil. Arkadaşlarımızla yüz yüze konuşmak, bir kafede birini uzun uzun dinlemek, sessiz bir parkta yalnız kalmak… Bunların yerine ekranlarda geçirdiğimiz saatler artıyor ve kendimizi kaybetmeye başlıyoruz.

Belki de çözüm basit: Arada bir “çevrimdışı” olmak. Kendimizi sadece paylaşmak için değil, yaşamak için var etmek. Çünkü gerçek biz, dijital dünyadaki “ben”lerden daha değerli ve daha kırılgan.