Türk siyasetinde 24 saatin uzun bir süre olduğu söylenir.
Ömer Karakaş sayesinde artık biliyoruz ki beş gün, bir siyasi ömürmüş.
Çünkü bundan yalnızca beş gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kürsüye çıkan İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş'ın sesi oldukça gürdü.
Sözleri keskin, hükümleri ağırdı.
“Çerçeve Yasa” üzerinden yürüyen tartışmada “evet” diyecek olanları yalnızca siyasi olarak eleştirmiyor, meseleyi doğrudan ihanet kavramıyla tarif ediyordu.
Aradan beş gün geçti.
Bugün Ömer Karakaş, kurucusu olduğu ve milletvekili seçildiği İYİ Parti'den istifa etti.
Şimdi AK Parti'ye katılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine parti rozetini takması bekleniyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Sayın Karakaş, beş günde ne değişti?
Çerçeve Yasa mı değişti?
“Terörsüz Türkiye” süreci mi değişti?
Abdullah Öcalan konusunda iktidarın politikası mı değişti?
AK Parti mi değişti?
Yoksa değişen yalnızca Ömer Karakaş mı?
Bu sorular önemlidir.
Çünkü Karakaş'ın geçmişine baktığınızda karşınıza AK Parti'ye birkaç küçük eleştiri yöneltmiş, zaman zaman iktidarla fikir ayrılığına düşmüş sıradan bir muhalefet milletvekili çıkmıyor.
Tam tersine…
Karakaş, “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı en sert konuşmaları yapan milletvekillerinden biriydi.
İYİ Parti'yi bu sürece karşı mücadelenin “amiral gemisi” ilan etmişti.
“Sonuna kadar karşı çıkacağız” diyordu.
“Her türlü mücadeleyi vereceğiz” diyordu.
Şehitlerin kemiklerinin sızlayacağından söz ediyordu.
Meclis kürsüsünde Öcalan üzerinden iktidara çok ağır eleştiriler yöneltiyor, Barzani'nin Türkiye ziyaretindeki görüntülere tepki gösteriyor, hükümeti millî meseleler üzerinden sorguluyordu.
Bunlar aylar önce söylenmiş ve unutulmuş birkaç cümle de değil.
Daha birkaç gün önce aynı siyasi çizginin üzerine basarak konuşuyordu.
Şimdi aynı seçmenin şu soruyu sormaya hakkı yok mu?
O gün söyledikleriniz doğruysa bugün yaptığınız nedir?
Daha açık soralım:
Beş gün önce “ihanet” diye tarif ettiğiniz siyasi çizginin beş gün sonra rozetini takmaya hazırlanıyorsanız, insanlara iki ihtimal bırakıyorsunuz.
Ya beş gün önce söylediklerinize inanmıyordunuz.
Ya da bugün yaptığınıza inanmıyorsunuz.
İkisinin ortasında üçüncü bir siyasi erdem alanı bulmak gerçekten zor.
Üstelik mesele yalnızca “Terörsüz Türkiye” tartışması da değil.
Ömer Karakaş geçmişte AK Parti iktidarını ekonomiden tarıma, bütçeden kamu kaynaklarının kullanımına kadar çok ağır ifadelerle eleştirdi.
Meclis kürsüsünden iktidarın ülkenin tarım ve hayvancılığını çökerttiğini söyledi.
“Tek adam rejimi” dedi.
Kamu mallarının yandaşlara peşkeş çekildiğini savundu.
Aydın'ın arazileri üzerinden iktidara “Bıkmadınız mı cumhuriyetin kazanımlarını satmaktan?” diye seslendi.
Bir bütçe konuşmasında işi daha da ileri götürerek iktidarın hazırladığı bütçeyi “faizcilerin” ve “yandaş müteahhitlerin” bütçesi olarak nitelendirdi.
Şimdi bütün bunları söyleyen siyasetçi aynı partiye doğru yürüyorsa, mesele artık parti değiştirme özgürlüğü değildir.
Mesele siyasi tutarlılıktır.
Elbette bir milletvekili partisinden istifa edebilir.
Elbette siyasi görüşü değişebilir.
Elbette dün yanlış düşündüğünü söyleyip bugün başka bir siyasi çizgiyi benimseyebilir.
Bunda demokrasi açısından hiçbir sorun yoktur.
Ama bunun bir siyasi etiği vardır:
Çıkarsınız milletin karşısına ve dersiniz ki:
“Ben yanılmışım.”
“Dün söylediklerimin arkasında değilim.”
“AK Parti konusunda düşüncelerim değişti.”
“Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önceki değerlendirmelerimin yanlış olduğunu düşünüyorum.”
Bunu söylerseniz en azından seçmene bir açıklama borcunuzu ödemeye çalışmış olursunuz.
Ama dün kürsü yumruklayıp bugün rozet takarsanız, ortaya siyasi fikir değişikliğinden çok daha büyük bir problem çıkar.
Çünkü milletvekilliği yalnızca kişinin kendi siyasi kariyeri değildir.
Ömer Karakaş 2023'te Aydın'da seçmenin karşısına AK Parti milletvekili adayı olarak çıkmadı.
İYİ Parti'nin adayı olarak çıktı.
İYİ Parti seçmeninden oy istedi.
O seçmenin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi.
Dolayısıyla bugün cevap vermesi gereken asıl makam ne İYİ Parti Genel Merkezi'dir ne de AK Parti Genel Merkezi.
Aydın seçmenidir.
Aydınlı seçmenin sorması gereken soru da son derece basittir:
“Biz sana hangi siyasi görüşü temsil etmen için oy verdik?”
Daha da önemlisi:
“Biz oy verirken bugün AK Parti'ye geçeceğini bilseydik yine sana oy verir miydik?”
İşte temsil ahlakının başladığı yer tam olarak burasıdır.
Türkiye'de siyasetin en büyük sorunlarından biri artık insanların parti değiştirmesi değil; söyledikleri sözlerin hiçbir bedelinin kalmamasıdır.
Dün “ihanet” denilen şey bugün “hizmet” olabiliyor.
Dün “peşkeş” denilen siyaset bugün “Türkiye Yüzyılı” olabiliyor.
Dün “tek adam rejimi” denilen yapı bugün siyasi adres olabiliyor.
Dün mücadele sözü verilen parti, bugün rozet takılacak partiye dönüşebiliyor.
Hem de yıllar içerisinde değil.
Aylar içerisinde bile değil.
Bazen yalnızca beş günde.
Bu nedenle Ömer Karakaş'ın İYİ Parti'den istifasının kendisi beni fazla ilgilendirmiyor.
AK Parti'ye geçmesi de tek başına mesele değil.
Benim merak ettiğim başka:
Beş gün önce yeni siyasi rotasına yönelik en ağır sözleri söyleyen kendisiyle aynada yüz yüze geldiğinde ilk sözü acaba ne olacak?
Bize yalnızca iki konuşmanın tarihini yan yana yazmak kalıyor.
9 Ağustos 2026.
14 Ağustos 2026.

Türk siyasi tarihinin en uzun beş gününden biri.