Ülkemiz özelinde konuşacak olursak; kentsel dönüşüm, konut üretimi ve altyapı projeleri ile ekonomik hareketliliği doğrudan belirleyen, bunlarla birlikte ekonomik çarpan etkisi sayesinde imalat, hizmet ve finans gibi geniş bir alanda kilit rol oynayarak doğrudan ve dolaylı olarak 250'den fazla alt ve yan sektörü etkileyen ve bu etki ile istihdam yaratılması ve sermaye akışının hızlandırılması noktasında aktif rol oynayan inşaat sektörü tüm bu özellikleri ile ülkemizin ekonomisinin lokomotifi ve en önemli stratejik sektörlerinden biridir.
Elbette gayrisafi millî hasılaya kısa vadede yüksek oranda katkı vermesi nedeniyle ülkemizin ekonomisinin en temel lokomotiflerinden biri olarak görülen inşaat sektörünü yalnızca konut üretimi ve alt yapı projelerinden ibaret görmek eksik bir bakış açısı olur. Konut üretiminin yanı sıra sanayi, ulaştırma ve enerji yatırımlarını da kapsayan, tüm bunların yanı sıra çimento, demir-çelik, seramik, cam, mobilya, lojistik ve mühendislik gibi birçok alanda ekonomik hareketlilik oluşmasında da pay sahibi olan stratejik bir sektördür inşaat sektörü.

Tabi bugün ki köşe yazımda sahada aktif mesai harcayan İnşaat Mühendisi biri olarak inşaat sektörünün özellikle konut üretimi projelerindeki “kalitesiz işçilik” sorununu ele alacağım. Elbette son yıllarda gerek ülkemizde gerekse de dünyada yaşanan şiddet büyüklükleri yıkıcı özellikteki depremler sonrası inşaat sektöründeki yeniden inşa çalışmalarında kalite ve güvenlik odaklı dönüşümde hayati önem kazanmıştır. Kaliteli malzeme, kaliteli işçilik ve malzeme artı işçilik sürecinin uygulama esnasındaki denetimi gerek can ve mal güvenliğini sağlamak gerek deprem gibi risklere karşı dayanıklı yapılar üretmek ve gerekse de yasal mevzuatlara uygun şekilde yapının üretiminin sağlanması açısından hayati bir önem taşır.

Tabi sahada aktif rol alan kişiler olarak mustarip olduğumuz en önemli sorunların başında sektördeki kalitesiz işçilik ve denetimsizlik sorunları geliyor. Gerek ara eleman eksikliği, gerek tecrübeli ve yetkin işçilerin azlığı, gerek usta çırak arası kuşak çatışmasının yaşanması, gerek belgeli usta zorunluluğunun sahada tam denetlenememesi gerekse de denetimsiz taşeron kullanımı ne yazık ki inşaat sektöründe karşılaştığımız kalitesiz işçilik sorunlarının en temel sebepleri.

Baktığımız zaman ülkemizde yönetmelikler noktasında hiçbir eksiğimiz yok hatta Avrupa ülkeleriyle oldukça benzer ve çağdaş standartlara sahip yönetmeliklere sahibiz. Özellikle 2018 sonrası revize edilen Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ile dünya standartlarına oldukça yakın seviyede Bina Deprem Yönetmeliğine sahibiz. Ancak yönetmeliklerin etkili olması için sahada doğru ve bilinçli bir uygulamanın olması gereklidir ve bu hususta karşılaştığımız en önemli sorun ise uygulayıcıların yani ustaların, kalfaların ve işçilerin yeterli teknik bilgiye sahip olmamalarıdır. Örneğin kaba inşaat noktasında belirtecek olursak etriye aralıklarının fazla bırakılması, kolon donatısının yanlış yerleştirilmesi veya beton dökümünde vibrasyonun yetersiz uygulanması gibi ciddi yapısal sorunlar bu bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.

