Değerli dostlarım bildiğiniz üzere “su” insanoğlu için olduğu kadar diğer canlılar, ekosistemler ve yaşam alanları için de var olma ve varlığını devam ettirme açısından değeri tartışılmaz, yaşam için vazgeçilmez önemli bir kaynaktır. Dünyamıza baktığımızda Dünya yüzeyindeki mevcut suyun yüzde 1,2'den daha az bir kısmı ekosistem ve insan kullanımına elverişli tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Bununla birlikte doğanın sürdürülebilir dengesi açısından en önemli faktör olan suyun miktarı Dünya nüfusundaki artış, suyun kullanım alanlarının genişlemesi ve küresel sıcaklık artışı ile beraber her geçen gün ne yazık ki azalıyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre son 100 yılda, küresel tatlı su kullanımı 6 kat artmış olup, 1980’den bu yana her yıl kabaca %1 oranında artmaya devam ettiği öngörülmektedir.

Peki ülkemizde durum nasıl?

Resmî Gazetede Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ekiyle yayımlanarak yürürlüğe giren Değişen İklime Uyum Çerçevesinde Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2033) kapsamında yapılan açıklamaya göre dünyanın toplam su varlığının yüzde 1,2’sinden bile daha az olan erişilebilir tatlı su kaynakları başta kirlilik, kuraklık, iklim değişikliği, nüfus artışı, su kayıpları, sürdürülebilir olmayan aşırı kullanımlar gibi pek çok tehditle karşıya karşıyadır.
Yapılan araştırmalara göre ülkemiz de benzer sorunlarla yüz yüze. Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynaklarımız her geçen gün azalıyor. Birçok insan ülkemizin su zengini bir ülke olduğunu düşünüyor ancak rakamlar; iklim değişikliğinin de etkisiyle, Türkiye’nin her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaştığını işaret ediyor. Şu an yaklaşık 1.500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 2030’da 1.100 metreküplere düşeceği, 2040’larda ise 700 metreküplere kadar gerileyebileceği öngörülüyor. Bir ülkede kişi başına düşen su miktarı 1700 metreküpün üzerindeyse su zengini, 1000-1700 metreküp arasında ise su stresi, 1000 metreküpün altındaysa su fakiri kategorisinde yer alıyor. 500 metreküpün altı ise aşırı kıtlık olarak nitelendiriliyor. Bu bakımdan, Ülkemiz “su stresi” sınıfında yer almaktadır.
Veriler ışığında diyebiliriz ki daha önce her 10 yılda bir yaşanan kuraklıklar, bundan sonra 5-6 yılda bir hatta bu zaman aralığı çok daha kısa bir zaman dilimi aralığı olarak karşımıza çıkacak. Bu sebeple suyun daha verimli kullanımı artık bir seçenek değil, zorunluluktur. İnsanlık olarak azalan yağışlar, artan sıcaklıklar ve barajların doluluk oranlarındaki düşüşler nedeniyle ciddi bir risk ve tehlike ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak, sofralarımızı bereketli tutmak, doğamızı korumak için her bir su damlasını değerlendirmeli ve kıymetini bilmeliyiz.
Bireysel su kullanımlarında bilinçsiz kullanımlar sebebiyle günlük kişi başı 93 litreye kadar su israfının yapıldığı günümüzde kullanıcılara suyun verimli kullanılmasına ilişkin farkındalık çalışmaları yürütülmeli ve bunun yanı sıra özellikle tarım ve turizm şehri olan Aydın’ımız başta olmak üzere bölgemizde ve ülkemizde çiftçilerden sanayicilere kadar toplumun her kesimini kapsayacak şekilde eğitim, farkındalık, çalıştay, toplantı, saha etkinlikleri çok daha etkin ve verimli şekilde gerçekleştirilmeli ve bu farkındalık çalışmalarının vatandaşlarımız tarafından benimsetilmeli ve hayata geçirilmesi ivedilikle hedeflenmelidir. Unutmayalım ki su geleceğimizdir ve geleceğimizi boşa harcamayalım.
Sözlerime son verirken geçtiğimiz günlerde Eskişehir'deki orman yangınına canları pahasına müdahale ederken şehit olan orman çalışanı ve AKUT gönüllüsü vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza ise Allah’tan şifa diliyorum.
Ve son olarak 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı dolayısıyla Hedef Gazetesi çalışanlarımız başta olmak üzere Aydın’ımızın sesi, hafızası ve vicdanı olan tarafsız ve özverili tüm basın çalışanlarının 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı tekrardan tebrik ediyor, hayatını kaybetmiş tüm basın mensuplarımızı bu vesileyle rahmet ve dua ile anıyorum. Umarım turizm şehri olan Aydın’ımız bir basın müzesine ivedilikle sahip olur ve şehrimizin basın tarihinin hafızası bu güzide eserle ilelebet canlı kalır.

Değerli dostlarım bu duygu ve düşüncelerimle bir sonraki konu başlığımızla tekrardan sizlerle görüşmek dileği ile sevgiyle, afiyetle ve muhabbetle kalın. Selam ve dua ile…