Her yaz mevsimi yaklaştığında içimizi kaplayan o tanıdık ama bir o kadar da ürpertici endişe, son yıllarda kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüştü. Gökyüzünü kaplayan simsiyah dumanlar, ciğerlerimize dolan yanık kokusu ve ekranlara yansıyan alevler… Orman yangınları artık sadece coğrafi bir felaket ya da takvimlerin belli dönemlerine sıkışmış "doğal olaylar" değil; gezegenimizin ve hayatlarımızın karşı karşıya olduğu en somut, en yakıcı krizlerden biri.

Peki, nasıl oldu da yeşilin her tonuyla hayat bulan o kadim ormanlar, birer kül yığınına dönüşmeye bu kadar yaklaştı?

Sadece Ağaçlar Değil, Bir Ekosistem Yanıyor
Orman yangınlarını konuşurken yapılan en büyük hatalardan biri, hasarı sadece kaybolan hektarlarla ya da kesilen ağaç sayılarıyla ölçmektir. Oysa yanan her hektar orman; binlerce yıllık toprağın, mikroskobik canlıların, kuşların, karıncaların, kaplumbağaların ve daha nice canlının yuvasının yok olması demektir. Alevlerin arasında yükselen o sessiz çığlık, yalnızca ağaçların gövdelerinden değil, bir bütün olarak yaşamın kendisinden yükselir.

Yangın sonrasında geriye kalan kapkara manzaralar, sadece görsel bir yıkım sunmaz; biyolojik çeşitliliğin onarılamaz şekilde yara aldığını, ekolojik dengenin kökünden sarsıldığını yüzümüze çarpar. Toprak verimliliğini kaybeder, su kaynakları kurur ve o bölgenin iklim yapısı geri dönülemez biçimde değişir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz yangınların ölçeği ve hızı, geçmişte tanık olduklarımızdan çok farklı. İklim krizinin getirdiği rekor sıcaklıklar, düşen nem oranları ve şiddetlenen rüzgarlar, ormanları adeta patlamaya hazır birer barut deposuna çeviriyor. Ancak bu barut deposuna ilk kıvılcımı çakan çoğunlukla yine insan eli oluyor.

Yol kenarına fırlatılan bir cam şişe, söndürülmeden bırakılan bir piknik ateşi, anız yakma alışkanlığı ya da dikkatsizce atılan bir izmarit… Doğanın kırılganlaştığı bu hassas dönemlerde yapılan en küçük bir ihmal, binlerce hektarlık bir felaketin fitilini ateşleyebiliyor. İklim krizi yangının yayılma hızını ve şiddetini artırırken, insan ihmali ise o yıkıcı süreci başlatan ana anahtar haline geliyor.

Kriz Yönetiminden Risk Yönetimine Geçiş
Her yangın mevsiminde aynı tartışmaların etrafında dönüp duruyoruz: Uçak sayıları, müdahale ekipleri, söndürme teknolojileri… Şüphesiz ki yangın anında hızlı ve etkili müdahale hayati önem taşır. Ancak asıl odaklanmamız gereken nokta, alevler yükselmeden önce alacağımız tedbirlerdir.

Artık kriz anını yönetmenin ötesine geçip risk yönetimi anlayışını benimsemek zorundayız. Orman içi ve çevresindeki yapılaşmanın denetlenmesi, erken uyarı sistemlerinin ve teknolojik altyapının güçlendirilmesi, orman köylülerinin ve toplumun yangın bilinci konusunda eğitilmesi, yangın emniyet şeritlerinin doğru planlanması gibi önleyici adımlar, söndürme çalışmalarından çok daha az maliyetli ve hayat kurtarıcıdır.