Bunun yanı sıra ülkemizde inşaatta üretim kalitesizliğinin en önemli unsurlarından biri de müteahhitlik sisteminin denetimsizliğidir. Bugün ülkemizde dileyen herkes, belirli belgeleri alarak “müteahhit” kimliğine sahip olabilir. Teknik bilgi ve birikimi olmayan, finansal yeterliliği bulunmayan, hatta çoğu zaman mimar veya mühendis bile istihdam etmeye tenezzül dahi etmeyen kişiler yapı üretimine girebiliyor ve bu sebepte ne yazık ki inşaat sektöründe kalitesiz bir işçilikle üretilmiş yapıları konutları doğuruyor. İnşaattaki kalitesiz işçilik ve üretimin bir sonraki sebeplerinden biri de ne yazık ki sahadaki denetim mekanizmasının yetersizliğidir. Bu hususta üzülerek ifade etmem gerekirse özellikle turizm bölgelerinde yapı denetim firmaları ve onlarla ilişkili numune test laboratuvarları çoğu zaman sadece evrak üzerinde kontrol yapıyor. Gerçek anlamda sahada şantiye takibi gibi süreçler ya eksik yapılıyor ya da hiç yapılmıyor. Ayrıca bu firmaların bazıları ‘ki bu noktada herkesi töhmet altında bırakmak istemem’ fakat ne yazık ki müteahhit firmalarla çıkar ilişkisi içinde olduğundan yada personel eksikliği kaynaklı problemler yaşandığından, denetim bu noktada bağımsızlığını da yitirebiliyor. Bu durum da yönetmeliklere uygun olmayan yapılar inşa edilmesine rağmen ruhsat almasına ve kullanılmasına yol açıyor. Bu sebeplere şantiye şeflerinin imalat hatalarına, denetim uyarılarına, eksik işlere veya iş güvenliği itirazlarına karşı çalışanları uyarmasına rağmen çalışanların kendi bildiğini okuması aşırı tepkilerde mimar mühendis arkadaşlarıma karşı sözlü ve filli şiddet unsurlarını da eklersek ne yazık ki tüm bu sorunlar tamamen kalifiyesiz personel ve denetimsizlik sonucu ortaya çıkan sorunlar silsilesi olarak karşımıza çıkıyor. Yine de tüm bu sorunlar silsilesi karşısında işini yönetmeliklere uygun kaliteli malzeme kullanımı ve kaliteli işçilikle konutun ya da yapının üretimi noktasında önem gösteren kimseler yok mu? Elbette var, fakat her işte olduğu gibi özellikle konut üretimi noktasında doğal afetlere, aşınma ve yıpranmaya karşı dirençli olan, uzun yıllar boyunca güvenle kullanılabilecek yapıların inşası noktasında ehliyet ve liyakat sahibi kimselere bu tür üretimler emanet edilmeli aksi takdirde yapılan konutlarda huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürülmesi birçok kimse tarafından sorunlu hale gelecektir.

Özellikle 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27. Yıl dönümü vesilesi ile inşaat sektöründe denetimlerin kağıt üzerinde değil fiili olarak daha sağlıklı yapılması ve yapılan işçiliklerin daha kaliteli hale getirilmesi tüm bu unsurların yanında yapılacak konutların ehliyet sahibi müteahhit kimselere verilmesi ayrıca da saha personelinin yani mimar, mühendis ve benzeri meslek gurubu arkadaşlarımızın da tecrübeli kimseler arasından seçilerek bu tür konutlara sorumlu olarak atanması huzurlu, sağlıklı ve dayanıklı konutların inşası noktasında önemli ve değerlidir.

Bu duygu ve düşüncelerim ile teknik bilgiye sahip, deneyimli mühendis ve mimarlarla çalışan, projeyi sadece mali kazanç açısından değil, mühendislik etiği ve toplumsal sorumluluk çerçevesinde değerlendiren müteahhitlerin çoğaldığı, İnşaat sürecinde kullanılan malzemenin kalitesinden, işçilik detaylarına kadar her aşamada iş güvenliğine önem veren, şeffaf, liyakat sahibi hesap verebilir şekilde çalışan işçilerin çoğaldığı ve tüm bunların yanı sıra denetim mekanizmasının samimi ve etkin şekilde yapıldığı konutlarda sağlık ve huzurla yaşadığımız günlerde buluşmak dileği ile herkese selamlarımı, sevgilerimi ve muhabbetlerimi sunuyor, 17 Ağustos Marmara Depremi ve sonraki depremler dolayısı ile vefat etmiş tüm deprem şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ise sabırlar dileyerek, bu tür acıların ve felaketlerin tekrardan yaşanmaması dileğim ile tüm kıymetli okuyucularıma saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum.