Her sabah aynı kaldırımdan geçiyor, aynı durakta bekliyor ve aynı yüzlerle karşılaşıyoruz. Şehrin ritmi o kadar mekanik bir hal aldı ki, adımlarımız bile otomatik bir pilota bağlanmış gibi. Oysa bu sıradan görünen rotaların üzerinde her gün yüzlerce küçük hikaye başlayıp bitiyor. Bir vitrin camında kendini izleyen küçük bir çocuğun merakı, otobüs şoförünün yolcuya uzattığı içten bir tebessüm ya da yağmur başladıktan hemen sonra toprağın yükselttiği o sığınak kokusu… Bizler ise çoğu zaman cebimizdeki küçük ekranların yarattığı yapay dünyalara gömülüp, gözümüzün önünde sergilenen bu devasa tiyatroyu ıskalıyoruz.
İletişim çağında yaşadığımız söyleniyor; fakat belki de insanlık tarihinin en kopuk, en yalnız döneminden geçiyoruz. Yüzlerce sanal takipçimiz, onlarca mesaj grubumuz var ama içimizi kemiren bir kaygıyı paylaşacak tek bir yakın sesi bulmakta zorlanıyoruz. Ekrana dokunarak kurduğumuz bağlar, bir insanın gözlerinin içine bakarak kurduğumuz o sessiz anlaşmanın yerini tutamıyor. Dijital dünyanın sunduğu "hızlı ve zahmetsiz" iletişim, insanın derinleşme ihtiyacını karşılamaktan çok uzak.
Hız tutkusu yalnızca ilişkilerimizi değil, zamanla olan bağımızı da zedeliyor. Her şeyi hemen tüketmek, her bilgiye anında ulaşmak ve her olaya anlık tepkiler vermek istiyoruz. Sabır, yavaşlık ve bekleme kültürü adeta birer yetersizlik semptomu gibi görülüyor. Oysa bir fikrin olgunlaşması, bir dostluğun pekişmesi ya da bir acının kabuk bağlaması zaman ister. Doğada hiçbir şey acele etmez; bir ağaç meyve vermek için mevsimini bekler, bir nehir yatağını sabırla oyar. Bizler ise doğanın bu temel yasasına direnerek sürekli bir "yetişme" telaşı içinde tükeniyoruz.
Günün sonunda elimizde kalan, kaçırdığımız anların pişmanlığı olmamalı. Yaşam kalitemizi belirleyen şey, ne kadar çok şey başardığımız değil; yaşadığımız anlara ne kadar "varlığımızla" katılabildiğimizdir. Belki de ilk adım, zamanın kontrolünü yeniden elimize almak ve her gün kendimize küçük yavaşlama alanları yaratmaktır.
Peki, gün içinde zihninizi bu amansız hızdan çekip çıkarabileceğiniz, kendinizle baş başa kaldığınız küçük ritüelleriniz var mı?