“Pamuk üretiminde tünelden önceki son çıkış kaçarsa üretim 300 bin tona düşer”
Ulusal Pamuk Konseyi ve Aydın Ticaret Borsası Başkanı Fevzi Çondur önceki yazımda pamuk ve onunla bağlantılı sektörlerin aynı gemide oldukları görüşünü anlatmıştı. Tekstil ürünleri tüketicilerinin tercihlerinin değiştiğini, bilinçli tüketici malı alırken sertifikasını görmek istediği tespitini yapmıştı. Çondur tekstile bağlı tüm sektörlerde rakip ülkelere göre maliyetlerin çok yüksek, desteklerin az olduğu görüşünü savunup yine de Türk pamuğunun üstün özellikleri nedeniyle tekstilimiz hatırı sayılır bir ihracat yapabildiğini anlatmıştı. Bu yazımda da Feyzi Çondur görüşlerini açıklamalarına devam ediyor.
Başka ülkelerle rekabette ne düşünüyor?
“Pamuk üretimiz GDO’suz olması, verimlilikte dünya ortalamasının oldukça üzerinde(ilk 5) olması, Ege pamuğunun tercih edilme özelliği nedeniyle, dünya piyasalarında avantajlı bir konuma sahipse de üretim maliyetimizin yüksek oluşu nedeniyle rekabet etme de zorlanıyoruz. Bizim sorunumuz şu. Türkiye rakip ülkelerin binlerce dekar ekim alanlarına karşılık, oldukça düşük 56 dönümlük ortalama ekim alanına sahip. Brezilya gibi ortalam 1000-1500 dekarlık pamuk ekim parsellerine sahip ülkelerle bu maliyetlerle rekabet etme şansımız yok. Brezilya gibi yeni ekim alanları açamayacağımıza göre pamuğumuzun kalitesini geliştirmemiz gerekiyor. Brezilya’nın ayrıca sayısız su kaynakları ve yılda iki kez ürün alma avantajı da var. Onların maliyetleri düşük, bizim maliyetlerimiz yüksek, ama kalitemizde yüksek.
Pamuk tohumu, çırçır, iplik, tekstil sanayisi ve lisanslı depoculukla ilgili görüşleri…Pamukta kaliteyi artırmak tohum seçimiyle başlıyor. Tohum ekiminde Ege’ye has tüysüz çeşitlerini tercih etmeliyiz. Son beş altı yıldır bu tüylü pamuk çeşitlerinin ekilmesi kalitede çok büyük düşüşlere neden oldu. Bu işin ilk adımı. Çıçırlamaya gelelim. Üreticilerin riskini emanet sistemiyle çırçırcılar üstlenmeye başladı. Çırçır fabrikaları bu riski lisanslı depoda kaybedemiyorlar. Lisanslı depo tebliğine göre çırçır fabrikalarına imtiyaz söz konusu değil. Üreticiler bu imtiyaza sahip ama üreticilerde pamuğu işlemeden lisanslı depoya koyma şansları yok. Bu destekleme modeliyle üreticinin lisanslı depoya mal koyma şansı olmadığını Bakanlığa ilettim. Bu desteklemenin üretici adına çırçırcılara yapılması gerektiğini Bakanlık yetkililerine anlattım. Bu çok önemli. Bizim lisanslı depoculuğu kurma amacımız neydi? Ürünün kalitesinde standardın sağlanması. Uluslararası rekabetin sağlanması. Arzın yüksek olduğu dönemde sigorta görevi görmesi. Arzın düşük olduğu dönemde buradaki ürünlerin satılması. Lisanslı depoya konulan artık emtia, tarım ürünü değil Nasıl ABD’de vadeli işlemler borsası var. Biz bu sistemi Türkiye’de uygulamaya çalıştık. Bu iş ne yazık ki başarı sağlamadı. Bunun yolu malın lisanslı depoya girmesinden geçiyor. Lisanslı depoya girmesi için de üreticiye değil o malı alan çırçırcılar aracılığıyla desteklemenin yapılması gerekiyor. Mevcut durumda üretici çırçırcıya. Çırçırcı iplikçiye emanete mal veriyor. Bu sefer ne oluyor? Arzınızla taleple oynuyorsunuz. Daha fiyat artmadan iplik sanayisini doyurmuş oluyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki pamuğa talep gelmedi. Gelmez böyle. İplikçi emanetten talebini karşılıyor. İplik fabrikalarının da sıkıntıları var. Yüksek girdiler, Enerji ve işçilik maliyetleri yüzünden onlar da rakip ülkelerle rekabet etmede büyük sorun yaşıyorlar. Bu ülkelerle bizim rekabet şansımız yok gibi görünüyor. Burada Hindistan örneğini vereceğim. İplik alıcısı iplik almak için, Hindistan’dan 3 dolar 50 cent fiyat alıyor. Aynı firma Bangladeş’tense 3.10 cent teklif alıyor. Hindistan hükümeti iplikçiye sen 3 dolar 10 cente sat aradaki 0,40 centi ben vereceğim diyor. Sanayinin dönen çarkları durmaması gerekiyor. Son bir yılda tekstil ve konfeksiyondan binlerce işçi çıkarıldı. Sektörde iflas eden konkordato ilan eden firmalar var. Sektörün kan kaybetmemesi için devlet desteğinin pamuk üretiminden tüketiciye kadar verilmesi, sorunların tek tek giderilmesi gerekiyor. Bu sorunları gideremezsek ciddi bir istihdam kaybı olacak. Tekstilde biz işe yeni başlamadık. Bizim birikimimiz var. Türkiye’nin tekstili dünyada önemli bir yere sahip. Dünya ülkelerine göre sadece markalaşmada geç kaldık ama onda da kötü değiliz. Bu sistemi topyekûn düzeltmemiz gerekiyor. Ülke ekonomisine 50 milyar dolardan fazla getirisi olan bir tekstil sektörü var. Bu yalnız ihracattan gelen miktar. Bunun daha istihdamı ve yan sektörleri var. Bu nedenle ülkemizin en büyük sektörünü kolsuz kanatsız bırakmamamız gerekiyor. Girişimlerimiz bu yönde. Tüm yetkililere bunları anlatıyoruz. Devletimizden destek bekliyoruz.”
Pamuk ve pamukla ilgili sektörlerin desteklenmesinde acil eylem planı…
“Destekleme konusu en son Maliye Bakanlığı'nın işi. İşin doğrusu yetkililerle konuştuğumuzda hep Bakanımız Mehmet Bey’i işaret ediyorlar İş paraya dayanıyor. Talebimiz iletildiğinde Bakan Bey; 2026 sıkı para politikası uygulandığı cevabını alıyoruz. Bizim üretebilmemiz için özellikle pamuk üretimi için desteklemenin acil yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Yardımcımız aracılığıyla sayın Cumhurbaşkanımıza durumu anlattık. Bu durum çok acil. Lütfen bize bir kaynak bularak yardımcı olun dedik. Bunu başarır mıyız bilmiyorum. Biz acil eylem planı istiyoruz. Tünelden önce son çıkış cümlesi vardır ya işte o son çıkıştayız. Bu yıl acil müdahale yapılıp pamuk üretimini destekleme yapılmazsa önümüzdeki dönem pamuk üretimi 300 bin tonun altına düşebilir.”
Umarım pamuk üreticisi başta olmak üzere tüm sektöre acil can suyu niteliğinde destek sağlanırsa, bir zamanlar ülke ihracatının ve istihdamının lokomotifi olan tekstil sektörü rahat bir nefes alır.