Bir ülkenin sessiz çığlığı, bazen ağaçların arasından yükselir.
Dün Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde çıkan orman yangını, sadece binlerce ağacı değil, 11 canı da beraberinde götürdü. İçlerinde orman işçileri vardı, gönüllüler vardı… Ellerinde hortum, gözlerinde umut, sırtlarında ülkenin en ağır yüküyle, alevlere yürüdüler.
Ama bu yangın, sadece doğayı yakmadı. Vicdanı da yaktı.
Türkiye’nin göğsünde bir yara daha açıldı. Yine geç müdahale, yine zayıf altyapı, yine “neden?” sorusuna cevap veremeyen yetkililer… Her yaz aynı senaryoyu izliyoruz. Aynı sessizlik, aynı ilgisizlik. Yangınlar geliyor, biz sadece bakıyoruz. Sönmeyen şeyin sadece ormanlar değil, ihmalin ateşi olduğunu unutarak.
Onlar kahramandı. Ama hiçbir filmde başrol olamayacaklardı.
Çünkü bu ülkede yangına koşanlar, susturulanlardır. Onlar öldüğünde sadece bir satır olur haberlerde, birkaç dakikalık sessizlikte adı geçer. Sonra her şey kaldığı yerden devam eder. Ta ki bir sonraki yangına kadar...
Peki biz?
Biz ne kadar farkındayız bu sessiz çöküşlerin?
Sadece ormanlar değil yanan; sistemin içinde görünmeyen insanlar da tutuşuyor.
Ve her seferinde daha az umut kalıyor geride.
Artık yangınlardan sonra "kaç hektar alan yandı?" diye değil,
"Kaç insan daha göz göre göre feda edildi?" diye sormalıyız.